<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269</id><updated>2012-02-16T21:29:22.958+02:00</updated><category term='Konuk Yazarlar'/><category term='Haberler'/><category term='Öğretmenlerimizin Yazıları'/><category term='Atatürk'/><category term='Cumhuriyet'/><category term='Ders Notları'/><category term='Çanakkale Zaferi'/><category term='Depremler'/><category term='Denemeler'/><category term='Biyografiler'/><category term='Kitaplar'/><category term='Hikâyeler'/><category term='Şiirler'/><category term='Piyes'/><title type='text'>GENÇ GÖRÜŞ</title><subtitle type='html'>SÖKE HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİ 
&lt;br&gt; HİLÂL GÜLER - SİTE KURUCUSU 
&lt;br&gt; OYHAN HASAN BILDIRKİ - SİTE ADMİNİ</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>113</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1961637860626498914</id><published>2011-03-13T00:36:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:37:23.261+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Depremler'/><title type='text'>DEPREMİN ANA KAYNAKLARI</title><content type='html'>Depremin ana kaynağını araştırmak zorundayız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir anatomik yapıya sahibiz ki, dünyada yaşayabilmemiz için bize lazım olan elektrik ve magnetizma ile iç içe bulunmaktayız. İlk bakışta, elektrik ve magnetizmanın canlılara olumlu etki yaptığı şaşırtıcı olabilir. Hatırlayalım ki, insan vücudu bir elektrik deposudur. Canlıların büyümesi, gelişmesi bitkilerin yeşermesi, meyvelerin olgunlaşması gibi güzel neticeler yanında kötü tesirlerin de oluşması çevrenizdeki elektrik ve magnetizma yapılarının değişken olması sonucudur. Atmosferde değişken yapıya sahip olan elektrik ve magnetizma yağmur, rüzgâr, kar gibi bildiğiniz mevsimlik etkilen de bünyesinde barındırır.&lt;br /&gt;Dünyanın oluşumu, gelişimi sonucu yapısında var olan elektrik ve magnetik yapıyı yok etmeye kimsenin ne gücü ne de bilgisi yeter. Hele magnetik yapıyı değiştirmeye imkân ve ihtimal yoktur. Doğduğumuz günden ölünceye kadar elektrik ve magnetik yapıyla yaşamak zorundayız.&lt;br /&gt;Deniz ve atmosfer, bu ikili kendi başlarına yağmur yağdıramayacakları gibi elektrik ve magnetik yapı da tek başlarına işe yaramazlar. Nasıl, yaşamamız, gelişmemiz için hava, su, ekmek gerekir diyorlarsa, elektrik ve magnetizma olmadan canlı büyüyemez, gelişemez. Bu ikili ile iç içe yaşamak zorundayız. Bu ikiliden en önemlisi "magnetizma'dır.&lt;br /&gt;Dünyanın yapısı itibari ile çevresinde bir magnetik alan vardır. Bu, herkes için bilinen bir yapıdır. Pusula ile varlığı hemen anlaşılır. Dünyanın bilinmeyen bir başka magnetik yapısı daha vardır ki işte benim konum bunun üzerinedir. Bilinmeyen bu ikinci magnetik alan değişken özelliğe sahip olup, canlıların büyümesi, bitkilerin gelişmesi, meyvelerin olgunlaşması ve atmosferik olayların oluşmasına sebep olur... Yağmur yağdırır, rüzgâr estirir v.s. Deniz ve atmosfer ikilisi hiçbir zaman yağmur yağdıramaz.&lt;br /&gt;Depremin ana kaynağını araştırmak zorundayız dedim. Evet, dünya yapısında var olan bu bilinmeyen ikinci magnetik alan, yer merkezinden belirli zaman aralıklarıyla gelerek kendini gösteren enerjidir. Bazı zamanlar şartlar uygun olduğunda atmosfere bile çıkabilir, atmosfere çıktığı anda frenleme (ivmeli hareket) yapar, o anda enerjiye dönüşüp, ısı veya ışık olarak kendini gösterebilir.&lt;br /&gt;Şu anda ilim adamları tarafından bilinmeyen bu ikinci magnetik alanı geliştirmiş olduğum GİRDAP TEORİSİ yardımı ile matematik olarak izah edebilmekteyim. GİRDAP TEORİSİ ile matematik olarak anlatabildiğim bu ikinci magnetik alan DEPREM'in oluşmasında İLK faktördür. Yani depremin ana kaynağı dünyanın ikinci magnetik alanıdır.&lt;br /&gt;Su ve Toprak. &lt;br /&gt;Su derken kastım yağmur suyudur. Yağmur yağar, toprak tarafından sünger gibi emilir. Topraktaki mineraller erir, bitkiler tarafından emilmeye hazır hale gelirler. Bitkiler her ne kadar osmoz olayı sonucu emmeye hazır olsalar bile bitkinin bu olaya dur deme hakkı vardır. Bitki ile toprak arasında öyle dengeli iki kuvvet oluşur ki bitki erimiş mineralleri topraktan ememez.&lt;br /&gt;Böyle dengeli bir kuvvetin varlığı botanikçiler tarafından bilinmektedir. Peki, bitki nasıl emiyor? Bu dengeli kuvveti bozan erimiş minerallerin bitkiler tarafından emilmesine yardımcı olan işte o dünyanın ikinci magnetik alanıdır. Bu demektir ki ikinci magnetik alan olmasaydı hiçbir bitki büyüyemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mesut ŞEN &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1961637860626498914?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1961637860626498914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1961637860626498914&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1961637860626498914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1961637860626498914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/depremin-ana-kaynaklari.html' title='DEPREMİN ANA KAYNAKLARI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5714426846350203117</id><published>2011-03-13T00:33:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:35:55.201+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Depremler'/><title type='text'>DEPREM ÖNCEDEN TESBİT EDİLEBİLİR Mİ?</title><content type='html'>Ne zaman, nasıl vuracağı belli olmayan, mal ve can kaybına sebebiyet veren, fay hatlarının neden olduğu düşünülen yer sarsıntılarına DEPREM denir.&lt;br /&gt;Depremi, şu andaki ilmi çerçeve içinde önceden tespit etmek imkânsızdır, imkânsız gibi görünmektedir. Bu demek değildir ki, hiçbir zaman önceden tespit edilmeyecek, tespit etmeye çalışanlar da başaramayacak. Bir gün, bir ilim adamı ya da ilim adamları olası bir depremi önceden tespit etmeyi başaracaklardır. İnşallah bu, Türk ilim adamlarına nasip olur.&lt;br /&gt;Yerkürenin yapısı itibarıyla hissedeceğimiz depremler her an olmaktadır. Hissedecebileceğimiz depremler, insanlara zarar veren, can ve mal kaybına sebep olanlar ise belirli zaman dilimleri içerisinde olmaktadır. Bu, yerkabuğunun kaçınılmaz bir sonucudur.&lt;br /&gt;Hangi deprem olursa olsun, küçük veya büyük, yerin yapısından kaynaklanmaktadır. Yerkabuğunun yapısı için, dört jeolojik devirden sonra şimdiki durumunu aldığı iddia edilir. Hatta bu dört devir öncesine bir devir de ekleyerek beş jeolojik devirden konu edenler de vardır.&lt;br /&gt;Yerkabuğu katılaşmaya başladıktan sonra jeolojik devirler içinde, yumuşak ve sert katmanların birbirine paralel ve iç içe oluşumu tamamlanmıştır. Oluşum sonrası bazı sarsıntılarla kimilerinin kırıldığı, kimilerinin de kırılmaya hazır vaziyete geldiği beyan edilmektedir. Jeolojik devirlere göre anakaralar bitişikti ve ayrılarak şimdiki durumunu aldı. Hâlâ anakaralar (kıtalar) birbirinden ayrılmaya devam ediyor, denilmektedir.&lt;br /&gt;Bütün bu iddialar doğrudur. Fakat depremi, fay hatlarında aramak da çözüm değildir. Fay hatları depremi çözmez... Fay hatları, deprem olduğunda en çok zarar gören yerlerdir, bölgelerdir. Dolayısıyla, fay hatları üzerinde yaşayan insanlar zarar görecek demektir. Onun için, mühendisler binaların fay hatları üzerine kurulmasını istemezler. Yeni yerleşim merkezleri fay hatları üzerine kurulmamalıdır, yerel yönetimler buna izin vermemelidir.&lt;br /&gt;Dikkatinizi çekerim; fay hatları deprem kökeni olamazlar, ancak elamandırlar. Anakaraların birbirinden ayrılması ile fayların kırılması bir depremdir. Yine, anakaraların birbirine yaklaşması fay çarpışması demektir ki, bu da bir depremdir. Fayların deprem elemanı olduğunu kabul ettikten sonra acaba depremin oluşmasına vesile olan kaynak nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mesut ŞEN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5714426846350203117?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5714426846350203117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5714426846350203117&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5714426846350203117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5714426846350203117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/deprem-onceden-tesbit-edilebilir-mi.html' title='DEPREM ÖNCEDEN TESBİT EDİLEBİLİR Mİ?'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8975199444411757189</id><published>2011-03-13T00:32:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:35:55.206+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografiler'/><title type='text'>MESUT ŞEN</title><content type='html'>Nazilli'de doğdu. 1978 yılında Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'nden mezun oldu. İlk öğretmenlik görevini Çıldır'da yaptı. Çatalca, Germencik ve Aydın'da sürdürdükten sonra Söke'ye tayin oldu. Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Fizik öğretmeni iken emekli oldu.&lt;br /&gt;"Girdap teorisi"ni anlattığı beş ayrı kitapta öğretici olmanın yanında, bilimin eleştirisini de yapmaktadır. &lt;br /&gt;YeniSöke Gazetesi köşe yazarlarındandır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8975199444411757189?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8975199444411757189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8975199444411757189&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8975199444411757189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8975199444411757189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/mesut-sen.html' title='MESUT ŞEN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-179552255724660561</id><published>2011-03-13T00:20:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:29:12.799+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografiler'/><title type='text'>OYHAN HASAN BILDIRKİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-N4c1miul8XM/TXvyJ3NruCI/AAAAAAAAAGQ/GrH5yx_IJzQ/s1600/oyhansiir.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-N4c1miul8XM/TXvyJ3NruCI/AAAAAAAAAGQ/GrH5yx_IJzQ/s320/oyhansiir.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583322414309947426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Haziran 1947 yılında Bağarası'nda doğdu. İlkokulu doğduğu yerde, ortaokul ve liseyi Aydın'da okudu. Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü (1971), AÜAÖF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü (1991) yıllarında bitirdi.&lt;br /&gt;İlk görevine Kastamonu-Cide-Şenpazar'da başlayan yazar, daha sonra birçok okulda idareci ve öğretmen olarak çalıştı. Söke İlçe Millî Eğitim Şube Müdürü olarak görevliyken, kendi isteğinin dışında önce Bağarası Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğine, sonra Şırnak-İdil İlçe Millî Eğitim Şube Müdürlüğü'ne gönderildi. Son görevinden vazgeçen Bıldırki, Kuşadası Atatürk İlköğretim Okulu'na kendi isteğiyle gitti. Daha sonra Kuşadası Kaya Aldoğan Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni oldu. Burada çalışırken (1997) emekli oldu.&lt;br /&gt;Evli ve iki çocuk babası olan yazar, 1962'den bu yana Aydın, Söke ve Kuşadası yerel gazetelerinin yanında, ülkemizin ünlü edebiyat dergilerinde (1969) şiir, hikâye ve eleştirileriyle yer aldı. Ahmet KABAKLI'nın "Türk Edebiyatı Dergisi" hikâyecileri arasında gösterdiği (1) Bıldırki, ilk ününü Hisar Dergisi'nde yayımlanan eleştiri ve hikâyeleriyle yapmıştır. Hisar"da yayınlanan ilk hikâyesinin "Şeftali Çiçekleri" (2) olduğunu biliyoruz. Türk Edebiyatı'nda yayınlanan ilk hikâyesi de "Rüyâlar Gerçek Olsa" (3) adlı hikâyesidir. Sırasıyla diğer edebiyat dergilerinde yayınlanan ilk hikâyelerinin de; "Kaderci" (4), "Suç"; (5), "Günleri Öldürmek" (6), "Bir Bıçağın Keskin Ucu" (7), "Ömür Geçintisi" (8), "Babam"(9), "Heves" (10) adlarını taşıdıklarını öğrendik. Bıldırki, bir dergide yayınlanmış olan hikâyesini, yeniden öteki dergilerde yayınlatmayan ender hikâyecilerimizden birisidir.&lt;br /&gt;Çeşitli mahlaslar kullanarak köşe yazıları da yazan Bıldırki, "Resimli Türk Edebiyatı Devirler, İsimler, Yorumlar" adlı ansiklopedinin yazarları arasına katıldı (1973).&lt;br /&gt;"Bir Bıçağın Keskin Ucu" adlı hikâyesiyle "Töre Hikâye Yarışması"nda (1980) üçüncülük ödülü alan yazar, daha sonra 1995 yılında "Kar Üstünde Kan Damlası" adlı hikâyesiyle "Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması" seçiciler kurulu özel ödülünü, 1996 ve 1997 yıllarında da, yıl içinde yayınlanan hikâyelerin değerlendirilmesi sonucunda, üst üste "Aydın Gazeteciler Cemiyeti Hikâye Dalı" birincilik ödüllerini aldı.&lt;br /&gt;Kendisini, başlangıçtan günümüze devam eden Millî Edebiyat Dönemi Hisarcılar Akımı içinde saydığımız Oyhan Hasan Bıldırki'nin ilk biyografisi; "Mart 1969 tarihinden beri dergimizde eleştirmeleri yayınlanan" sözleriyle başlamakta ve şu şekilde bitmektedir: "1963 yılında Aydın gazetelerinde şiir ve hikâye yayınlamaya başlayan Bıldırki, bu gazetelerde sanat sayfaları da düzenledi. Hüraydın gazetesinde "Dönülmez Yol" adlı bir romanı tefrika edildi. Aydın Atatürk Lisesi Radyosu'nda üç yıl kadar "Edebiyat Postası" programını yöneten Bıldırki'nin "Kördüğüm" adlı radyofonik bir oyunu da radyoda yayınlandı. Şiirlerinden bir kısmı "Liseden Sesler" isimli bir antolojide yer aldı. Bursa Eğitim Enstitüsü'nde okuduğu sıralarda, altı ay süre ile, "Bursa'da Zaman" adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. Yayınlanmamış birçok hikâye ve şiiri vardır. "Gökler Hep Mavi Değil" adlı yeni bir roman üzerinde çalışmaktadır.&lt;br /&gt;Dergimizden başka Hareket, Adımlar, Bursa'da Zaman, Alkım dergilerinde yazıları yayınlanmıştır." (11)&lt;br /&gt;Seyit Kemal Karaalioğlu, "Şair ve hikâyeci" olarak tanımladığı Bıldırki'den, "Resimli Türk Edebiyatçılar Sözlüğü" (12) adlı eserinde "Kaderci"den yaptığı şu alıntıyla söze giriyor: "Anadolu'yu sevmek. Acısıyla, sevinciyle Anadolu'yu sevmek. Ne güzel şey, Tanrım! Onlar gibi toprak damlı bir evde oturmak. Onları uykusundan uyandırıp "oh, dünya varmış!" dedirtebilmek... Bilmem, bunu hiç düşündünüz mü?" &lt;br /&gt;Dergâh Yayınları tarafından çıkarılan "Resimli Türk Edebiyatı Ansiklopedisi Devirler, İsimler, Yorumlar"da da yukarıdaki açıklamalara ek olarak; "Türk dili ve edebiyatı ansiklopedisi yazarları arasında yer aldı. Oyun ve roman çalışmaları da olan Bıldırki'nin tarihi olaylar ve menkıbeleri konu alan Koçaklar adlı bir kitabı yayınlanmıştır (1975)." (13) denilmektedir.&lt;br /&gt;Demek ki Bıldırki, çeşitli eleştiri, şiir ve hikâyelerini, başta Hisar dergisi olmak üzere; Fikir ve Sanatta Hareket, Şafak, Adımlar, Alkım, Bursa'da Zaman, Doğuş Edebiyat, Töre, Millî Eğitim ve Kültür, Millî Eğitim, Millî Kültür, Gülpınar, Dolunay, Çağrı, Yiğit Efem, İnanç, Tarla, Türk Edebiyatı, Türk Dili, Beşparmak ve Sarızeybek dergilerinde yayınlatmıştır. Bu dergilerin dışında, son zamanlarda Yenisöke, Söke Ekspres, Medya, Kuşadası Halkın Sesi ve Söke Esnafın Sesi gazetelerinde de çalışmalarını sergilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyo ve televizyon çalışmaları da bulunan yazarın basılmış eserleri şunlardır:&lt;br /&gt;Liseden Sesler (Şiir-1964), Atatürk Aramızda (Seçilmiş Şiirler-1991) Bütün Fidanlar Sımsıcak (Şiir-1994), Ceylan Gözlüm (Şiir-1997), Dönülmez Yol (Roman-1964), Koçaklar (Millî Hikâyeler-1975), Üçüncü Günün Öğlesi (Hikâyeler-1986), Bir Başka Şafak (Hikâyeler-1988, 1992, 1994), Gün Çarığı Sıkınca (Hikâyeler-1990), Dil Çerezleri (Folklor Araştırmaları-1999), Bulutlar Pusuda (Şiir-2006)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basılacak olan eserleri arasında da; Kar Üstünde Kan Damlası, Kuşluk Vakti (Hikâyeler), Kırk Küçük İnci (Çocuk Edebiyatı, Denemeler), Çanakkale Günleri (Çocuk Edebiyatı, Roman), Sevgiye Susamak (Anı-Mektup), Köprünün Ötesi (Dış Politika), Alevden Dostluklar (Eleştirmeler), Yüzyıla Ağıt (Makaleler), Ahmet Haşim ve Şiirlerinde Kaçış Temi (İnceleme-Araştırma) yer alıyor. (14)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hilâl GÜLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKLER:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;1 KABAKLI Ahmet, Türk Edebiyatı IV. Cilt s.273 Ağustos 1991-İstanbul&lt;br /&gt;2 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Hisar Sayı:67 s.32 vd. Temmuz 1969&lt;br /&gt;3 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Türk Edebiyatı Sayı:144 s.58 vd. Ekim 1985&lt;br /&gt;4 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Fikir ve Sanatta Hareket, Sayı:53 s.27 vd. Nisan 1970&lt;br /&gt;5 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Şafak Yıl:2 Sayı:16 s.9 vd. Nisan 1969&lt;br /&gt;6 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Doğuş Edebiyat Sayı:13 s.17 vd. Nisan 1983&lt;br /&gt;7 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Töre Hikâye Özel Sayısı Sayı:119 s.24 vd. Aralık 1980 &lt;br /&gt;8 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Millî Eğitim ve Kültür Yıl:3 Sayı:12 s.127 vd. Ekim 1981&lt;br /&gt;9 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Dolunay Sayı:4 s.26 vd. Nisan 1986&lt;br /&gt;10 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Beşparmak Sayı:1 s.4 vd. Eylül 1989&lt;br /&gt;11 HİSAR';dan BİYOGRAFİLER, Hisar / Sayı:108 s.17 Aralık-1972 &lt;br /&gt;12 A.g.e. s.83 vd. Birinci Basım 1974 - İnkılâp ve Aka Basımevi İstanbul &lt;br /&gt;13 A.g.e. Cilt 1 s.424 Ocak 1977 Dergâh Yayınları-İstanbul&lt;br /&gt;14 GÜLER Hilâl, SÖKE'DE YEREL BASIN VE BASIN YAYIN HAYATI- S.351 vd. Uludağ Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Oyhan_Hasan_B%C4%B1ld%C4%B1rki"&gt;Oyhan Hasan Bıldırki&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-179552255724660561?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/179552255724660561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=179552255724660561&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/179552255724660561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/179552255724660561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/oyhan-hasan-bildirki.html' title='OYHAN HASAN BILDIRKİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-N4c1miul8XM/TXvyJ3NruCI/AAAAAAAAAGQ/GrH5yx_IJzQ/s72-c/oyhansiir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5622841836611940610</id><published>2011-03-13T00:18:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:29:12.811+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografiler'/><title type='text'>HİLÂL GÜLER</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-aCd5xLHQfZw/TXvxhVhSsuI/AAAAAAAAAGI/LA9AOGOBlKM/s1600/hilal.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 242px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-aCd5xLHQfZw/TXvxhVhSsuI/AAAAAAAAAGI/LA9AOGOBlKM/s320/hilal.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583321718070620898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.08.1974 tarihinde Aydın'da doğmuşum. İlk öğrenimimi Bağarası Kemalpaşa İlkokulu'nda, orta öğrenimimi Söke Lisesi'nde tamamladım. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 1995'te birincilikle bitirdim. Yine aynı üniversitenin sosyal bilimler enstitüsünde lisansüstü öğrenimimi tamamlayarak "bilim uzmanı" ünvanını aldım. &lt;br /&gt;15.09.1995'te Niğde'nin Bor ilçesinde başladığım meslek hayatımı Tekirdağ, Siirt, Amasya gibi Anadolu'nun değişik bölgelerinde yer alan illerinin bana bir şeyler kattığına inandığım ilçelerinde sürdürdüm. Bu illerde geçirdiğim yıllar "Anadolu'yu, Anadolu insanını" ve nihayet "Anadolu gerçeğini" daha iyi tanımamda ve kavramamda etkili oldu. Bu yüzden kendimi şanslı sayıyorum.&lt;br /&gt;Bütün bunların ötesinde severek ve isteyerek başladığım meslek hayatımı şu an SÖKE HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİ'NDE sürdürmek beni mutlu ediyor. Çünkü; "Anadolu'nun diğer yerlerindeki gençler gibi milletçe elimizdeki tek cevherin siz gençler olduğunuzun bilincindeyim ve sizlerin sevgi dolu, saygılı, erdemli, inançlı bireyler olarak yetişeceğinizden de şüphe duymuyorum."&lt;br /&gt;İyi ki varsınız, iyi ki sizlerleyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Eylül 2007 &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5622841836611940610?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5622841836611940610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5622841836611940610&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5622841836611940610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5622841836611940610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/hilal-guler.html' title='HİLÂL GÜLER'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-aCd5xLHQfZw/TXvxhVhSsuI/AAAAAAAAAGI/LA9AOGOBlKM/s72-c/hilal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2931603042583651907</id><published>2011-03-13T00:16:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:17:47.122+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografiler'/><title type='text'>FIRAT DUMANOĞLU</title><content type='html'>06.06.1991 yılında doğdum. Henüz beş yaşındayken müzikle karşılaştığımda -belki size saçma gelecek ama işte o notalarda- kendimi bulmuştum. Amcamın ve ağabeyimin yardımlarıyla önce darbuka, daha sonra da bateri çalmaya başladım. Fakat müzikle uğraşırken okuldan bir nebze olsun soğumadım. Sahneye ilk defa 14 yaşında iken Kuşadası'nda bir barda çıkmıştım. O geceki heyecanımı kelimelerle anlatmak mümkün değil. Ama gece sonunda paramı almış olmak, işte o an, muhteşem bir andı. Belki de bu heyecan, bu mutluluk; çocukluktu. Çünkü daha sonra aldığım hiçbir ücretten bu kadar zevk almadım. Birçok yerde hatta ünlü insanlara bile çaldığım oldu. Fakat profesyonellik bu zevki benden almıştı.&lt;br /&gt;Bence çocuk kalmak, amatör olmak daha iyi.&lt;br /&gt;Hayatımda bir kere aşık oldum. Ve onun yüzüne bakmak... Fakat yanımda olmadığını bilmek, beni sonu olmayan bir uçuruma itiyor gibi.&lt;br /&gt;Şu an ÖSS'ye hazırlanıyorum. Çünkü üniversiteye gitmeyi çok istiyorum.&lt;br /&gt;Size bir nasihatim var. Siz, siz olun; hayatta yapmanız gerekeni ertelemeyin ve yapın. Ben bunu bir kez yaptım ve çok pişmanım!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;2.12.2008&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Fırat DUMANOĞLU&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2931603042583651907?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2931603042583651907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2931603042583651907&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2931603042583651907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2931603042583651907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/firat-dumanoglu.html' title='FIRAT DUMANOĞLU'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6324825814212722792</id><published>2011-03-13T00:14:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:17:47.128+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografiler'/><title type='text'>HİLÂL BULUT</title><content type='html'>Çocukluğumun ilk beş yılını Eskişehir'de geçirdim. Babamın mesleği gereği Muş'a tayinimiz çıktı. Anasınıfını ve 1. Sınıfı, Muş'ta Yavuz Selim İlköğretim Okulu'nda tamamladım. Muş'ta üç yıl kaldık. Sonra tayinimiz Söke'ye çıktı. İlköğretim ve ortaokulu Sadullah Kuşada İlköğretim Okulu'nda başarıyla tamamladım. Ortaokulun son senesinde liselere giriş sınavına girdim ve Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'ni kazandım. Şimdi bu okulun son sınıf öğrencisiyim.&lt;br /&gt;Müzikle ilgilenmeye ortaokulun son senesinde başladım ve gitar kursu aldım. Lise 2 ve Lise 3'te okulun dinletilerinde solist olarak görev aldım. Ayrıca okul konserlerinde ve okulun düzenlemiş olduğu bazı programlarda görev alarak şarkı söyledim. &lt;br /&gt;İleride en büyük hayalim de iyi bir müzisyen olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hilâl BULUT&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;12 TMA / 385&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6324825814212722792?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6324825814212722792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6324825814212722792&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6324825814212722792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6324825814212722792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/hilal-bulut.html' title='HİLÂL BULUT'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2463404764561683580</id><published>2011-03-13T00:13:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:14:20.229+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografiler'/><title type='text'>TUDE BİBER</title><content type='html'>Hemşire bir anne ve öğretmen bir babanın iki çocuğundan biri olarak 23 Aralık 1991 yılında Samsun'da dünyaya geldim. İlköğrenimime İzmit Yahya Kaptan İlköğretim Okulu'nda başlayarak, Aydın-Söke Kocagözoğlu İlköğretim Okulu'nda devam ettim. Şu an öğrenimimi Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi son sınıf öğrencisi olarak sürdürüyorum. 3-4. sınıfta başlayan okuma serüvenim beni, ortaokulda kendi çapımda bir şeyler yazmaya yöneltti. Lisede, edebiyat öğretmenlerimin yönlendirmesiyle çeşitli yarışmalara katıldım; dereceler aldım. Ünlem Sanat-Eşik Cini, Praksis Eğitim ve birkaç dergide yayımlanan öykülerim var. Çeşitli edebiyat yarışmalarında derecelerim var. Arkadaşlarımla oluşturduğum öncelikle Söke ve çevresinde yankı uyandıran Pankart Edebiyat-Kültür-Sanat ve Gençlik Dergisi'ni çıkarttık. Üniversite'de psikoloji okumak istiyorum. İnsanlar, yaşam, dünya ve düşüncelerin hayatımda önemli bir yeri var. Çünkü edebiyatın kaynağının, yaşam ve insanlar olduğunu düşünüyorum. Bu alanda başarılı olabileceğime inanıyorum. Edebiyatın yanı sıra müzik, sinema ve tiyatronun da hayatımda önemli bir yeri var. Yeni insanlar tanımayı ve yolculuk yapmayı seviyorum. Ne kadar çok kişi tanırsak, o kadar çok hayata sahip olabileceğimizi düşünüyorum. Sonuç olarak, okumak ve yazmak benim için büyük bir tutku. Bu güne kadar böyleydi en azından, bundan sonra da böyle olacağından kuşkum yok...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2463404764561683580?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2463404764561683580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2463404764561683580&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2463404764561683580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2463404764561683580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/tude-biber.html' title='TUDE BİBER'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8167445097024767612</id><published>2011-03-13T00:09:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:12:32.689+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>ANILARDA YAŞAMAK</title><content type='html'>Otobüsün buğulanan camını silerek aşağıya, el sallayanlara baktım. İzin verseydi gözyaşlarım dışarıdaki yağmurla yarışacaktı. Oysa alışkındı yüreğim zamansız gidişlere. Ama ilk defa dışarıya bakıp el sallamak istedim birine. Kimsesizliğim yine geldi aklıma. Yalnızdım ve yalnızlıktan kaçıyordum. Gittiğim her şehirde bir ay durur başka bir yere giderdim. Çünkü orda da bırakmazdı yalnızlık yakamı. Yalnız bir şehir vardı uğrayamadığım. Onun yaşadığı yere ayak basmayacağım diye söz vermiştim kendime. Mantığımla duygularıma ne kadar gem vurabileceğimi bilmiyorum. Ama yaşadıklarımdan hep onu sorumlu tutuyor, arkamdan bıraktığım yanlışların nedeni olarak görüyordum. Bir defa daha dayanabileceğimi sanmıyorum. Ne kadar da aciz hissediyorum kendimi cesaretim kırıldı ve artık her şeyden kaçıyor sürekli olayları yadırgıyorum.&lt;br /&gt;Ben bunları düşünürken otobüs hareket etmiş hatta yolu yarılamış bile. Yanıma da orta yaşlı, derisinden fırlamış kirli sakallarıyla durumu bozmayan dağınık saçlı biri oturmuştu. "İstanbul'a mı oğlum?" dedi. Bunak mı ne demek geldi içimden. "Bu bindiğimiz otobüs İzmir'e gidiyor amca ." dedim. "Hayır, yanlışın var oğlum yıllardır gittiğim otobüsü bilmez miyim? İstanbul &amp;#8216; a gidiyor işte." Birden ikileme düştüm. Ama emindim yanlış olması imkansızdı. Haklılığımı ispat etmek isteyen bir üslup ile koltuğumdan kalkıp şoföre yöneldim. "Affedersiniz bu otobüs İstanbul'a mı gidiyor." diye sordum. Şoför bıyık altından gülen ifade ile "Evet. Vazmı geçtin yoksa!"diyerek dalga geçti benimle. Ama şu an bunu düşünemiyordum ve beynimden vuruldum. Otobüse yanlış binmiş ve gitmek istemediğim o şehre İstanbul'a gidiyordum. Şoförün yanından ne zaman ayrıldım koltuğa nasıl oturdum bilmiyorum. Kalbim çığlıklar atıyor ama kulaklarım, gözlerim ve yüreğim öyle bir kenetlenmiş ki sana, hiçbir şey duymuyor. Taktığın zincirlerden kurtulamıyor bırakıp kaçamıyordum.&lt;br /&gt;Yine düşünceler arasındayken birden arabada yalnız olduğumu hissettim. Gelmiştik ve araba boşalmıştı. Ben de inmeye hazırlanıyordum. Ama verdiğim kararın doğru olup olmadığından hala emin değildim. Ama hep üstünü bastırmaya çalıştığım duygularım şimşek gibi çakıyordu. Bunca zaman kendimi kandırdığım bir gerçekti ve ben bu gerçekle yüzleşmek istemiyordum.&lt;br /&gt;Arabadan indim ve hemen bir taksi çevirdim. Aynı şehirde nefes almak bile acıtıyordu içimi sanki. Taksici nereye gideceğimi sordu. Sahiden ben nereye gidiyordum. Gaziosmanpaşa'ya gideceğimizi söyledim. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama geldiğim yere gidiyordum şu an. Çocukluğumu yaşadığım, yitik hayallerle dolu benim için dipsiz kuyudan farksız olan o eve gidiyordum. "Geldik." dedi taksici. Parayı uzatıp birkaç parça eşyamı koyduğum ve gittiğim her yere arkamdan sürüklediğim bavulumu bagajdan alıp eve girdim. Yıllardır açılmayan kapı ve eşyalar bir parmak toz tutmuştu. Rutubet kokuları içinde olan evin camlarını güçlükle açtım. Eşyaların üzerindeki örtüleri kaldırıp oturmaktan çok hoşlandığım o koltuğun üzerine oturdum. Buradaydım ve her defasında onunla bir gün karşılaşacağım anı hayal ediyordum.&lt;br /&gt;Artık iş bulmam gerekiyordu. Dışarı çıktım. Aslında dolaşmak istemiyordum. Çünkü onunla karşılaşmayı istediğim kadar o andan korkuyordum. Yıllar önce başka bir şehre gitmişti. Ona çok mektup yazmıştım ama ne bir cevap ne de ondan bir haber alabildim. Bundandı belki de şehir şehir dolaşmam. Haftalarca dolaştım iş bulabilmek için. Benim gibi koca şehir de duygularını yitirmişti anlaşılan. Açıldı sandığım kapılar birer birer kapandı yüzüme. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine dolaşmakta olduğum bir gündü. Artık öyle bitkindim ki denize karşı oturup bütün sıkıntılarımı ona atmak geldi içimden. Deniz kenarına gittim. Yürürken bankın üzerinde oturmuş balıklara simit atan o kız Zeliha'nın en iyi arkadaşı Feride değil miydi? Ne kadar da değişmiş. O da sanki denize benim gibi sıkıntılarını atmaya gelmişti. Zaman yüzünde derin yarıklar bırakmış ve her çiziği yaşadığı acılarla doldurmuştu sanki. Yanına gittim, usulca yaklaştım. "Merhaba" dedim. Tanıyamadığını düşündüm "Ben Hikmet" dedim. Birden gözleri yuvalarının içinden fırladı. "Nerelerdeydin sen" dedi kızgın bir ifadeyle. Ben daha da tepkili bir tavırla "Zeliha'ya söyle benim karşıma çıkmasın çünkü onu hiç affetmeyeceğim" dedim. Birden doğruldu ve ağlayarak uzaklaştı. Neye uğradığımı şaşırdım. Peki gerçekten böyle mi hissediyordum. &lt;br /&gt;Hava bozmaya başlamıştı. Eve döndüm. Yağmur yağmaya başladı. Yağan yağmur, çakan şimşek ve gök gürültüsü sanki bütün gece yaşadığım olayları, içimdeki korkunç duyguları ifade ediyordu. Sinirlerim harap olmuştu. Uyumak ve uyanmak istemiyordum. Yatağa yattığım da ise Zeliha aklıma geliyor ben yine benden gidiyordum. Dışarı çıktım. Yağan yağmura aldırmadan sokağa attım kendimi. Umarsızca dolaştım yollarda. Eve doğru yöneldiğimde posta kutusundan faturaları alıp içeri girecektim. Faturalar birikmişti içinde. Aldım hepsini ve şöminenin başına geçtim. Okumaya başladım tek tek. Altlarda sıkışmış kirli beyaz bir zarf çıktı. Heyecan sardı tüm vücudumu. Mektubu görünce kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Sonunda gelmişti işte ama neden zarfı açamıyordum. Beklediğim zarf titreyen ellerimin arasında öylece kalmıştı. Daha fazla beklemeden okumaya başladım. Şöyle yazıyordu mektupta;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba ilk ve son olacak aşkım;&lt;br /&gt;Seni öyle çok aradım ki! Senden bir telefon ya da bir mektup bekledim çoğu zaman. Ama aramadın hiç beni. Kızgınım ama kırgın değilim sana. Ben sana kırılamam ki! Sensizlik çok zor geldi bana. Gökyüzündeki yıldızlar gibiyim sanki. Hangisi mi? Biraz önce kayan işte. Umutlarımı sende yeşertmiştim. Onları öldürürken beni de bırakmadın. Ayırmadın ölen umutlarımdan. Yerinde yeller esse de hayallerimin, özlemlerimin eğer beni uğurlayacak kişiysen ben de varım onların yanında. Şaşırıyorsun belki isyan etmeden, savaşmadan nasıl gittiğime. Bir gün anlayacaksın gidişimin neden sessiz olduğunu. Sen duymasan da içimde bir fırtına koptu. Belki bu fırtına da senin de zarar görmenden, incinmenden korktum. Sence bir aşkta iki kişinin yitirilmesi fazla değil mi? İşte bu yüzden sensizliğin acısıyla her geçen gün daha da sıkı ördüğüm ruhumun duvarları arasına hapsediyorum seni. Ne kadar direnirim bilmiyorum ama orada kaldığın sürece mutluyum.&lt;br /&gt;Hayallerim ne kadar can bulup uzadıysa, aşkımın ömrü bir o kadar kısaldı sanki ve benim sen de kaybolduğum gibi sen de vakitsiz gelen gecenin sonsuzluğunda yok oldun şimdi. Ben gidiyorum senin adının telaffuzunun bile yapılmadığı bir yere. Benim gideceğim yollar senin gözlerin kadar uzak aslında bana. Eğer gözlerin gökyüzündeki sonsuzluğa dalarsa o sonsuz uzaklıktan gözlerinin içine bakmaktayım ve sevgimden ödün vermeden ben HÂLÂ SENİ SEVİYORUM...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektubu okuduktan sonra Hikmet, Zeliha'nın mezarını öğrenerek hemen yanına koştu. Direnmekte güçlük çekiyordu. Gökyüzüne baktı. Olduğu yerde yığıldı kaldı. Ve artık onu da Zeliha'nın yanına gömmüşlerdi. Belki de ikisi birbirine kızgındılar ama beraber yatıyorlardı işte. Olayın aslını kimse çözemedi hayatları gibi sır oldu anıları da şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Rabia SARI&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8167445097024767612?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8167445097024767612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8167445097024767612&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8167445097024767612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8167445097024767612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/anilarda-yasamak.html' title='ANILARDA YAŞAMAK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-3023915550449157798</id><published>2011-03-13T00:01:00.001+02:00</published><updated>2011-03-13T00:08:11.818+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplar'/><title type='text'>BİR KİTABIN ELEŞTİRİSİ: "ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-HD2hPI-iLVc/TXvuMt0w2rI/AAAAAAAAAGA/auhLaZEQuRs/s1600/Ucuncugununoglesilogo.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 319px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-HD2hPI-iLVc/TXvuMt0w2rI/AAAAAAAAAGA/auhLaZEQuRs/s320/Ucuncugununoglesilogo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583318065282603698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ (Hikâyeler, 1986): İlk baskısı Nisan 1986'da yapılan eser, yazarın 4'üncü kitabıdır. Yazar bu eserinde, Koçaklar'da gördüğümüz destanî üslubunu tamamen terk etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sis bastırdı, açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yükselen binalar, yer yer, güneşin ışıklarını kesiyor, sokağa alaca gölgeler düşüyordu. Az sonra, yeniden yoğunlaşan sis, güneşin gözünü kör etti, ferini, ateşini söküp aldı. Fakat yine de, çıplak gözle ona bakmak zordu. Savran Ali, denedi bunu. Ellerini, şapkasının siperinin altına, alnına götürdü. Güneşe, öylece baktı. Gözleri kamaştı. Kaşlarının altında, göz pınarlarına yakın bir yerde, bir ağırlık duydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş yeniden, temelli kapandı, kayboldu. Sisler, güneşi yuttu. Etraf seçilmez oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Keşke! dedi Savran Ali. Bu sis, hiç dağılmasa! Her şeyi örtse! Kusurlar, işlenmiş günahlar görünmese!" [1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duru, sade ve sağlam bir Türkçe ile karşımıza çıkan, az sözle çok şey anlatan yazarın bu kitabında 13 hikâye yer alıyor. "Binlerce Susam" ve "Çekirgeler"in dışındaki diğer 11 hikâyenin hepsinde de asıl kahramanların çocuklar olduğunu görüyoruz. Bu açıdan baktığımızda Bıldırki, çocuklar için yapıldığı söylenen edebiyatın fevkinde bir çocuk edebiyatının gerçek örneğini veriyor. Kendisiyle yaptığımız özel görüşmede, edebiyattaki sınıflandırmalara karşı olduğunu söyleyen yazar; "Yaptığınız edebiyatta çocuğu öne çıkarırsanız, meseleyi kökünden çözümlersiniz. Çocuklar için yazan yazar olmaktansa, çocukları da anlatan yazar olmak istiyorum." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserde yer alan "Kırım" ile "Çekirgeler" adlı hikâyelerinde yazar, klâsik hikâye plânını kırmaya çalışıyor. Yazar bu tutumunu, daha sonraki bazı hikâyelerinde de deniyor. Hikâyecinin Park Günlüğü [2]'nde, iç içe geçmiş iki hikâye var: İlk hikâyede, Özlem'iyle tek başına sokaklarda yaşayan bir kadının, bakamadığı yavrusun düzenlenen bir oyunla elinden zorla alınmasına karşı gösterdiği tepki anlatılırken, ikinci hikâyede ise bulunan bir defterden anladığımız kadarıyla, birbirlerini delice seven, genelde parkta buluşan iki genç, birlikteliklerinden sonra doğacak çocuk yüzünden, onu daha çok erkeğin istemesi, kızın bu konuya olumsuz yaklaşması üzerine ayrılmaları anlatılıyor. Yazarın bu hikâyesinde trajik bir ikileme var: Çocuğu zorla elinden alınan Zehra Kadın, bağrına bastığı taş bebekle oyalanırken, ikinci hikâyedeki "taşbebek" Melek, taşbebekliğini kaybetmemek için, henüz doğmamış bir çocuk yüzünden, Şehzade'sinden ayrılıyor. Burada sanki günümüzün modern kadını taşlanıyor gibi. Bu hikâyesinde Bıldırki'nin terazinin iki kefesinde tarttığı, "olmazsa-olur" demeye getirdiği Söke'de gerçekten yaşanmış olan iki dramı anlattığını görüyoruz. Kendi deyimiyle yazar, arada bir "tezli hikâyeler" yazıyor. Bizim tespitlerimize göre Bıldırki, Türk hikâyeciliğine yeni anlatım biçimleri kazandırmanın örneklerini de veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşgale uğrayan ülkelerinden sürülen Kırımlıların, kırım günlerini anlatan "Kırım"da yazar; "Orda, bir ülke var uzakta. Aramızda sadece Karadeniz. Uzatsanız kollarınızı, kucağınızda!" [3] sözleriyle hikâyesine başlıyor, aynı sözleri daha 5 yerde de kullanarak, okuyucusuna hiç sezdirmeden olaylar arasındaki geçişi sağlıyor. Bunda, Bıldırki'nin şair yanından getirdiği bir yönünü görüyoruz. Sanki yazar, hikâye bölümleri arasında "nakarat" yaparak bağ kuruyor. Bu hikâyede Mustafa Cemiloğlu'nun doğuşu da sürpriz sonuç olarak karşımıza getiriliyor. "Çekirgeler"de bu tavır, Romen rakamları ve alfabetik harflerle karşımıza çıkıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"C&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözüm ona, medenî dünyada yaşıyorum. Az buçuk, ben de medenî sayılırım. Ülkemde, Avrupa&amp;#8217;ya, bu medenî dünyaya en yakın uçta yaşamıyor muyum? Çalışmakmış! Fazlasını verdim, köle oldum. Bir Maria'nın gönlünü almadım diye, barbarlara karıştım. İşimi kaybettim. Medenî yürüyüşmüş! Hak aramakmış! İçine tüküreyim. Çekirgeler gibi sokakları dolduracaksın. Ulu orta konuşacaksın. Bunca adamı tedirgin edeceksin, korkutup ürküteceksin. Olmazsa, kapı dışarı edeceksin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Bütün Türkler, dışarı!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh, ne âlâ!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik, canıma tak etti. Hangi kapıyı çaldımsa, ellerim boş, çevrildim. Çeşitli hakaretlere katlandım. Niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi yalan! Bunca tuzaklar birer masal!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi, körpe yaşta çektiler buraya. Aklımızdan, gücümüzden, işimizden faydalandılar. Alın terimizin karşılığını bile, onların kasasında sakladık. Ülkemizden gelen seslere aldırmadık. Daha çok kazanabilmek hırsına kapıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride kalan posamızı ne yapacaklar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, cadde-sokak, çarşı-dükkân, okul-ev, şehir-köy, ulu orta meydan meydan haykıracaklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Türkler, dışarı!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı koyacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Karşı koyacağız da, ne olacak?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi payıma ben, bıktım, sıkıldım, tükendim. En iyisi, yurda dönmek, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncüler, dönmeye başladı. Çekirgelerin akını kırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekirgelerden kurtuldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık, memleketimdeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şükür!" [4] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatım biçimi arayışı açısından "Endişe" de dikkat çekici bir hikâyedir. Bu hikâyede giriş bölümü, sonuç bölümünde de tekrarlanarak, sanki "giriş-sonuç" birleştirilmesine ulaşılmak istenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14x20 ebadındaki 96 sayfalık kitabın kapak kompozisyonunu İlhan Doğan hazırlamış. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hilâl GÜLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;__________________________________ &lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;* GÜLER Hilâl , SÖKE'DE YEREL BASIN VE BASIN YAYIN HAYATI, s.395 -398&lt;br /&gt;[1] BILDIRKİ Oyhan Hasan, Üçüncü Günün Öğlesi / Binlerce Susam,.s.46 Doğruluk Matbaası-İzmir 1986&lt;br /&gt;[2] BEŞPARMAK A.K.S.D. Sayı:2 s.16 vd. Ekim 1989&lt;br /&gt;[3] ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ, s.39 &lt;br /&gt;[4] ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ, s.59 vd.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-3023915550449157798?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/3023915550449157798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=3023915550449157798&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3023915550449157798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3023915550449157798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/bir-kitabin-elestirisi-ucuncu-gunun.html' title='BİR KİTABIN ELEŞTİRİSİ: &quot;ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ&quot;'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-HD2hPI-iLVc/TXvuMt0w2rI/AAAAAAAAAGA/auhLaZEQuRs/s72-c/Ucuncugununoglesilogo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7657580168905865626</id><published>2011-03-12T23:57:00.001+02:00</published><updated>2011-03-13T00:08:11.833+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplar'/><title type='text'>İKİ KALEMDEN BİR KİTAP TANITIMI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-kWnCXIfRSTI/TXvszvzB2VI/AAAAAAAAAF4/Cukl4azVe3U/s1600/ceylan_g_zl_m.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-kWnCXIfRSTI/TXvszvzB2VI/AAAAAAAAAF4/Cukl4azVe3U/s320/ceylan_g_zl_m.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583316536803842386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Seslenen Duygularımdır Şiirlerim"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;CEYLAN GÖZLÜM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böyle sesleniyor şair O. Hasan BILDIRKİ, şiirinin birinde... Biricik eşi sayın Şükriye hanıma armağan ettiği "CEYLAN GÖZLÜM" adlı şiir kitabında. Duygu seline dönen mısralarında, yürekleri serinleten, buz gibi pınar suyuna dönüşen SEVGİ KAYNAĞI, kendi benliğini aşarak, "YAŞAMAK SEVİNCİ" adlı şiirinde şöyle ifadelendiriliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Seslenen duygularımdır şiirlerim&lt;br /&gt;Virgüllerim kaybolan sisler&lt;br /&gt;Hele,&lt;br /&gt;Hele sorular?&lt;br /&gt;Onlar kaybettiklerim, anlatamadıklarım&lt;br /&gt;Benliğimi saran&lt;br /&gt;Noktalarımda&lt;br /&gt;Sonsuz iri güller gibi&lt;br /&gt;Yaşamak sevinci."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yaşamında ölümsüz sevginin önemini vurgulayan şair BILDIRKİ, yaşama sevincini dokuz mısra ile ne güzel anlatıyor. Duygu selleriyle beslenen sevgileri, adeta Türk Dili grameriyle, noktalama işaretleriyle, önce resmediyor, sonra da renklendiriyor. Sevgi denklemini kuruyor, ardından da basitçe çözümlüyor.&lt;br /&gt;Öyle ki; "Ceylan Gözlüm" şiir kitabı bir duygular okyanusu.. O okyanusun her damlacığı sevgi minelerinden oluşmuş. Kitabın ilk sahifesini açtığınızda; karşınıza ilk çıkan şiir okuyunca, uçsuz bucaksız, tümüyle sevgi olan bir aleme adımınızı atmış gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sanki; yalnız başınıza bir küçük sandala biniyor, ucu-sonu görünmez okyanusa açılıyor, o duygusal ortamın sevgi parıldayan sularında kaybolup, eriyip yok oluyorsunuz.&lt;br /&gt;Değerli yazar; edebiyatımızın usta mimarı, şair Oyhan Hasan Bıldırki'nin "Ceylan Gözlüm" adlı şiir kitabı, altı bölümde kaleme alınmış. Okurken, hiç beklemediğiniz anda, karşınıza bir bölümü çıkarıyor. Size bir soluklama zamanı veriyor. Nefes aldırıyor. Dinlendiriyor. Sıkılmanızı önlüyor. Ustaca düzenlenmiş tiyatro sahneleri gibi. Okuyor, okuyorsunuz... Okumaya doyamıyorsunuz.&lt;br /&gt;"Ceylan Gözlüm" Bıldırki'nin dokuzuncu kitabı. Bu kitabın önceki sekiz kitabından bir ayrıcalığı, kendine has bir özelliği var... Çünkü "Ceylan Gözlüm" dizgisiyle, mizanpajıyla, boş sahifelerdeki resimlendirilmesiyle, olduğu gibi Bıldırki'nin kendi emeği, alınteri, elinin eseri.. Hatta kapak düzeni de Bıldırki'nin buluşu. Kendi bilgisayarında, kendisi tarafından gerçekleştirilen ilk kitabı. O açıdan da ele alırsanız, Bıldırki'nin yazarlık yaşamında bu kitabın özel bir yeri var. &lt;br /&gt;Kendisinin bir öğrencisi, bir yazar ve şair, bir gönül dostu olarak, kendisini kutlarım. Tebrik ederim.&lt;br /&gt;Bıldırki'nin bu güzel eseri, adı gibi ceylan gözleriyle çevresindeki kişilere, eline alan kişilere, özellikle Söke'de uzun süredir birçok adreslere gidip aradığı adresi bulamayan mektubun sahibine ve sahiplerine geniş kapsamlı mesajlar veriyor. Hem de anlaşılır bir dille, anlaşılır bir üslupla konuşuyor.&lt;br /&gt;Umarız ki; Söke'de bugüne dek, bu konudaki duyarsızlıklarıyla bilinen birçok kişi ve çevreler, bu mesajların sesini duyarlar. Anlatmak istediklerine duyarlı olurlar. Ama, gelişmeler ne olursa olsun, "Ceylan Gözlüm" okuyucularının eline ulaşınca; duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, duyarsız gönüllere, Söke'de nice O. Hasan Bıldırki'lerin yaşadığını, var olduğunu, onlarla birlikte aynı havayı soluduğunu, aynı acıyı, aynı kaderi paylaştığını bir daha haykıracak.&lt;br /&gt;Adresini arayan mektup (1), bugün değilse de, bir gün mutlaka adresini, sahibini bulacak.. Ve; bu umudun gölgesinde, daha çoook Sökeli Bıldırki'ler yeşerip boy verecek. Çiçek açacak.&lt;br /&gt;Sevgilerimle." (2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Suat TUTAK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekler:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;1 BILDIRKİ O. Hasan, Adresini Arayan Mektup - YENİSÖKE / Yıl: 4 Sayı: 901 - 17 Mart 1997&lt;br /&gt;2 TUTAK Suat, "Seslenen Duygularımdır Şiirlerim" Ceylan Gözlüm - SÖKE EKSPRES / 13 Aralık 1997&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;CEYLAN GÖZLÜM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şiir, tanımlanabilir mi? Bazıları "Tanımlanır" bazıları da "Tanımlanamaz" biçiminde yanıtlıyorlar.&lt;br /&gt;Ben, "Şiir okunur!" diyorum. Çünkü, her şiir bir başka tad, bir başka güzellik taşır. Onun için de "Şiir okunur" diyoruz.&lt;br /&gt;Rahmetli dostum ve arkadaşım, eski Erzincan Veteriner Müdürü Hadi Sert'in şu mısralarını okumadan tadabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dantel dantel süslenmiş,&lt;br /&gt;Sıvasız duvarları.&lt;br /&gt;Sarhoş sarhoş yükselen,&lt;br /&gt;Sigara dumanları..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mısraları, okumayan, onun güzelliğine nereden varacak, onun tadını nereden bilecek?&lt;br /&gt;İşte, şiir budur. Kelimelerle, cümlelerle dantel dantel işlenmiş, süslenmiş, bezenmiş mısralar. Bir de bana duygularımızı, özlemlerimizi, sevdalarımızı katıp da sulayınca daha bir başka olur, şiir dünyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Gaztemizin yazarlarından, Söke İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün kurucularından, birinci dönem şube müdürlerinden, emekli Edebiyat Öğretmeni Oyhan Hasan Bıldırki, dokuzuncu yapıtını "CEYLAN GÖZLÜM" şiir kitabıyla yayın dünyasına sundu. Kendisini kutlar, başarılar diler, onuncu kitabını da bekleriz.&lt;br /&gt;CEYLAN GÖZLÜM, Dağınık, Sensiz Seninle, Sevgi Üstüne, Memleket Türküleri, Çeşitlemeler, Eylül Kadar Acısın Sen, Karışık gibi yedi bölümden oluşuyor. Her bölümde çok güzel şiirler var. Kitap, 144 sayfa. Kitapları kendisinden, Eğitim ve Bilim Kitap-Kırtasiye Şubelerinden temin edebilirsiniz. Özellikle bu kitabı genç kuşaklara öneriyorum. Bakın niye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey kutsal aşk için ölen&lt;br /&gt;Aslı, Leylâ ve Şirin!&lt;br /&gt;Ve nicesine isimsiz aşıklar,&lt;br /&gt;Ne olur bizi affedin...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Biz o kutsal aşkları öldürdük&lt;br /&gt;Karamsar çizgilere döktük.&lt;br /&gt;"Aşk mı?" deyip geçiyor,&lt;br /&gt;Gülerek şimdiki kızlar&lt;br /&gt;Kindar mı kindar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne şiirler var. Hepsini isteseniz de yazmam. Biraz da siz okuyun, CEYLAN GÖZLÜM'ü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;USLANMAK&lt;br /&gt;Bir şiirin şafağında&lt;br /&gt;Aya yaslanmışım.&lt;br /&gt;Gönlümde eski sevdalara yer yok&lt;br /&gt;Baya uslanmışım." (3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ensar Turgut TEKİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;3 TEKİN Turgut Ensar, Ceylan Gözlüm - YENİSÖKE / Yıl: 4 Sayı:1101 - 17 Kasım 1997 &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7657580168905865626?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7657580168905865626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7657580168905865626&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7657580168905865626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7657580168905865626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/iki-kalemden-bir-kitap-tanitimi.html' title='İKİ KALEMDEN BİR KİTAP TANITIMI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-kWnCXIfRSTI/TXvszvzB2VI/AAAAAAAAAF4/Cukl4azVe3U/s72-c/ceylan_g_zl_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1197053484043736426</id><published>2011-03-12T23:48:00.001+02:00</published><updated>2011-03-13T00:08:11.838+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplar'/><title type='text'>AYDINLATTIKÇA AYDINLAŞMAK</title><content type='html'>Söz uçar, yazı kalır. Yazı, dün ve günümüzü yarınlara taşıyarak, daha aydınlık ufuklara ulaşmamızı sağlar. Bunun için olsa gerek, ne güzel demişler: "Yazmak, yaşamaktır."&lt;br /&gt;Aydın olma bilincini yüreğinde taşıyan ve "aydınlatma" amacıyla yola düşen M. Kemal Yılmaz, aydınlattıkça aydınlaşmanın örneklerini veren ender seçkinlerimizin başında geliyor. Ondaki yazma merakı, bazılarımızı sayıyla kendine getirmelidir.&lt;br /&gt;Koçarlı-Cincin doğumlu (1921), Umurlu'lu, Söke ve Kuşadası dostu, Aydın'a sevdalı bir seçkin adam M. Kemal Yılmaz'ın "YABAN ELLERDE KALANLAR" (1) adlı son kitabı düştü elime. Yüreğini, yüreğimiz bildiğimiz "ihtiyar delikanlı"nın son eserini bir çırpıda zevkle okudum. Eserde arasına şiirlerini, ya da sevdiği şiirleri de serpiştirdiği düzyazıları var. 140 sayfalık bu eser, şair-yazarın yedinci kitabı. Yaşar Çağbayır'ın dizdiği kitap, Ege Üniversitesi Basımevi'nde basılmış. Ali Akgün'ün tasarlayıp düzenlediği kapak, benim ruhumun da hercü-merci oldu. Yitirdiklerimiz karşısında sarsıldım. Türkiye topraklarının dışındaki şehitliklerimizin sayısının 42 olduğunu öğrendim. Eserde dikkatle okunması gereken üç "Ankara Mektubu" da yer almış: "Turizm Erleri", "Çin İşi, Japon İşi" ve "Ankara'da Dünya Şiir Günü." Çeşitli dergi ve gazetelerde daha önce yayınlanan 21 yazısının yer aldığı kitap; Çanakkale'den izler, şehitlerimiz ve şehitlikler, kitaplar, hapishaneye benzeyen kütüphaneler, ağaçlar, üniversiteler, efeler, kent ve mahalle müzeleri, seyahat etkileşimleri, ilginç özellikleriyle öne çıkan şehirler, yaşanılan dönemden iç ve dış izlenimler, az da olsa siyaset hamuruyla da yoğrularak, okuyucusuna "Merhaba!" diyor. &lt;br /&gt;Yaşadıkça, yaşadıklarından çıkardığı sonuçlarla doğru ilkelere ulaşmıştır. Her biri uzun bir yaşam kesitinin izlerini taşıyan bu ilkeler, bizim de yolumuzu aydınlatacak birer kılavuz olmalıdır.&lt;br /&gt;"Avrupalıların bize insan hakları dersi vermeye hakkı yoktur." (s. 11)&lt;br /&gt;"Yeryüzünde hiçbir ülkenin Türkiye kadar iç ve dış düşmanı bol değildir..." (s. 39)&lt;br /&gt;"Biz unutkan bir millet olmaya başladık. Geçmişte çekilen acıları, katlanılan fedakârlıkları unutan milletler, yeni ve dayanılmaz acıların kendilerini beklemekte olduğunu bilmelidirler." (s. 58)&lt;br /&gt;"Kültürsüz zenginlik eksiktir." (s. 60)&lt;br /&gt;"Yazar, çocuk doğurmayı becerebilen bir ana gibidir." (s. 79)&lt;br /&gt;"Öğrendiklerimizi, deneyimlerimizi öteki dünyaya götürmek olanaksız. Bin bir zorluk ve çaba ile kazanılan bilgiler, deneyimler, biz-den geride kalanların istifadesine sunulmalıdır. Bu da ancak kitap yazmakla mümkündür. Ama, kitap yazmak, önce cesaret ister, sorumluluk duygusu ister, çaba ister. Konuşmak değil, yazmaktır medeniyet. Geriye eser bırakmaktır medeniyet." (s. 84)&lt;br /&gt;"Ağaç yetiştirmek, çocuk büyütmek gibidir." (s. 92)&lt;br /&gt;"Siz ekmek yapmayı biliyor musunuz: Bilmiyorsanız, deneyin lütfen..." (s. 98)&lt;br /&gt;"Kültürel, diplomatik, ekonomik konularda yabancılarla olan ilişkilerimizde, Türkiye'nin görünümü özel bir önem taşır." (s. 109)&lt;br /&gt;"Biz barış zamanında bile anılarımızı bir yere yazamıyoruz." (s. 113)&lt;br /&gt;"Japonya, Çin coğrafyada doğulu ama kafa bakımından batılıdır." (s. 120)&lt;br /&gt;"Yeni bir yabancı dil öğrenmek için yapılacak çaba, en azından insan beyninin pörsümesini, eskimesini önler, insanı tazeler; hayata bağlar. Kötü bir şey mi bu?" (s. 120)&lt;br /&gt;Bir bakıma yaşadığı çağa not düşen M. Kemal Yılmaz, yer yer iğnelemeler de yapmaktan geri kalmıyor:&lt;br /&gt;"Üniversitemizden bir genç bilim adamı, bana "Aydın'da Rum, Ermeni nüfus" üzerinde tarihi bir inceleme yapmakta olduğunu söyledi. İnceleme konularının seçiminde, ele alınış yönteminde çok dikkatli olunmalıdır. Sayıları pek çok olan, zamanla azalmayıp artan Türkiye düşmanlarının milletimiz aleyhine kullanabilecekleri veriler ve bahaneler peşinde koşmakta olduklarını, genç bilim adamlarımız akıllarından çıkarmamalıdır." (s. 58)&lt;br /&gt;"Askerlik, iş yapma, sonuç alma sanatıdır. Bazı sivil kişiler ve kuruluşlar lâf üretirken, askerler iş üretmektedir." (s. 86)&lt;br /&gt;"Siz şimdi artık elektronik posta 'e-mail) ile mi mektuplaşıyorsunuz? Hadi canım sen de!.. Var mı mektup gibisi... Mektup olsun da çamurdan olsun!.." (s. 103)&lt;br /&gt;"İnsanoğlunun yaşamı, bazı yaptığı ve yapamadığı işlerden duyduğu pişmanlıklarla doludur. Bunların ancak bir kısmını itiraf edebiliriz kendi kendimize. Benim yaşamım da öyle. Gereğinden fazla uzun süren yaşam serüvenimde duyduğum pişmanlıkların başında "günlük tutmamış olmam" gelir. Yaşadığım ve gördüğüm ilginç olaylar hakkında günlüğüme kısa kısa notlar yazabilirdim." (s. 113)&lt;br /&gt;"En güzel örnek Türkçe'nin konuşulması gereken televizyonlarda, benim ses ve söz bayrağımın ne hallere düşürüldüğünü görünce içim yanıyor, çok üzülüyorum." (s. 136)&lt;br /&gt;"YABAN ELLERDE KALANLAR"da herkesin öğrenip yararlanacağı çok şey var. Son dönem Türkiye'sini toz-duman eden şu tespiti kulağımıza küpe etsek fena mı olur?&lt;br /&gt;"Bu toprakların ekmeğini yiyenler, suyunu içenler, özgür havasını soluyanlar, vakit çok geçmeden kendimize gelelim. Yurdumuza, Cumhuriyetimize sahip çıkalım. El ele, gönül gönüle, kafa kafaya verelim. Düşmanların oyununa gelmeyelim." (s. 40)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz? &lt;br /&gt;Kestirmeden söylenen en güzel doğrulardan biri de bu değil mi?(2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Oyhan Hasan BILDIRKİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;(1) Yaban Ellerde Kalanlar, M. Kemal Yılmaz&lt;br /&gt;Aydın / Umurlu, 2002 - 140 sayfa&lt;br /&gt;Ege Üniversitesi Basımevi, Bornova-İzmir&lt;br /&gt;(2) Söke Ekspres Gazetesi, Darkapı, 5 Ekim 2002 Cumartesi &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1197053484043736426?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1197053484043736426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1197053484043736426&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1197053484043736426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1197053484043736426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/aydinlattikca-aydinlasmak.html' title='AYDINLATTIKÇA AYDINLAŞMAK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-556108104444513190</id><published>2011-03-12T23:44:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:08:11.846+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplar'/><title type='text'>İKİ ÇİZGİ İKİ KİTAP</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-rlLZNDLWiI4/TXvpjs_MK_I/AAAAAAAAAFw/iHA8m17MUac/s1600/umurlucickleri.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 195px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-rlLZNDLWiI4/TXvpjs_MK_I/AAAAAAAAAFw/iHA8m17MUac/s320/umurlucickleri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583312962636753906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sicili kırık politikacılarımızın gölgesinde, nice maddî-manevî değerlerimizi hortumlayanların üstümüze çökerttiği kara bulutların sıkıntılarını yaşamaya katlanmaya çalışırken, iki edibin gülleriyle karşılaşmanın sevdasına kaptırdım yakamı. Her iki eseri de, -belki de kederimi dağıtmak için- nefes nefese, bir solukta okudum. Bu ilk okuyuştan elde ettiğim sonuçları, sizlerle de paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;Haritada; Aydın'dan Mardin'e bir hat çekseniz, aradaki kilometre taşlarının ne kadar da çok olduğunu görürsünüz. Ancak sayısız kilometre taşlarının soğukluğunu, iki gönül arasındaki sevgi sebillerinin serinliğiyle giderebilirsiniz. Söze konu kilometre taşlarının bir ucundaki Mustafa Kemal Yılmaz ile öte yakasındaki Abdülkadir Güler, sanki sözleşmişler gibi iki kitapla yayın dünyasına tekrar merhaba dediler. Selâmlarını, gönlümüze taç eyledik. Ayrı ayrı zamanlarda iki noktadan yola çıkanların, aynı doğrultuda buluştuklarını biliyorum. Mustafa Kemal Yılmaz, "UMURLU'DA BİR ZEYTİN AĞACI" (*) adlı eserinde; yakın çevresindeki şairler, yazarlar ve bazı politikacı dostlarıyla ilgili anılarını anlatırken, bu duygu ve düşünce adamlarının edebiyat dünyası için altın değerinde olan anılarına da yer veriyor. Satır aralarında gezinirken, şiirinin kozasını oluşturan ilkeleri de görebiliyorsunuz: "Kağnılara, katar katar develere ben de yoldaş oldum. Senin "Tabanını kum yaktı.", benimkine de diken battı." (Age, s. 38) Diğerlerini saymazsak, Yılmaz'ın bu eserinde bizim çevremizin insanlarından; Mahmut Özay, İrfan Özaydınlı, Mahmut Esat Bozkurt, İskender Cenap Ege, Sunullah Arısoy ve Ahmet Güçsav yer alıyor. Sıcak, samimi bir anlatım, okuyanı sarıyor; sıkılmıyorsunuz.&lt;br /&gt;"SÖKELİ Bir Güzel Adam AHMET GÜÇSAV" (**), Abdülkadir Güler'in son kitabı. Bir vasiyeti yerine getirmek amacıyla kaleme alınan kitap, Güçsav'ın çevresinde halkalanan anılar dehlizi. Gün ışığına çıkarılan anılar, Söke'nin yakın tarihine de ışık tutuyor. Yedi bölümden oluşan kitaba bir kaynakça eklenmesi de güzel. Günümüz Sökesi'nin ortaya çıkmasında, karınca kaderince, kâh düşünceleriyle, kâh projeleriyle etkili olan Ahmet Güçsav'ı, yeniden önümüze getirip bırakan Abdülkadir Güler'i, ahde vefasından ötürü kutlamak istiyorum. &lt;br /&gt;Ahmet Güçsav, örnek bir insan. Kasabada yaşayan nezih bir İstanbul efendisi. Yaşadığı zaman içinde yerel sorunlara dikkat çeken Güçsav, aynı zamanda güzel Türkçemizin de dostudur. Bir hukuk adamının kültürel meselelerde de ortaya çıkması, bazı kurum ve kuruluşların doğuşunda önderlik etmesi, yaşadığı şehri sevmesi, aramızda yaşayan bazılarımıza da kılavuz olmalıdır diye düşünüyorum. Zira; "İnsanlar elbette doğup büyüyecek ve bir gün geldikleri bu dünyadan göç edeceklerdir. Fakat önemli olan, bu göçün arkasında güzel eserler, hatıralar ve izler bırakabilmektir." diyen Ahmet Güçsav, haklı değil mi? Haklı olmasaydı Güçsav, adına düzenlenen kitaptan günümüze taşar mıydı hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kimi çoktan yitmiş,&lt;br /&gt;Kimi eğik, kimi yan yatmış&lt;br /&gt;Kiminin kırılmış başı...&lt;br /&gt;Kitaplar&lt;br /&gt;En dayanıklı mezar taşı..." (***)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden nereye? İki dost, aynı vadide, şair gönüllerinin verdiği ilhamla değerbilirliklerini, nadide iki kolye halinde boynumuza taktılar. İki bin bir Ocak'ının arakesitinde buluşan, bu iki dost kalemi, yürekten kutlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Oyhan Hasan BILDIRKİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;(*) Mustafa Kemal YILMAZ, UMURLU'DA BİR ZEYTİN AĞACI, 114 s. - Aydın / Ocak 2001&lt;br /&gt;(**) Abdülkadir GÜLER, SÖKELİ BİR GÜZEL ADAM AHMET GÜÇSAV, 172 S. - Söke / Ocak 2001&lt;br /&gt;(***) Mustafa Kemal YILMAZ, Age. s. 3 &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-556108104444513190?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/556108104444513190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=556108104444513190&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/556108104444513190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/556108104444513190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/iki-cizgi-iki-kitap.html' title='İKİ ÇİZGİ İKİ KİTAP'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-rlLZNDLWiI4/TXvpjs_MK_I/AAAAAAAAAFw/iHA8m17MUac/s72-c/umurlucickleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-839627021207243280</id><published>2011-03-12T23:41:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T00:08:11.852+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplar'/><title type='text'>ÖTÜKEN TÜRKÇE SÖZLÜK VE YAŞAR ÇAĞBAYIR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-YlcQ2mxaAN8/TXvo8Us5F_I/AAAAAAAAAFo/MKIPD-fjMj4/s1600/oyhanhasan_otukenturkcesozluk.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 164px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-YlcQ2mxaAN8/TXvo8Us5F_I/AAAAAAAAAFo/MKIPD-fjMj4/s320/oyhanhasan_otukenturkcesozluk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583312286102657010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk dilinin zenginliğini gerçekten ortaya çıkaran, aklımıza takılabilecek olan "Türkçe nedir?" sorularının tamamına cevap bulabilecek olduğumuz "Türkçemizin En Büyük Sözlüğü" sonunda, 3 Mayıs 2007 tarihinde Ötüken Yayınları arasında çıktı. Bu sözlüğü Türk dünyasına kazandıran dostum Yaşar Çağbayır'ın, hazırlık sırasında nelere, nasıl katlandığını, neler çektiğini, kaç defa çöken bilgisayarını omuzlayıp servise götürdüğünü yakından biliyorum. Ondaki sabrın meyvesi; "ÖTÜKEN TÜRKÇE SÖZLÜK" adıyla çiçek açtı. Baştan; dilimize kazandırdığı bu eser nedeniyle Yaşar Çağbayır'ı ve sözlüğün basımını gerçekleştiren Erol Kılıç ile Ötüken Yayınevi'nin bütün ilgililerini yürekten kutladığımı belirtmeliyim. &lt;br /&gt;"ORHUN YAZITLARINDAN BUGÜNE TÜRKİYE TÜRKÇESİ'NİN SÖZ VARLIĞI ÖTÜKEN TÜRKÇE SÖZLÜK", emsalsiz bir sözlük. Sözlük neyse o. Türkçe'mizin ağırlığını, muhteşemliğini sergileyen gerçek ayna. Dilimiz Türkçe'yi sadece "çöğür şairleri"nin dilidir sananları, bu yüzden Türkçe'nin fakir bir dil olduğunu ileri sürenleri de aydınlatacak bir bir eser; Ötüken Türkçe Sözlük. "Günlük hayatta kullandığımız kelimelerden Eski Türkçe'ye kadar Türk diline ait 246.000 sözcük içeren Ötüken Türkçe Sözlük, satışa sunuldu. Sözcük sayısıyla olduğu kadar içeriğinde yer alan Osmanlıca Dizin'le de Türkiye'de bir ilk olan ve 38 yıllık çalışmayla hazırlanan Ötüken Türkçe Sözlük, 5 ciltten ve 5.744 sayfadan oluşuyor. &lt;br /&gt;Ötüken Türkçe Sözlük, emekli öğretmen ve araştırmacı yazar Yaşar Çağbayır tarafından, Türkiye ve dünyada Türk dili üzerine yazılmış "Atabetü'l-Hakayık"tan çağdaş edebî metinlere kadar yaklaşık 1700 eserin incelenmesiyle hazırlandı. Ötüken Neşriyat A.Ş tarafından basımı gerçekleştirilen sözlüğün, Türkçe'yi doğru ve etkin kullanmak isteyen ve metin çalışmaları yapan herkes için kaynak eser niteliğinde olduğu belirtiliyor. Göktürk, Eski Uygur, Hakaniye, Oğuz, Eski Anadolu, Osmanlı, Çağdaş Türkiye Türkçesi ile Anadolu, Rumeli, Kıbrıs, Kerkük Ağızları'nın yanı sıra sözlükte 235 sayfadan oluşan Osmanlıca Dizin de yer alıyor. Osmanlıca alfabeye göre hazırlanan dizin sayesinde Ötüken Türkçe Sözlük'ün içerisinde bulunan Osmanlı imlasıyla yazılı yaklaşık 55 bin kelimenin farklı okunuş ve anlamlarına kolayca ulaşılabiliyor. &lt;br /&gt;Sözlük kullanıcılarının bilgiye daha kolay ve çabuk ulaşabileceği şekilde hazırlanan Ötüken Türkçe Sözlük'de; sözcüklerin doğru okunabilmesi için gerekli işaretlemelerle, sözcüğün hangi kaynaktan alındığını belirten parantez içi açıklamalar da yer alıyor."[1] &lt;br /&gt;"Geçen yıl bugünlerde, bu sayfalarda "Bir sözlüğün hikâyesi"nden söz etmiştim. Öğretmenliğe başladığım yıllardan beri yaptığım çalışmaları özetlemiştim. Şimdi o yazımdan bir yıl geçti. Ve o sözlük basıldı, gün ışığına çıktı. Bizzat bilgisayar başında çalıştığım yıllarda bitmeyecekmiş gibi görünen o sözlük nihayet okuyucunun eline sunulabilecek hâle geldi. Bilgisayar ortamına aktarırken hep uçsuz bucaksız ve ucu bir türlü görünmeyen bir tünelin içindeymiş gibi hissediyordum kendimi. Ve bir taraftan da etrafımla ilişkilerimi en az düzeye indirmiş, ne oluyor ne gidiyor diye olaylara az veya çok bir ilgi bile duymuyordum. Ve ben ilgi duysam da duymasam da nasıl Büyük Menderes kendi yatağında akıp gitti ise, olaylar da benim dışımda akıp gitti. Olaylar kendi yoluna gitti, ben de kendi işime baktım. Ve sonunda bahsettiğim gibi Orhun Kitabelerinden Bugüne Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı olan Ötüken Türkçe Sözlük'ü bitirdim."[2] &lt;br /&gt;"Uçsuz bucaksız ve ucu bir türlü görünmeyen bir tünel"den çıkmak... Aradığınız ve beklediğiniz sözlük. Türk dünyasıyla Türkiye Türkçesi arasında kurulmuş köprü. Herkesin yapabileceği bir kaşık değil. Sapı tam ortasına denk getirilmiş bir eser.&lt;br /&gt;Mutluluk bu işte? Öyle değil mi? Yazarı için de, Türkçemiz için de... Sebep olanları kutlarım. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Oyhan Hasan BILDIRKİ &lt;/span&gt;-------------------------------------------------------------------------------- &lt;br /&gt;[1] http://www.otuken.com.tr/index.asp / Tanıtım Yazısı. &lt;br /&gt;[2] Çağbayır Yaşar, (Yeni Söke Gazetesi, 3 Mayıs 2007)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-839627021207243280?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/839627021207243280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=839627021207243280&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/839627021207243280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/839627021207243280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/otuken-turkce-sozluk-ve-yasar-cagbayir.html' title='ÖTÜKEN TÜRKÇE SÖZLÜK VE YAŞAR ÇAĞBAYIR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-YlcQ2mxaAN8/TXvo8Us5F_I/AAAAAAAAAFo/MKIPD-fjMj4/s72-c/oyhanhasan_otukenturkcesozluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-648987228251653406</id><published>2011-03-12T23:36:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.362+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>BOŞLUK</title><content type='html'>Neyin nesi diye sorduğumuz bu hayat kavramını, şu dünyada tam anlamıyla açıklayabilmiş bir varlık olduğunu sanmıyorum. Somut bir kavram gibi görünen; fakat nereden geldiği belli olmayan bir sözcükten kim, nasıl bahsedebilir ki? Bazıları beynindeki sözcükleri kurcalayıp. Onlardan bir cümle kurar. Ona göre hayat tek bir cümledir. Bazıları da maksat anlamını anlatmış olmak için, bildiği tüm sözcükleri kullanır. Onlar gerçekten söyledikleri, ifade etmek istedikleri cümlelere inanırlar mı? Belki de inanırlar! Bilinç altlarına işlemiştir bir kere kafalarındaki "hayat" kavramı. Başkası ne derse desin onun için hayat hep aynı "hayat" olarak kalacaktır.&lt;br /&gt;Şimdilik benim gözümde hayat, keşfedilmemiş bir boşluktur. Kim biliri belki bir gün ben keşfederim de, o zaman bu keşfedilmemiş boşluk kavramı da silinir aklımdan.&lt;br /&gt;Hayat bir yolculuktur deriz. Kimse düşünmüş müdür peki, bu yolculuğun nasıl bir yolculuk olduğunu? Ya da bu yolculuğun nasıl bir yolculuk olduğunu?&lt;br /&gt;Bir otobüstesin... İki katlı, üst tarafı beyaz, alt tarafı siyah bir otobüs. Otobüse seni annen ve baban bindirir, ama onlar da bilmez otobüsün nereye gittiğini. Beyaz boyalı üst kata oturursun ilk bindiğinde. Çünkü beyaz olan kat senin daha çok hoşuna gider. Yolcular yavaş yavaş doluşurlar otobüse; ama ne gariptir ki kimse nereye gittiğini, neden gittiğini bilmez. Bir kaynaşmadır başlar yolcular arasında. Sonra bir dinlenme tesisine girer otobüs, dışarı çıkıp hava alırsın. İçine çektiğin hava var olduğunun bir kanıtıdır. Sonra yolculuk devam eder. yolcular arasında haylazlar da çıkar. Başlar bir tartışma otobüsün üst katında. Senin de sinirlerin gerilir ve kötü, kırıcı sözler söylersin. Yolcular arasında artık sevilmemeye başlarsın. Yalnızlık duygusu kaplar benliğini. Git gide bu öfkeye dönüşür ve karanlığa düşersin. Yolcular da seni üst katta istemiyorlardır zaten ve otobüsün alt katına inersin. Yani siyah boyalı katına. Orda kimsecikler yoktur, aslında vardır da sen göremiyorsun karanlıkta. Oturmak istemezsin oradaki koltuklara, çünkü hiç rahat değildirler. Sonra kolundan çekip durur oradakiler. Zor kurtulursun ellerinden, arkasından da şoföre bakmaya gidersin, lakin onu bir türlü bulamazsın. Bir yandan yalnızlığın verdiği öfke, bir yandan da karanlık korkusu seni deliye çevirir ve hıçkırıklara boğulursun. Derken yukarıdan gülüşme sesleri gelir. Ne kadar da mutlular diye öfkelenirsin. O sırada üst kattan biri gelip "ağlama" der sessizce, seni elinden tutup yukarı çıkarır, ondan kurtulmaya çalışmazsın. Zaten olmak istediğin yer burasıdır. Yine de yaptığın davranışlar nedeniyle onlardan utanırsın. Ama güzel bir söz öğretmişti sana annen. O söz aklına gelir ve "özür dilerim" dersin. Herkesin yüzündeki soğukluk, tebessüme dönüşür, sarılırlar sana. Artık mutlusundur. yolculuğunu hep yanındaki sevdiklerinle geçirmek istersin. Senin için hayat budur. Karanlığa düştükten sonra aydınlığın değerini anlarsın.&lt;br /&gt;Böyle giden bir yolculukta şoför bazen hızlı gider, bazense yavaş. Ama şoför artık daha da yavaşlamaya başlamıştır ve sen etrafındakilerin de yavaşça ortadan kaybolduklarını görürsün. Otobüsün her durmasında birkaç yolcu azalıyordur. Otobüs de gittikçe yavaşlamaya başlamıştır. Yavaşlamasıyla kendinde de bir huzursuzluk hissedersin. Camdan dışarı bakar ve otobüsün bir uçuruma yaklaştığını görüp titremeye başlarsın. Şoföre "dur" diye bağırırsın; fakat... artık çok geçtir. Otobüs uçurumu geçmiştir.&lt;br /&gt;Belki de hayat böyledir. Sonu olan bir yolculuk. Bir otobüs yolculuğunun sonu olduğu gibi hayat da bir gün son bulur. Önemli olan aydınlık bir hayatta yaşamaktır. Karanlığa girmeye de, aydınlığa girmeye de sen karar verirsin. Hayatta bazen mutlu, heyecanlı, bazen de mutsuz ve yorgun olmak da senin elindedir. Çünkü hayatın şoförü insanın kendisidir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Begüm TAM&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-648987228251653406?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/648987228251653406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=648987228251653406&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/648987228251653406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/648987228251653406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/bosluk.html' title='BOŞLUK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-289048020472827387</id><published>2011-03-12T23:34:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.369+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>EN GERÇEK MASAL</title><content type='html'>Küçükken anlatılan masallar, ne kadar uzaklaştırmıştı bizi gerçeklerden o yaşlarda.sonra zamanla masallardan kurtulup, gerçeği öğrendik. Sevdiklerimizi kaybedip, onların ölümlerini yani sonsuza dek yok oluşlarını gördükçe kaybetmeyi, çaresizliği, imkansızlığı tattık, gitgide gerçeklerden nefret ederek. Umudunu kaybetmiş, hayattan yorulmuş insanların o sonsuza dek yok oluş gününün gelmesi için ettiği duaları duyduk zaman zaman.Yeri geldi, insanların kendileriyle bile paylaşmaktan korktukları sırlarını dinledik, yeri geldi sabırsızlıkla beklenen mutlu anların hayal kırıklıkları ile sonlanmasına tanık olduk.Ani bir kararla hayatların mahvoluşunu, pişmanlıkları, haykırdıkça büyüyen nefretleri... Hepsini ama hepsini ya biz yaşadık ya da yaşayanlardan bir parça aldık.&lt;br /&gt;Küçükken, büyümek ve kendimden küçüklere galip gelmek isterken, büyüdükçe aslında onların bize galip geldiğini fark ettim. Çünkü büyüdükçe her şey daha da kötüye gidiyordu ve ben hep onlara özeniyordum. Yıllar geçtikçe eskiyi, hatta bir sene öncesini bile özlemeye başladım. Sonra masalları ve küçüklüğümü düşündüm.&lt;br /&gt;Halbuki, ne kadar güzeldi masallar. Saraylar, hizmetçiler, beyaz atlı prensler... Hiç mi kötülük olmazdı sanki? Kötü kalpli kraliçeler, cadılar da mı olmazdı? Olurdu ama ne var ki hep iyilik kazanırdı sonunda. Hep mutlu sonla biterdi masallar...&lt;br /&gt;Anlayamadığımsa o yaşlarda gerçekler yerine, masallarla tanıştırılmak. Ne kadar acımasızca oysa. Önce seni her şeyin mutlu sonla bittiği bir dünyanın içine sokuyorlar. Kötü kalpli cadılar, kırmızı başlıklı kızı yemeye çalışan kurtlar, pamuk prensesin kötü üvey annesi ölüyor ve sen hayattan hep kötülüklerden uzak mutluluk dolu bir dünya bekliyorsun. Ama sonra senden gerçekleri görmeni istiyorlar. Çünkü zamanı gelmiş. İşte bundan sonra mutsuz oluyor insanlar. Kurdukları dünyaya kendilerini öyle kaptırıyorlar ki, her şeyin o dünyadaki gibi daha da doğrusu masallardaki gibi olmasını bekliyorlar. Ne yazık ki beklediklerini bulamayıp, mutsuzluklarla dolu bir hayat yaşıyorlar.&lt;br /&gt;Ne olurdu sanki gerçekler bu kadar acı, masallar ise gerçeklerden bu kadar uzak olmasa! Ne olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Damla ÖZCANYÜZ&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-289048020472827387?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/289048020472827387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=289048020472827387&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/289048020472827387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/289048020472827387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/en-gercek-masal.html' title='EN GERÇEK MASAL'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5769809052161195855</id><published>2011-03-12T23:33:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.378+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>HUZURSUZLUK İÇİNDE HUZUR</title><content type='html'>Ağırlık çökmüştü üzerime. Evet, ağırlık çökmüştü. Peki, neden çökmüştü? Ben bu çöküşü bir yerden hatırlamalı mıydım? Ağırlık sonrası enkaz yığını gibiydi bedenim. Sanki aylardır uyuyormuş da yeni uyanmış bir insan gibiydim. Anlamsız bir rüyâ sonrası uyanan bir çocuk gibiydi hislerim.&lt;br /&gt;Gündüzüm yeni sahne almıştı, yelken açmıştı bu güne. Ve sonrasında yorucu, bıkkın, sanki bir dahaki güne kadar gözlerimi açmamak istercesine akşamımı bekler oldum. İnsanların hareketleri o kadar yapmacıktı ki kendimi yeryüzünde çerçevelenmiş hissediyordum. Bu güne hoşça kal demek için hazırlanıyordu dilim. Karanlığı beklediğimi bir tek ben biliyordum. Oysa başkalarına anlatmak istemiyor da değildim. Ama hepsi birbirinden Polyanna'ydı biliyordum. Beyazın üstünde oturuyorlar, kırmızıya özlem duyarak yaşıyorlar; fakat siyahı sevmesini bilmiyorlardı. Kendi yarattıkları derinliğin esiri olmuş insanlardı. Mürekkebi yalamak yerine gözlerine sıvamak zevki bu hayatın neresindeydi?&lt;br /&gt;Akşam yine geç yatmıştım. Nedenini bilemediğim bir acı saplanıyordu yüreğime, gözlerim kararıyor, içimden geleceğe küfretmek istiyor, bir de yalnızlığıma özlem duyuyordum. Sonra, sonra mı? Sonra yarama tuz basılıyor, neden acı çekmeli insanlar diyordum. Sanki bir katilmiş gibi davranıyordum saate. Gözlerimin kepenkleri ağırlaşıyor, ben de bu sayede uykudan zevk almaya niyetlenmiş oluyordum. &lt;br /&gt;Sabahında sorularla başlıyorum dizinin bu bölümüne. Ne zaman öleceğimi bilmediğimi bildiğim için bir soru soruyorum kendime: "Yarın ne olacak?" Ve bununla gelen bir dizi cevap başlarına hep keşkeler ekliyorum ve optimist konulu monologum sona eriyor.&lt;br /&gt;İçimde yine bir boşluk, yine bir endişe ve bir umarsızlık... sanki bir sinyal arıyor bedenim evrimini tamamlamak için. Sonra gücüm tükeniyor, karşıma çıkan ilk kıza ilgi duyuyorum. Israrkeş bir tavırla Charlie Chaplin şeklinde gülümsüyor suretim. Ama nedenini ben de bilmiyorum. Yalnızlığımı o an için kaybettim ve hiç bu kadar kararsız olduğumu hatırlamıyorum. Şikâyetçi miyim ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu gelgitlerle hayat bir melodi oldu bana.&lt;br /&gt;Ve yine başlıyorum; karanlığa dalmak lazım bunun için. İyimserlik mateminde sarı gül tutmaya başlıyor bedenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hidayet Erdem ÇAY&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5769809052161195855?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5769809052161195855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5769809052161195855&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5769809052161195855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5769809052161195855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/huzursuzluk-icinde-huzur.html' title='HUZURSUZLUK İÇİNDE HUZUR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-3017503659019489248</id><published>2011-03-12T23:29:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.382+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>CEVAP ANAHTARIM</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-Np6vEzSid4U/TXvmTIRVm3I/AAAAAAAAAFg/pE9NtDfIdK4/s1600/postaci.gif"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 197px; height: 192px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Np6vEzSid4U/TXvmTIRVm3I/AAAAAAAAAFg/pE9NtDfIdK4/s320/postaci.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583309379367967602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine gecenin karanlığındayım, bu kez kim söndürdü ışıkları? Ama yalnız değilim bu sonsuz karanlıkta. Yanımda sensizliği de taşıyorum. Gittiğim, gördüğüm, gezdiğim her yerde o var; anlayacağın gölgem gibi hep peşimde... Çok acı veriyor biliyor musun, seninleyken sensiz kalmak... Sana bu kadar yakınken, ulaşamamak... Bazen düşünüyorum da, neden ben değilim senin sevdiğin? O senin sevgini kazanmak için ne yaptı, ağladı mı her gece benim gibi, yoksa haykırdı mı yüzüne "Seni seviyorum" diye? Hiçbirini, hiçbirini yapmadı! O senin için kendisinden, hayatından hiçbir şey feda etmedi. Ama ben... Hayatımın en önemli varlığını, sevgimi verdim sana... Ve bununla beraber her şeyimi... Zamanımı, göz yaşlarımı ve henüz sayamadığım bir çok şeyi. &lt;br /&gt;Ağladım senin için; her gece, hiç bıkmadan, sessizce ama ümitsizce... Bu gece de ağlıyorum, ama bu kez başka bir nedenle. Seni kaybettiğim ve bir daha hiçbir zaman kazanma şansımın olmayacağı geldi aklıma. Artık başka biri var senin hayatında. Bundan sonra o sarılacak sana doyasıya, o bakacak senin masum gözlerine... Yalnızca bu düşünceler bile beni karanlığın en dibine itiyor. Seni onun yanında görünce içimden bir şeylerin kopup gittiğini hissediyorum. Ve habersizce giden bu şeyin adı "umut". Umudum yavaşça tükeniyor ve yerini uykusuz gecelere, gözyaşlarına bırakıyor. Ama işin kötüsü de, beni bırakıp giden sadece umudum değil. Sen de gittin hayatımdan, bir hayalet gibi ve hazır değildim gidişine... Ağladım... Ama hazırlıklı olsam da fark etmezdi, şu an olduğu gibi... &lt;br /&gt;Kelimeler, sevginin yoğunluğuyla işlenmişken, kalemi kağıda götürdüğüm anda adını yazdım. Çünkü tam sevgim sana... Sevgimi paylaşmayı sevmem ben, tek bir kişiye adarım onu. Doğru ya da yanlış biri uğruna harcarım kendimi. Peki ya sen? "Aşağıdaki kişilerden hangisi doğrudur?" sorusuna hiç tereddüt etmeden cevap verdiğim seçenek misin? Doğru yanıt sen misin? Cevap anahtarına baktım, kalbime! Orada kocaman harflerle senin adın yazıyor ve kalbim adınla birlikte atıyor... Şu an tüm sorularda benim tek seçeneğim olsan da sen bunların hiçbirini bilmiyorsun ve asıl bu düşünce beni mutsuz ediyor. Ben kendi dünyamda, sensizliğimle beraber bunca şey yaşarken sen bunların hiçbirini bilmedin. Ama ben her şeye rağmen sana verdiğim sevgimi kimseyle paylaşmayacağım. O, sadece sana ait, sana özel ve bende özel... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seren DİRİK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-3017503659019489248?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/3017503659019489248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=3017503659019489248&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3017503659019489248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3017503659019489248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/cevap-anahtarim.html' title='CEVAP ANAHTARIM'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Np6vEzSid4U/TXvmTIRVm3I/AAAAAAAAAFg/pE9NtDfIdK4/s72-c/postaci.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6452335665259517573</id><published>2011-03-12T23:27:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.387+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>GÖZLERİNDEKİ HÜZÜN</title><content type='html'>Her zamanki gibi ağır ağır çıktı merdivenlerden, bir yandan da basamakları sayarak. Onuncu ve en sonuncu basamakta duraksadı bir an. "On" diye düşündü. "On..."&lt;br /&gt;Yıllardan beri hiç değişmemişti. Hep aynıydı. Bunu bildiği halde, alışkanlıktı onunki, her seferinde sayardı. Hafif bir telaşla baktı saatine. 19.15. Eşinin gelmesine tam bir saat vardı. Daha bir telaşlanmıştı sanki. Bu telaş içinde çantayı kurcalamaya başladı. Anahtarı bulup dış kapıyı açtı, asansöre baktı. Beşinci kattaydı. Çağırmak için düğmeye bastı ve beklemeye başladı. Hafif tıkırtılar eşliğinde aheste aheste indi asansör. Geldiğini bildiren ses apartman içinde yankılandı. Kapıları açtı, girdi. Karşıdaki aynada kendisiyle burun buruna geldi. Aynaya bakma cesaretini yıllar önce kaybetmişti oysa. Ama yine de dayanamadı. Bir kez daha baktı; gözlerinin altındaki mor halkalara, çökmüş suratına. Gözlerindeki ışıltıları yıllar önce kaybetmiş, yerini biraz hüzün, biraz bıkkınlığın almasına engel olamamıştı. Kapıların açılmasıyla daldığı düşüncelerden kurtuldu. Asansörden çıkıp evin kapısını açtı. Evin her zamanki kendine has kokusu sardı dört yanını. Bu bile onu rahatlatmamıştı. İlk zamanlarda çekici gelen bu koku artık nedense beraberinde başka şeyler getiriyordu. Yatak odasına girip üstünü değiştirmeye başladı. Gözüne eşinin eşyaları çarptı. Hafif bir mide bulantısı hissetti. Nedense itici geliyordu bunlar ona. Mutfağa gidip yemekleri ısıttı. Hüzünle çıktı, "Kaç yılım burada geçti acaba?" diye düşünerek. Biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı aslında. Salona geçip kanepeye attı kendini.&lt;br /&gt;Duvardaki resimlere takıldı gözü. Buruk bir edayla süzdü her birini. Düğün resimlerini, onun hemen yanındaki seyahat resimlerini... Hepsinde büyük bir mutluluk, ayrıca büyük bir tebessüm vardı yüzünde. Bir zamanlar aşık olduğu adamın yanında mutluydu o zamanlar. Şimdiyse her şey çok değişmişti. Başta aşık olduğu adam... &lt;br /&gt;Duygusal, ağırbaşlı olan bu adamın yerini şimdilerde canavardan farksız bir kişilik almıştı. Evde her gün farklı bir kavga çıkıyordu. Daha dün bir kavga patlak vermişti aralarında. Bu seferki hepsinden şiddetliydi. Bir süre bağırmışlardı birbirlerine. Her zamanki gibi yenen taraf, karşı taraf olmuştu. Vücudundaki ağır yaraların acısıyla yerde bir süre baygın kalmıştı. O bu haldeyken adam çekip gitmişti. Ayağa kalkmaya çalışmak boşunaydı. Kalkamayacak kadar halsizdi. Yattığı yerden bağıra çağıra ağlamaya başladı. Vücudundaki yaralar değil, kalbindeki yaralardı onu bu denli ağlatan. &lt;br /&gt;Bin bir zorlukla doğruldu. Kararını vermişti; gidiyordu. Topallayarak valizini toplamaya gitti. Bir bir çıkardı giysileri askıdan. Koymaya başladı valize. Yarı yarıya dolmuştu ki vazgeçti, boşaltmaya başladı yeniden. &lt;br /&gt;Başından beri biliyordu aslında. Gidemezdi. Kapıyı çekip çıkmak o kadar da kolay değildi. Acı acı düşündü; "Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkânıdır" diye. Gidemezdi.&lt;br /&gt;İşte bunları düşünüyordu şimdi. Bir yandan da bütün bu olanlar film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden. Kapının çaldığını duydu. Kocası gelmişti. Telaşlı telaşlı gitti kapıya, bütün gayretiyle gülümsemeye çalışarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İzel TONTAŞ&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6452335665259517573?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6452335665259517573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6452335665259517573&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6452335665259517573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6452335665259517573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/gozlerindeki-huzun.html' title='GÖZLERİNDEKİ HÜZÜN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7621732571443898854</id><published>2011-03-12T23:24:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.395+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>HAYAL GÜCÜMLE KONUŞURKEN</title><content type='html'>İnsanlık ne zaman doğmuştur? 'Milattan önce' kavramlarıyla ifade edebilmek mümkün müdür? Güneş yılından önce, Ay yılından önce, yazıdan önce, ateşten önce... Çok önce...&lt;br /&gt;Peki ya bilim? Bilim ne zaman doğmuştur? Hani hep der ya insanoğlu "Bilim Arabistan'da doğdu, bilim Ege kıyılarında doğdu veya bilim Avrupa'da doğdu" diye; bunların hepsi kıskançlığın getirmiş olduğu saçmalıklar. Bilimin ne zaman doğduğunu ben anlatayım size. Ama hazırlanın, yolumuz uzun. Hem de muammaya doğru epey bir uzun...&lt;br /&gt;Bundan uzun yıllar önceymiş, kaç yıl önce olduğunu Yunan mitolojisinden Zeus da bilmiyor, çok sevdiğim tarih öğretmenim de bilmiyor, örgü ören büyük annem de bilmiyor. Ben biliyorum ama söylemem. Maksat siz meraklanın.&lt;br /&gt;İnsanlık yeryüzüne inince bulutların içinden, kanatlarını bir kenara bırakmış, yer çekimi kanunu var zaten, kanatlara ne hacet? Yanında getirdiği '007' şifreli özel sandığından bir cisim çıkarmış. Küçük, mütevazı bir şeymiş bu cisim. Adı da "bilim" miş. Böyle her derde deva, reçetesizmiş bu bilim ama kaliteliymiş. Bakmayın şimdi işportaya düştü. Neyse, konumuzdan sapmadan, bu bilim -dünyanın havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez- gitgide büyümeye başlamış. Kendinden sonra gelen nesillere bir nefer olmuş, yol göstermiş. Sonra kandili bulmuş insanoğlu, bilimi unutmuş. Ama bilim altta kalır mı? 'Alın size ampul' demiş, 'Alın size flüoresan' demiş. Yaralı bir şeymiş bu bilim. Herkesin hayatına yerleşmeye başlamış. Yeni icatlar yapmış, bilinmeyenleri keşfetmiş, hayat bile kurtarmış bu bilim. Sonra yine uzun yıllar geçmiş. Bilim artık her şeyi buldu, geliştirdi ya, saçmalamaya başlamış. Küp şeklinde karpuzlar, kapıları yukarı açılan arabalar, kendi kendini temizleyen dış cephe boyaları falan... Lüzumsuz şeyler bulmaya başlamış, insanlara dert olmuş. 'Bilime söylesek de bizim kuzu tandırı hap şekline getirse. İş toplantılarında at bir tane ağzına Cevdet Abi, oh mis gibi tandır' diyerek yoldan sapmaya başlamışlar.&lt;br /&gt;'E hani yararlıydı bu bilim, neden böyle oldu?' mu diyorsunuz? Aaah aah, daha neler göreceğiz... Bilim, yan sanayiden üretilen Çin mallarıyla birlikte 'Bir milyoncu' gençliğinin eline düştü de o yüzden. Aman evladım! Ne yapın, ne edin, kurtarın şu bilimi onların hain pençelerinden. Tamam, bazen abuk sabuk şeyler geliştirse de güzeldir bilim. Büyük dedelerinizi dinlemeyin. Onlar 'gavur icadı' diyip sevmezler ama, romatizmaları tutunca fizik tedavi bölümüne gitmeyi de iyi bilirler.&lt;br /&gt;Bilim iyidir, hoştur ama aynı zamanda hem otomobil direksiyonudur hem de uzunlu kısalı gece farı. Hayatımızın içindedir, tasarılarınızda yanı başınızda. Yolunuza taş mı çıktı, bir direksiyon kadar yakındır. Sağa ya da sola kırdınız mı, hafif de virajdan dikkatli geçtiniz mi tamamdır. Engeller açısından kafanıza ya da lastiğinize takılan hiçbir şey kalmaz. Ama hava karardı, bu kararan hava bazen yaşantınızdaki bir sokak lambası da olabilir. Nereye gideceğinizi bilemiyorsunuz. Ne yapacaksınız? Ter bastı, ateşler içindesiniz, karnınıza ağrılar giriyor... Neden bu kadar tasa? Açın gece farlarını yolunuz aydınlansın. Geleceğiniz hakkında fikir sahibi olun. İhtiyaçlarınızı gideren, mantığınız veya sağlığınız için bir yardımcınız var; o da bilim.&lt;br /&gt;Gereksinimlerle birlikte doğan, başucunuzda, omzunuzda duran, bazen de sizden önce koşarak yarınlarınıza dair fikir edinerek, sizin için bir şeyler geliştiren bilim; ömrünüzde hep büyük pay sahibi olacak. Yeni görevler onu bekliyor, unutmayın!&lt;br /&gt;Üstelik 'İşim olmaz ya' diyerek bahaneler uydurmayın. Yakında devletimiz sahip çıkacak bu bilime. SSK sayesinde beş kuruş ödemeden alabileceksiniz. Hatta ilaç yazdırmaya gidince 'Yaz evladım; oradan bir ağrı kesici, bizim toruna bir ateş düşürücü, bir de bilim' diyeceksiniz. 'Belki kullanmam doktor bey oğlum ama ilaç torbamda bulunsun' derken muhabbet uzayıp gidecek.&lt;br /&gt;İşte budur, ben anlattım size bilim nedir, ne değildir. Siz anladınız mı bilmem ama umarım değerini fark etmişsinizdir. Bazen bizle, bazen de bizden öncedir bilim, değerini bilene...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ayşe MALCI&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7621732571443898854?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7621732571443898854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7621732571443898854&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7621732571443898854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7621732571443898854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/hayal-gucumle-konusurken.html' title='HAYAL GÜCÜMLE KONUŞURKEN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7905698373052058711</id><published>2011-03-12T23:21:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.400+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>"HAYAT" YENİDEN</title><content type='html'>Yepyeni bir sayfa daha... Hayatımı daha kaç sayfaya sığdıracağım bilemiyorum. Yaşıyorum, evet. Hala dimdik ayakta durabiliyorsam, bu senin sayende sevgilim...&lt;br /&gt;Yokluğun bile beni böyle tutabiliyorsa, varlığın beni ne hale sokar düşünemiyorum. Bazen "İyi ki burada değilsin," diyorum. Yoksa seni bu kadar özleyemezdim, yoksa yokluğun içimi bu kadar acıtsa da bir yerlerde var olduğunu bilmek rahatlatamazdı beni.&lt;br /&gt;Yokluğuna alışmaya çalışıyorum. Gittiğin günden beri ev çekilmiyor artık. En sevdiğin koltuk boş, en sevdiğin çiçekler vazodalar yine. Kıyamadım hiçbirine. Hala senden bir şeyler aradığımdan belki de. O koltuğa ben bile oturmuyorum. Sadece karşısına geçip seni orada hayal etmekle yetiniyorum. En komik anlarımızı getiriyorum aklıma, gülmeye çalışıyorum ama bir türlü olmuyor. Yoksun çünkü. O günler seninle güzeldi, hayallerimde hep birlikteydik. Şimdi ne sen varsın ne de hayallerim. Daha böyle kaç gün geçecek bilmiyorum ama güçlü olmaya çalışıyorum yine de. Mutfakta bana yardım eden biri yok artık. İşime karışan, beğenmediği her şeyi hemen söyleyen ve kendi yapmaya çalışan, beni kıskanan, "Bunu giyme" diyen, kapıyı çarpıp giden, her şeye rağmen SENİ SEVİYORUM demesini bilen biri yok artık.&lt;br /&gt;Bana kızıp evi terk edişlerini bile özledim. Ertesi sabah masum bir çocuk gibi benden özür dilemeni özledim. Bana sarılıp ağlamalarını özledim. O şen kahkahalarını özledim. Arkana dönüp gitmelerini özledim, Seni özledim, seni... Gelmeyeceğini bile bile her günümü, bugün belki geri döner umuduyla yaşıyorum. "Bugün gelecek." Gelmeyince, "Kesin bir şey olmuştur, işi çıkmıştır" diyorum. Avutuyorum kendimi. Daha ne kadar avutacaksam... Olmayan bir şeyi nasıl geri getirebilirim ki zaten. Giden gitmiş, yalvardığım halde kalmamışsa ne yapabilirim? Yeteri kadar savaştım; ama sensizlik bu savaşı kazanmaksa, ben kazanmayı değil, kaybetmeyi istiyorum. Yine eskisi gibi olalım, o ilk tanıştığımız güne dönelim istiyorum. Artık ne istersem isteyeyim olmayacak biliyorum.&lt;br /&gt;Bugün yine aynı umutla kalktım. Kahvaltıyı senin istediğin gibi hazırladım. Sanki sen varmışsın gibi yaptım. Sen gittiğinden beri ilk kez bulaşık yıkadım. Tam istediğin gibi tertemiz oldu mutfak. Evi toparladım, sildim, süpürdüm. Hoşuna gidecek her şeyi yaptım. Sevdiğin müzikleri dinledim, resimlerimize baktım. Ne güzel günler geçirmişiz meğer, ne çok şey paylaşmışız. Birlikte neleri aşmışız ama kendimize gelince her şeyin altında kalmışız. Bir şeyleri yok etmişiz ya da yok olan bizmişiz...&lt;br /&gt;Şimdi nerelerdesin kim bilir. Sen de beni arıyor musun acaba? Eksikliğimi hissediyor musun? Ama biliyor musun, alıştım yokluğuna. Eskisi kadar koymuyor gidişin. Gülebiliyorum artık. Evet gülebiliyorum. Senden sonra hayata küsen ben, şimdi yeniden başlıyorum hayata. Sensiz bir hayata... Güneş başka doğuyor artık, gün batımı daha bir kızıl. Geceleri korkmuyorum. Uykularım da kaçmıyor. Meğer ne güzel şeymiş uyuyabilmek... Bu ev, bu şehir başka güzel. Ben daha mutluyum. Koltuğuna oturuyorum, çiçekleri de attım. Artık geri dönsen de bulamayacaksın. Yine de güzel bir anısın benim için. Hatırladığımda gülüp geçebileceğim bir anı. Dikkat et, seni hatırladığımda gözlerim dolmayacak artık.&lt;br /&gt;Heeyy HAYAT! Seni yeniden, en başından ve en güzel şekilde yaşamaya geldim. Kabul eder misin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Nazmiye YILMAZ&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7905698373052058711?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7905698373052058711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7905698373052058711&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7905698373052058711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7905698373052058711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/hayat-yeniden.html' title='&quot;HAYAT&quot; YENİDEN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7693217858137897596</id><published>2011-03-12T23:18:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.406+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>GİZLİ KAHRAMANLAR</title><content type='html'>Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Sevgi dağıtıp içimizi aydınlatan öğretmenler bizi doğruya yöneltir, çağdaş bireyler olmamız için çaba harcarlar. Dünyayı tanıtırlar bize. Gerçeği, yeniliği, gelişmeli ve bilimi anlatırlar. Yeteneklerimizin gelişmesine yardımcı olur, doğruluk, dürüstlük ve yardımseverlik gibi erensel değerlere ulaşmamızı sağlarlar.&lt;br /&gt;Bir mumu düşünün. Mumu yaktığımızda nasıl ki hem kendini, hem çevresini aydınlatıyorsa, öğretmenler de böyledir. Derse girdiği zaman öğrencilerinin meraklı bakışları ve öğrenme heveslerini görünce ışığını yakar, onları aydınlatarak bilgiye doyurur. Nasıl bir anne, bebeğini sütle doyuruyorsa, öğretmenler de öğrencilerini bilgiyle doyurur. Onların en büyük mutluluğu, öğrencilerini yıllar sonra belli yerlerde görüp gurur duymalarıdır. Öğrenciler onların evlatları gibidir. Her anne baba evladının en iyi yerlerde olmasını ister. Aynı öğretmenler gibi.&lt;br /&gt;Öğretmen mesleğini sadece okulda yapmaz. Her an, her konuda bize yardım etmek için çırpınırlar. Öğretmenlik özveri ve sabır ister. Bir anne evladına hiçbir şey beklemeden sevgi ve şefkatini esirgemiyorsa, öğretmen de sevgisini hiçbir öğrencisinden esirgemez.&lt;br /&gt;Siz bizim dünümüz, bugünümüz ve yarınımızsınız. Sizin kutsal ellerinizle biçimlenen bizler, yarının güzel Türkiye'sini mutlaka kuracağız, şüpheniz olmasın.&lt;br /&gt;Dünyanın en saygın insanları olan siz öğretmenlerimin önünde saygıyla eğiliyorum. Geleceğimiz, gözlerinizde gördüğümüz ışıklar kadar aydınlık olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezgi SAKLIM&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7693217858137897596?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7693217858137897596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7693217858137897596&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7693217858137897596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7693217858137897596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/gizli-kahramanlar.html' title='GİZLİ KAHRAMANLAR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8813659745172950625</id><published>2011-03-12T23:16:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T23:39:56.410+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>İÇİMDE BÜYÜYOR KORKUNUN ÇOCUKLUĞU</title><content type='html'>Bir gün çocuk oldum birdenbire. Ufacık, sevimli, masum... Elimde çok sevdim oyuncak ayım, üzerimde sevdiğim kan kırmızısı elbisem... Öylece yürüyordum, hiçbir şey düşünmeden. Düşünecek pek bir şeyim de yoktu zaten. Yürüyordum, arkamda tüm hüzünleri, sevgileri bırakarak...&lt;br /&gt;Sonra oraya gittim, o yasak bahçeye. Korkuların, çaresizliklerin içine saklandığı kuyunun yanına. Baktım dipsizliğe. İlk kez karanlığı gördüm. Bacaklarım, ellerim titredi korkudan. Gözlerim karanlıktan kör oldu. İlk kez korkuyu kokladım. Onun bayat, küflü, ekşi kokusunu çektim içime. Ayıma sarıldım sıkıca. Sonra bir ses... Daha önce hiç duymadığım kadar yumuşak, dostça... Döndüm arkama. Gözlerine baktım cesurca. Tıpkı masallarda okuduğum korkusuz aslan, kurnaz tilki gibi baktım. Yukarıya kaldırdığı koluna baktım. Elinde kocaman kıpkırmızı bir balon vardı. Sevindim... Çocuk gibi, akvaryumdan denize bırakılan minik balık gibi sevindim. Uzandım almak için. Artık ayım yetmiyordu bana. Şöyle köşede dursun diye yere bıraktım usulca. Sanki hızlı bıraksam canı yanacakmış gibi. Aldım elime balonu. Bir ona baktım, bir ayıma. Sonunda kararımı verdim, attım ayımı kuyuya. Balon uçtu gitti elimden. Kuyuya, yavaş yavaş sonsuzluğa düşen ayıma baktım. Sevgim düşüyordu, hayallerim, umutlarım, parçam düşüyordu. Hani sevdiğin biri ölümcül hastadır, sıkıca tutarsın ya elini seni bırakıp gitmesin diye, öyle tuttum çimenleri. İlk kez korktum. Beynim dondu, kalbim korkudan tutuldu. &lt;br /&gt;İşte onlar da gidiyor. Çimenler de beni bırakıyor. Karlar örtüyor üzerlerini. Ve ben her an birilerini kaybediyorum. Ailemi, arkadaşlarımı, oyuncaklarımı, hayallerimi... Ve artık bu aynadaki ben miyim bilmiyorum. Ben de terk ediyor beni. Korkuyorum! Bir gün uyanacağım ve kimsem olmayacak diye korkuyorum. Her gece güneş bırakıyor beni Sabah oluyor, ay hatırımı sormuyor. Kuşlar terk ediyorlar sonbaharda. Balıklar umursamadan beni, yüzüyorlar okyanuslara. Gemiler geçiyor, ben kalıyorum öylece iskelede. &lt;br /&gt;Korkuyorum... Bir gün olup uyanmaktan, her şeyin, herkesin bir rüya olduğunu anlamaktan... Elimi bırakmalarından... Unutulmaktan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Emine KIZILGÖL&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8813659745172950625?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8813659745172950625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8813659745172950625&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8813659745172950625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8813659745172950625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/icimde-buyuyor-korkunun-cocuklugu.html' title='İÇİMDE BÜYÜYOR KORKUNUN ÇOCUKLUĞU'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2282074312863702645</id><published>2011-03-12T23:13:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:15:43.512+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>GÜZEL BİR GÜN DOĞUYOR, HEM DE HİÇ BATMAMAK ÜZERE</title><content type='html'>Öğretmen; insan yüreğinin gizli yerlerini görmekte sahip olduğu görüş keskinliği ve o güzel işlerinde kazandığı pratik gücüyle, öğrencilerin gönüllerindeki duyguları tamamıyla gözünün önünden geçirdikten sonra, yüreğindeki o ihtişamıyla adeta öğrencilerin sevgisini kazanır. Duyduğu sevinci gizlemeye çalışır. Sözleri kalbinden parça parça kopar ve ağzından öyle dökülür. İşte bundan dolayı, bu güzellikten dolayı ben de öğretmen olmak istiyorum. Duygularıma tercüman olan her türlü davranışımla öğrencilere örnek olacak güçte olmak ve onlara tam bir eğitim verebilmek neşemi arttırır.&lt;br /&gt;Eğer ben öğretmen olsaydım; derslerin canlanması için dile tam bir açıklık getirerek dersi yumuşaklıkla anlatırdım. Dersin sonunda o eğlence ve güzellik nerede kalır?.. Benim son sözcüklerim dilimden çıktığı sırada yorgunluk ve uykusuzluktan ziyade, o kalbin sevinçli çarpıntısı, işte o dili sarıverir hiç bırakmamak üzere.&lt;br /&gt;Eğer ben öğretmensem; son sözlerimi söylediğimde beni dinleyen öğrencilerin her birinin yıldız gibi parlayan gözleri, yanaklarının üzerinde ak bulutuna rastlamış akanyıldız gibi, seyrine doyulmaz bir yumuşaklıkla süzer. Bu süzüş o kadar ince olur ki, ağzımdan çıkan her söz, sanki bir mermerin parçalanması gibi kulaklara girer ve orada dağılır. Bu dokunaklı sözler de en ciddi sözlerin bile dozunu arttırır. Ne zaman ki zilin çalışıyla beraber saf bir karanlığın belirmesiyle, sol tarafımda oluşan büyük bir sevinçle basamak basamak hayalimden çıkışım, kızıl güneşin olağanüstü o batışını seyretmek kadar dokunaklı olur. Ne zaman yaratılış gücünün büyük aydınlık kanıtı olan yıldızları görsem, öğrencilerin parıldayan gözleri gelir aklıma. Ve bu parlaklık sonu olmayan bir sevgiyi başlatır yüreklerde. Bu sevgiyi besleyen yürekler de, bitmek bilmeyen hayalleri kucaklar sevgiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Uğur GÖKOĞLU&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2282074312863702645?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2282074312863702645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2282074312863702645&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2282074312863702645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2282074312863702645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/guzel-bir-gun-doguyor-hem-de-hic.html' title='GÜZEL BİR GÜN DOĞUYOR, HEM DE HİÇ BATMAMAK ÜZERE'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8482881551279894510</id><published>2011-03-12T23:11:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:15:43.518+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>BUNA DEĞER Mİ?</title><content type='html'>Her hafta olduğu gibi o gün de okula gitmek için otobüse bindim. Yolda giderken etrafa bakınıyordum. Yaşamak her şeye rağmen güzeldi. İnsanlar güzeldi, ağaçlar, çiçekler, her şey...&lt;br /&gt;Saat on bire geldiğinde dersten çıktım ve tekrar eve dönmek için otobüse bindim. Ama bu sefer her şey çok farklıydı. İlk dikkatimi çeken; dışarıda bekleyen, ayakları ve sağ eli olmayan, tekerlekli sandalyeye mahkûm bir adamdı. Belli ki o da otobüse binecekti.&lt;br /&gt;Sonra yaşlı bir teyze ve orta yaşlarda bir kadın adamın yanında beliriverdi. Alçak sesle bir şeyler mırıldanıyorlardı. O sırada adam, tekerlekli sandalyeden yere indi ve otobüse doğru geldi. Tam bu sırada kadın bir feryat koparıverdi:&lt;br /&gt;- Allah'ım sıkıştı! Ne olacak şimdi? Allah'ım sen sabır ver!&lt;br /&gt;İlk başta ne olduğunu anlayamadım. Daha sonra adamın otobüsle kaldırım arasına girdiğini ve kadının da o yüzden böyle bağırdığını anladım. Ama ortada ne sıkışan biri vardı ne de bu kadar abartılacak bir durum... Otobüs şoförlerinin de yardımıyla adamı içeriye aldılar. Yaşlı teyze adama durduk yere bağırmaya başladı:&lt;br /&gt;- Sen benim başımın belası mısın?!&lt;br /&gt;- Her gittiğim yere peşimden gelmek zorunda mısın?!&lt;br /&gt;- Mezara da mı benimle geleceksin sen?! &lt;br /&gt;Adam ise o kadar masumca ve üzgün bir halde teyzenin yüzüne bakıyordu ki, o an içimden oracıkta ağlamak geldi. Teyze biraz durakladı ve yine başladı söylenmeye. Artık söylediklerini duymamak için bir ara kulaklarımı kapamışım. Bunun ben bile farkında değildim. Kulaklarımı açtığımda son duyduğum söz "Allah belânı versin"di. İşte bu sözü söylediğinde bir an dönüp teyzeye bağırmak istedim ama yapamadım. Biraz sonra yaşlı adamın kızı telefonuyla birini aradı ve aynen şöyle dedi:&lt;br /&gt;- Biz şu an Söke'ye geliyoruz. Babam da peşimize takıldı. "Geleceğim" diye tutturdu Allah'ın cezası. Birazdan orada oluruz, bizi garajda bekle, dedi ve telefonu kapadı.&lt;br /&gt;Söylenenleri yaşlı adam dahil herkes duydu. Zavallı adam olanlara rağmen öylece etrafına bakınıyordu. Kız ve annesi hâlâ bir şeyler mırıldanıyorlardı. Bir ara arkadaşım orta tonda bir sesle:&lt;br /&gt;- Of, susun artık, gibi bir şeyler dedi. Sonra da mırıldanmalar kesildi. Biraz rahatladım ama sadece biraz. Çünkü fazlaca gerilmiştim.&lt;br /&gt;Şimdi anlıyorum da, insan insana hiç değer vermiyor. Hele de bu insan diğerlerinden farklı, bakıma muhtaç ya da yatalak biriyse, değeri daha da düşüyor.&lt;br /&gt;O gün gerçekten çok gerildim ve sinirim bozuldu. Hiçbir insan bu tür şeyleri hak etmiyor.&lt;br /&gt;Yaşamak her şeye rağmen çok güzel ama belki de kimileri için yaşamak ölmekten de beter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüsniye YAVAŞ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8482881551279894510?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8482881551279894510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8482881551279894510&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8482881551279894510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8482881551279894510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/buna-deger-mi.html' title='BUNA DEĞER Mİ?'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4670039811808483710</id><published>2011-03-12T23:09:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:15:43.523+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>BAMBAŞKA BİR GÜN</title><content type='html'>Kalktığımda yağmur dinmişti. Yağmurun gece evimizin teneke damına hızlı hızlı düşmesi beni epey korkutmuştu. Hemen gidip babamın koynuna sokuldum, hıçkırıklarını hissedip daha sıkı sarıldım ona. o kocaman babamdı, benim pos bıyıklı, koca pazulu babam; ama bir o kadar aşk dolu, nazik babam. Döndü... Yanaklarımı, ellerimi, gözlerimi öptü. O da böyle yaparı, böyle sever, canına katardı. Gideli koskoca iki gün olmuştu. İki gün olmuştu annemin bizi unutalı ve tanımadığım bir adamla kayıplara karışalı.&lt;br /&gt;İki üç gün kapıdan dışarıya çıkamayacağımı sanmıştım. Ama geçmişti işte. Göz yaşlarım durulmuştu. Şiddetli bir kasırgaydı ve annemi alıp götürmüştü. Üzüldüm... Babamın kollarına sarılıp küçücük ayaklarımla hızına yetişmeye çalışarak yürüdüm peşi sıra. Dev gibi babamdı, ama kırılgandı, yazıktı yaşadıklarına.&lt;br /&gt;İstasyona yaklaştıkça daha sıkı sarıldım kollarına, kalabalık üstüme geldikçe sokuldum. Bir yandan gözlerimle annemi arar oldum. Utandım, kızdım kendime. O babamdı ve hala yanımdaydı. Daha sıkı sokuldum ona, hep yanımdaydı. Sarıldım...&lt;br /&gt;"İki bilet Konya'ya." Dev gibi babam, günlerdir sesine hasret kaldığım babam ilk defa konuşuyordu; ama o değildi. Sanki haykırıyordu yaşananları, kederini, karısının onu nasıl terk edip gittiğini; utandım... Annem gibi olmaktan korktum. Usulca çekip kendime fısıldadım "Ben seni bırakmayacağım." Sardı beni, kucakladı; günlerdir yaptığı tek şeye başladı, ağladı. Koskoca bir dev nasıl eridi, ben gördüm.&lt;br /&gt;Akşamaydı biletimiz. Daha çok vardı akşama. "Belki döner" dedim, ne bilirdim ki giden gelmezmiş de küçücük çocuklar bekledikleriyle kalırmış. Son bir kez o koca şehri seyrettik, beraber yürüdüğümüz yollarda yürüdük ve yine hıçkırdık. Hiç bilmediğim, yaşamadığım bir kederdi bu. En sevdiğim bebeğimi kaybedince bile bu kadar yanmamıştı canım, peki neden?&lt;br /&gt;Anne... Çığlığımla yerimden sıçradığımda gecenin karanlığında, bir vagondaydık. Babam öylece etrafına bakıyor, beni gördükçe içi acıyordu. Bilmediğimiz bir yola çıkıyorduk, karanlıklara bir adım daha yaklaşıyordum. Cam kenarına doğru yaklaştım. Gözlerim hala arıyordu onu. Biliyordu koca devim de. Ses edemiyordu, haykıramıyordu "Gitti gelmez" diye. Küçücük çocuk kalbim yanıyordu, fırtınalar kopuyordu içimde. Ben haykıramıyordum "Nasıl?" diye. Nasıl bulacaktık onsuz hayatı? Varlığından nasıl mahrum edecektik kendimizi?... &lt;br /&gt;Buğulanan camı sildim. Sanki her hareketim anıları alıp götürüyordu beynimden, daha da bırakıyordu karanlığa. Babam kötü görünüyordu, nefes alamıyordu sanki, sözcükler dökülmüyordu artık dudaklarından. Sıcak gülüşüyle görülen gamzelerini göremez olmuştum. Devim yok oluyordu... Pencereye yaklaşıp el sallayanlara baktı. Tanıdık bir yüz arar gibiydi. Kafasını çevirdiğinde yayılan sönük ışıkta bir damla göz yaşını gördüm. Tren raylarının sesiyle kendimi uykuya teslim etmek üzereyken "Yarın bambaşka olmalı" diye düşündüm. "Yarın bambaşka olmalı..."&lt;br /&gt;Gözümü açtığımda güneşin ilk ışıkları vurmaktaydı vagona. Gidilecek az bir yer kaldı diye düşünüyordum. Gidip koynuna sokuldum babamın. Bugün hıçkırıkları yoktu. "Bugün bambaşka olmalı" demiştim ya zaten, diye düşündüm. Daha sıkı sarıldım ona, tıpkı dün olduğu gibi; ama bu kez kederden, üzüntüden değil. Başkalıktan, güzellikten... Bugün başka olacaktı ya, bambaşka... O kocaman babamdı benim, pos bıyıklı, koca pazulu, sevgi dolu babam. Sıcaklığımla sokuldum ona, sarıldım, öptüm öptüm... Aralamadı gözlerini, basmadı bağrına, kucaklamadı. Öptüm, sarıldım, kucakladım... Aralamadı gözlerini, dönüp bakmadı bile. Boğuk nefesimle hıçkırıklarımı hissettim. Bugün başka olmalıydı. Bugün başka olacaktı. Hayatımın kalanını, yüreğimin bir parçasını kara bir vagonda bırakmıştım. Bugün başka olmuştu, bambaşka... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilara AYKUT&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4670039811808483710?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4670039811808483710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4670039811808483710&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4670039811808483710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4670039811808483710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/bambaska-bir-gun.html' title='BAMBAŞKA BİR GÜN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-3989491390122927500</id><published>2011-03-12T23:06:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:15:43.529+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>HAYAT</title><content type='html'>Gece olmuş olmalıydı. Duvardaki saate bakamayacak kadar üşengeçti. Geç bir saat olduğunu da koridordan gelen düdük sesler sayesinde anlamıştı. Her gece aynı şey olur, saatin on ikiyi vuran seslerine ek olarak o iğrenç ses koridorda çınlar, yankı yaparak herkese ulaşırdı. Bu sesle birlikte etrafta bir hareketlilik başlar, yatakların gıcırtısı gecenin sessizliğini bir bıçak gibi keserdi.&lt;br /&gt;Yattığı yerden demir parmaklı pencereyi ve hatta kafasını sağa doğru yatırıp ranza demirine yasladığı vakit gökyüzünün bir parçasını, görebiliyordu. Bu bile mutlu ediyordu onu bu dört duvar içinde. Küçük şeylerden mutlu olmayı, haz almayı okuduğu bir kitap sayesinde keşfetmişti.&lt;br /&gt;Kendini bildi bileli buradaydı. Niçin, nasıl olduğunu sorma gereksinimi hissetmemişti. Gözlerini burada açtığını düşünür, buradan başka yer bilmezdi. Dışarıda bir hayat olduğunu ise kabullenmek istemezdi bir türlü. ona göre hayat, bu dört duvardı.&lt;br /&gt;Yetiştirme yurduna nasıl düştüğünü hatırlayamıyordu. Aklındaki minik kareleri bir araya getirip de bir bütün oluşturamıyordu. Annesi veya babası hakkında en ufak fikri yoktu. Zaten anne baba denilen varlıkların olduğuna inanmayı küçük yaşta bırakmıştı. Çocuk hayalleriyle anne babasının gelmesini çok beklemiş, gelmediklerini görünce onları reddetmeyi huy edinmişti. Allah onu bu şekilde koyuvermişti dünyaya işte. Fazlasını bilmeye gerek yoktu. Gerçi bilmeye çalışmanın da bir faydası yoktu ya, neyse. Zamanında müdüre hanımla konuşmayı denemiş, anne babasıyla ilgili bilgi edinmek istemişti. Ama kadının sert bakışlarından çekinip koşar adım kaçmıştı oradan. ondan sonra da onun çok meşgul olduğunu, bunca çocuk hakkındaki bilgileri aklında tutamayacağını kabullenmişti.&lt;br /&gt;Arada sırada, zengin veya durumu iyi olan aileler buraya gelirler, aralarından seçtikleri çocukları alıp götürürlerdi. Şu zamana kadar kimse onu seçmemişti. Küçükken büyük bir hevesle girdiği sıraya zamanla girmez olmuştu. Zengin aileler geldikleri zaman hepsi sıraya girer, en şirin halleriyle gülümser, seçilmeyi beklerlerdi. o ise bunu yapmanın acizlik olduğunu düşünür, aileler geldiği zaman bir ağaç arkasına gizlenir, sessizce izlerdi olanları. Bir yandan görünmek ister, bir yandansa iyice gizlenirdi. Aslında herkes gibi o da buradan kurtulmayı hayal ederdi hep. Ama cesaret edip de giremezdi sıraya. Gelen ailelerin bir yandan ezici, bir yandan acıyan bakışlarına hedef olmak istemezdi. Küçükken pek aldırmasa da, büyüyünce daha bir fark etmeye başlamıştı bu tür bakışları. Zaten ondan sonra da sıraya girmeyi bırakmıştı.&lt;br /&gt;Sessiz bir şekilde merdivenlerden inip, yazın en güzel günlerini yaşayan bahçeye baktı. Oldu olası sevmişti bu bahçeyi. Buraya giren kedileri yakalamaya çalışmıştı hep. Ama hepsi sıkılıp gitmişti. Biraz ilerde arkadaşlarının sıraya girmekte olduğunu gördü. Anlaşılan yeni birileri gelmişti. Görünemeye çalışarak her zaman saklandığı ağacın arkasına gitti. Bu sefer kimin seçilip aralarından ayrılacağını düşünmeye başladı. Acaba bugünün şanslı kişisi kim olacaktı? Kim buradan sonsuza kadar kurtulacaktı?&lt;br /&gt;Yurdun kapısından girmekte olan kadın; bu çocuğun arkadaşlarının aksine sıraya girmediğini, ağacın altına gittiğini fark etmişti. Yemyeşil gözleri, yaşıtlara oranla uzun olan boyuyla çok tatlı bir çocuktu. Kadın vurulmuştu adeta bu çocuğa. Hangi çocuğu alacağına karar vermişti artık. Nereden geldiğini bilmediği tatlı bir heyecan kaplamıştı içini. Sessizce yaklaşmaya başladı ona, ürkütmekten korkarak. Çocuk onun geldiğini göremeyecek kadar dalgında oysa. Küçük yaşından beklenmeyecek bir hüzünle bakıyordu etrafa. Kadın şefkatle dokundu omzuna. Dalgın düşüncelerden sıçrayarak ayrılıp arkasını döndü çocuk. Karşısında genç bir bayan duruyordu. Yumuşak bakışları hemen etki altına alıyordu insanı. Çocuk kitlenmiş gibi bakıyordu bu gözlere, kendini alamıyordu. Kadın o sımsıcak sesiyle konuştu: "Adın ne senin küçüğüm?" Çocuk: "Can" dedi usulca. "Peki benim canım olur musun?" &lt;br /&gt;Çocuk neler olduğunu anlayamamıştı. Şaşkınlıkla kırpıştırdı gözlerini. Kibar bir sesle: "Nasıl yani?" diye sordu. Kadın gülümseyerek cevap verdi: "Yani benim evime gelip, benimle yaşamak ister misin?" Can inanamayan bir ses tonuyla: "Beni geri getirmeyecek misin? Hep seninle mi yaşayacağım?" diye sordu. "Evet. Sadece benimle değil, bir de köpeğim var. Onunla birlikte."&lt;br /&gt;Can'ın gözleri parladı. Heyecanla kafasını salladı. O fark etmese de aslında bu, onun için bir başlangıçtı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzel TONTAŞ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-3989491390122927500?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/3989491390122927500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=3989491390122927500&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3989491390122927500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3989491390122927500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/hayat.html' title='HAYAT'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7571998871887076977</id><published>2011-03-12T23:02:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:15:43.543+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>AYRILIK GARAJI</title><content type='html'>Ayrılık... Kim biliyor ki bu kelimenin anlamını yaşayandan başka. Bana da dün bir rüzgar fısıldadı "Geçireceğin yalnız geceler" diye...&lt;br /&gt;Onu uzaktan görmek bile yeterdi sana. Göz göze geldiğinizde bir şey kopardı içinden. Onun bir "Merhaba"sı "Seni seviyorum" der gibi gelirdi. Bir dokunuşunda tüylerin ürperirdi. Fakat bu ürperişin sebebinin korku olmadığını bilirdin... Her el ele tutuştuğunuzda bir ömür daha eklenirdi hayatına. Onun bir gülüşünde kendi mutluluğunu görürdün. Onun mutluluğu senin mutluluğundu artık. O gülünce yeniden canlanırdın O küçücük gülüşte hayat bulurdun. O küçücük gülüşte erirdin. Bir gülüşüne her şeyini verebilecek kadar severdin onu. O varken hayatı toz pembe görmek vardır ya, sen aşıkken hayatı görmezdin ki toz pembe göresin. O senin için hayatın adıydı. Elleri ellerin, dudakları dudakların, bakışları bakışların... Onsuz hayatın anlamı yoktu senin için. Ne zaman gözünü açsan hep o olurdu karşında. Açık tutmayı yeğlerdin. Kapasan da o vardı yine bir şey fark etmezdi ki...&lt;br /&gt;Gitgide çoğalarak severdin onu. Sevdikçe de kalbindeki yeri küçük bir kıvılcımken bir yangın gibi çoğalırdı. Kalbindeki yangın rüyalarına yansırdı. Ve bütün gece seninleydi rüyalarda. Hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacak gibi gelirdi. "Hayır" derdin, "Biz ayrılamayız ki." Ama hiç birbirinizi sevdiğiniz halde ayrılacağınız aklına gelmezdi.&lt;br /&gt;Onun iyi olduğunu bilmek yetmezdi sana. Her dakika yanında olmak, elini tutup gözlerinin içine bakmak isterdin. Ama artık elini tutup gözlerinin içine bakamayacağın uzun bir yol vardır önünde. Hem de sonsuz bir yol. Göz açıp kapayıncaya kadar geçer diyebileceğin bir süreç bile yoktur önünde. Zaten ayrılık denilen şey de bu olsa gerek. Sonbaharda yaprağı dökülen ağaçlar gibi kuru, mat ve yapayalnız... Evet bundan sonra yalnız kalacaksın. Belki de korkuyorsun yalnızlıktan. Yalnız kalacağından mı yoksa o adamdan ayrılacağın için mi ağladığını bilmiyorsun. O an sadece ona sarılıp bırakmamayı düşünüyorsun. Gideceğini aklından bir saniye olsun geçirmemek istercesine... Bundan sonra o mutluluk gülüşünü görmeden ne yapacağını düşünüyorsun. Çevrenizdeki insanlara bakıyorsun, sizi seyrediyorlar hayran bakışlarla. Şaka gibi geliyor bu sonsuz ayrılık. Bir ayrılık garajında olduğunun farkına varıyorsun.&lt;br /&gt;Vedalaşma vakti gelmiştir artık. Evet, o bir gülüşüne canını vereceğin adam biraz sonra otobüse binip kilometrelerce öteye gidecektir. Arkasında sevdiğini yani seni bırakıp... Dakikalarca sarılırsınız ayrılmamak istercesine. Ama nafile, o gidecektir artık. Otobüsten kalkışı boyunca gözlerin onunkilerden ayrılmaz. Evet, o ıslak gözler ayrılmak istemez. O gitmiştir artık. Geriye sadece hala el sallayan ve ağlayan bir parçası kalmıştır. Söylesenize kim anlatabilir ki bu kareyi Şebnem Ferah'tan başka?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu şarkı bir haykırış&lt;br /&gt;Bir öpücük, sıcak bir kış&lt;br /&gt;Bir demet gül, bir dokunuş...&lt;br /&gt;Bu şarkı bir yalvarış&lt;br /&gt;Bitmesin sürsün bu düş&lt;br /&gt;Sen de düşün, sen de konuş...&lt;br /&gt;Nereye gider bu aşk?&lt;br /&gt;Nereye dur gitme!&lt;br /&gt;Bırak kadının olayım..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Özge ELYAKAN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7571998871887076977?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7571998871887076977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7571998871887076977&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7571998871887076977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7571998871887076977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ayrilik-garaji.html' title='AYRILIK GARAJI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4246967921303632988</id><published>2011-03-12T22:58:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:01:22.204+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>BEYNİN SIRLARINA NASIL ULAŞILIR?</title><content type='html'>Sağ beynimiz mi yoksa sol beynimiz mi güçlü? Bu soruya cevap aradığımızda büyük düşünürlerin aciz kaldıklarını görürüz. Her iki koluyla tenis topuna vurabilen ya da cirit atabilen sporculara nasıl hayranlık duyuyorsak, hangi beyinlerin güçlü olduğuna bakan, her türlü konuyla en ince detayına kadar ilgilenen düşünürlere de gıpta etmeliyiz.&lt;br /&gt;Kendinizi belli düşünür tipine sokmak so9n derece sınırlıdır. Tercihlerimiz hakkında fikir sahibi olduktan sonra elimize geçen her fırsatta o yöne gitmeye çalışırız. Devamlı kim olduğumuza dair kavrayışlarımızı güçlendiren faaliyetleri seçip hayatımıza geçirmek isteriz. Sınırsız ihtimallerimizi unuturuz.&lt;br /&gt;Belki siz de şunu yaygın olarak gördünüz: Evinizin çevresinde geziniyorsunuz ve birdenbire daha önce varlığını bilmediğiniz bir oda buluyorsunuz. Keşfedeceğiniz, döşeyeceğiniz ve zevk alacağınız bu yepyeni mekanın uyandırdığı heyecan ortada; özellikle de küçükçe bir evde dört nüfuslu yaşıyorsanız... Uyanmak ve böyle fazladan bir odamız olmadığını fark etmek hayal kırıklığına yol açar. Evimizin tanıdık duvarları arasında oturmaya razı oluruz.&lt;br /&gt;Zihnimizdeki "odalar" söz konusu olduğunda da öyle. Matematik, bilgisayar, fen ve araştırma odalarını kapatırız. Resim, tasarım, müzik odalarına açılan kapıları da kapatırız. Bütün kanatları kapatırız, oraya gerçekten gidemeyeceğimize inanırız. Farkına varmadan önce de orada boşlukların olduğunu unuturuz.&lt;br /&gt;Hepimiz çok farklı becerileriyle "güzel manzara resimleri yapan muhasebeci, cesur şiirler yazan kimya mühendisi, şarkı yazmaya heves duyan cerrah" bizi şaşkına çeviren insanlar tanımışızdır. Şaşırtıcı buluruz, çünkü insanları işlerine göre gruplandırırız. Kendimizi ve başkalarını meslekler doğrultusunda etiketlemek cazip gelir ama hayatımızın tek yüzü asla hikayenin tamamını anlatamaz.&lt;br /&gt;Yeni fark ettiği yeteneğini keşfetmek için kariyerinde köklü değişiklikler yapanları görmekten hoşlanırız. Bu bizi şaşırtacak bir şey yapmak için gerekli potansiyele sahip olduğumuza inanmamızı sağlar. Öyleyse inanın. Sağ ya da sol beyninizin güçlü olduğunu düşünerek kendinizi belli bir imajın içine hapseden yine kendinizsiniz. Geri kalanlar sınırsız yeteneklerinize inanıyor, öyleyse siz neden inanmıyorsunuz? Leonardo Da Vinci'ye kimse ilk yıllarda muhasebeci damgası vurmadığı için şanslıydı. Muhasebeci olmaya planlamıştı ama farklı bir çocuk olduğundan bu meslek için uygun olmadığı düşünüldü. Sanat, müzik ve önüne gelen her şeyle yüzeysel olarak ilgilenmesi hepimiz için hayırlı oldu. Kendini asla belli bir kategoriye sokmadığından pek çok konuya dalma hürriyetine sahipti. &lt;br /&gt;Düşüncelerin nesnelere dönüştüğünü unutmayın. Yapamayacağınızı söylediğiniz şeyleri yapamazsınız. Bunun sebebi ya kendinizi beceriksiz olduğunuza inandırmanız, ya da denemek için kendinize fırsat tanımamanızdır. kapılarınız kör süngüler takmışsınızdır! Kendinizi özgür bırakın. Sağ ve sol beyin arasındaki çizgiyi silin. Bütünü ve ima ettiği her şeyi görmeye çalışın. Etiketlerden kurtulun, derslere başlayın, yeniden alevlenen ilgi alanlarına yönelin, "geçici yenilikler" yerine "yenilikleri" deneyin. Zihninizdeki odaları keşfedin ve idealinizdeki tam bütünleşmiş insan olma yolunda ilerleyin.&lt;br /&gt;Unutmayın; başkalarının yaptıkları şeyleri yapmaya çalıştığınızda, başkaları olursunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Engin ULUDAĞLI&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4246967921303632988?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4246967921303632988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4246967921303632988&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4246967921303632988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4246967921303632988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/beynin-sirlarina-nasil-ulasilir.html' title='BEYNİN SIRLARINA NASIL ULAŞILIR?'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6944178700059156967</id><published>2011-03-12T22:56:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T23:01:22.211+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>DURAK ARKADAŞIM</title><content type='html'>Şubat ayı yaklaşırken, iç karartıcı bir sisi yararak gelip geçen arabaları seyrettiğim monoton günlerden birini yaşıyorum. Bu defa, kimi zaman işittiğim boğucu gürültüler doluşmuyor kulaklarıma. Arabalar gelip geçiyor, insanlar koşuşturuyor... Ama korna sesleri, hızını alamayıp anayolun kıvrımında frene basarak duran, kulaklarımı çınlamalarla doldurması gereken sürücüler sessizliğe gömülmüş. Farklılıkların su yüzüne çıktığı garip bir gün, ya da bugüne kadar farkında olmadığım sıradışılıkları keşfettiğim...&lt;br /&gt;Duraktayım. Her sabah yaptığım gibi o mavi-beyaz otobüsün gelip gürültülü bir tıslamayla durarak kapılarını açmasını bekliyorum. Sonra kalabalığın arasına dalarak bir köşeye sıkışmaya çabalarken tanıdık simalara selam vermeyi unutmamam gerektiğini hatırlatıyorum kendime. Benim için önemli olup olmamaları önemli değil; küçüklüğümden beri öğretilen nezaket kuralları gereği... Beni ayıplamasınlar, bu hiçbir anlam ifade etmeyen, yada anlatmak istediklerini anlamadığım gözler... Otobüs gecikti. İstanbul'un yoğun sabah trafiğinde oldukça normal bir durum. Simsiyah bir kedi geçiyor önümden. Her sabah birlikte beklediğim durak arkadaşlarımdan bir oğlan, tombul yanaklarının arasında dudaklarını büzüyor ve saçını tutuyor. Siyaha çalan gözleri sanki yaptığından utanmışçasına çevreyi yoklarken bakışlarımız çakışıyor. Gülüyorum. Bana çevriliyor ve dik dik bakmaya başlıyor kara gözler. Arkadaşım değil aslında bu kara gözlerin sahibi ama birbirimizi tanıyacak kadar şey biliyoruz. Çenesine doğru inen saçlarını karıştırıyor eliyle. "Bıraksalar..." diye düşünüyor... Avare avare dolaşsam sokaklarda...&lt;br /&gt;Kızgın bakışlar beni korkutamıyor. Alay etmek için değildi zaten gülüşüm. Yalnızca batıl inançlarım olmadığı için yaptığını farklı bulduğumu ifade etmek istercesine bakıyorum ve sanırım işe yarıyor. Başını çeviriyor ve uzaklara bakmaya başlıyor. İkimiz varız bugün durakta. Hastanede çalışan kadın hamileydi son gördüğümde. Sütçü amca da diğer köşeye kurmuş ekmek teknesini. Gelene geçene el sallıyor yine... &lt;br /&gt;Ansızın bir araba duruyor önümüzde. Mavi... Buz mavisi mi, gökyüzü mavisi mi diye bir karar vermeye çalışarak kendimi oyalarken bir genç iniyor içinden. Bugünlerde pek moda olan saçları havaya dikme tarzını benimsemiş. Açık kahverengi top sakalı, çenesinden aşağı sarkıyor hafifçe. Gözlerinde zeki ve sinsi insanlara has bir parıltı... Yırtık kotu ve siyah deri ceketiyle tam bir sokak serserisini andırıyor. Altında taşıdığı arabaya sahip olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. Bir ara göz göze geliyoruz. Bakışlarında, çok gerilerde, beni korkutan bir şeyler var. İçimi ürküyle dolduran... Tedirgin olmuş gibi etrafta dolanıyor gözleri. Sonra bakışlarımız çakışıyor tekrar. İşte orada, görebiliyorum. Çuvallarla dolu, daracık bir odada, elleri ve ayaklarından bir sandalyeye bağlanmış durak arkadaşım... Kalın ipleri bileklerinden sıyırmak için verdiği savaş nedeniyle elleri kanıyor. Yüzü bembeyaz, tıpkı bir ölününki gibi...&lt;br /&gt;Üşüdüğümü hissediyorum ve daha da bir sokuluyorum atkıma. Çok soğuk bir odada olmalı diyorum. Dudakları mosmor... Dişlerinin birbirine çarpışını duyabiliyorum. Başımı başka bir yöne çeviriyorum. Bugün olacağımız sınavları düşünmeye başlıyorum. Genç adamın telefonunun sesiyle irkiliyorum. Ve istem dışı ona odaklanıyor gözlerim. Pek bir şey konuşmuyor, yalnızca arada bir "evet" ya da "hayır"... Gözler... İşte yine oluyor. Bu sefer ben... Çok aydınlık bir yerdeyim. Bedenimin her yanında keskin sancılar... Bembeyaz bir ışık... Göz kapaklarımı kaldıramıyorum. Ve tükenmeyen bir kan kokusu...&lt;br /&gt;Ansızın durak arkadaşım haykırıyor. Bir parça çamur bulaşmış pantolonuna. Eteğime bakarken, isyan edişini duyuyorum. "Yavaş sürseler olmaz sanki..." Ve yine aydınlık odadayım. Az önceki çınlayışlar, biçim değiştirerek doluşuyor kulaklarıma... "Yavaş kesersen ölecek gibi..." Tuhaf maskeli adamlar dolanıyor çevremde. Birden durakta buluyorum kendimi. Genç adam telefonunu kapıyor ve arabaya biniyor. Sonra buğulu camı açıp ters bir bakış fırlatıyor bana. Ardından durak arkadaşıma dönüyor: "Atla... Götüreyim seni okuluna..." Durak arkadaşım bir an tereddütle bana bakıyor. Sonra: "Hayır hayır..." diyerek geri çekiliyor. Genç adam gülüyor. Alaycı bir tavırla... Camı kapatıyor ve şehrin gürültülü trafiğine karışıyor. Durak arkadaşım endişeli... Belki niçin bana değil de kendisine teklif ettiğini düşünüyor. Beni süzüyor ve aslında güzel bir kız olduğumu fark ediyor. Ama genç adam, bu güzel kız yerine bir erkeği, kendisini götürmeyi teklif etti. O da sezinliyor belki tuhaf bir şeyler olduğunu. Durak arkadaşım ve benim, gözlerde başlayan dostluğumuz masum bir gülümsemeyle devam ederken otobüsün tıslamasını işitiyorum. Ve gerçek dünyaya geri dönüyorum.&lt;br /&gt;Ertesi gün... Yine duraktayım. Çılgın bir endişe var üzerimde. Bu sabah durak arkadaşım yok. Ansızın bir araba duruyor önümde. Rengi buz mavisi... Hayır hayır, gökyüzü...&lt;br /&gt;Bir an için tıkanan trafik, durak arkadaşımla gözlerde başlayan dostluğumuzun yine gözlerde son bulmasına vesile oluyor. Sımsıkı iplerle bağlanmış ellerini cama dayıyor. Ve umutsuzca bana bakıyor. Ardından top sakallı bir genç, siyah perdeleri çekiyor. Araba hareket ederken, gözlerim plakaya ilişiyor. Anlayamıyorum. Durak arkadaşımın sessiz haykırışlarını işitebiliyorum. Ama okuyamıyorum... Bir sis perdesi iniyor gözlerime ve durak arkadaşımın yitip gidişine engel olamıyorum...&lt;br /&gt;Kendimi bilmeden otobüse binerken bileklerimi fark ediyorum. Kan... Ardından keskin bir acı duyuyorum sağ şakağımda... Ve biliyorum, durak arkadaşım artık yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Tude BİBER&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6944178700059156967?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6944178700059156967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6944178700059156967&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6944178700059156967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6944178700059156967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/durak-arkadasim.html' title='DURAK ARKADAŞIM'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5838254502190630810</id><published>2011-03-12T22:53:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T23:01:22.217+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>GRİ DÜNYA</title><content type='html'>Dün gazetenin üçüncü sayfasında gördüm onu. Çökmüş hayat dolu gözleri, ipeksi derisi kemiklerine yapışmış, sırtında suçlarının kamburu, saçlarından süzülen pişmanlık damlaları, titrediği belli, yaşlanmış, şefkatli elleri dalgın bir şekilde yakalanmıştı objektife.&lt;br /&gt;Uzun bir süre geçmişti son karşılaşmamızın üzerinden. Zaman geçtiğini belirtmek için deri izler bırakmış üzerinde. Her saniye bir ömür götürmüş hayatından, etlerini dirhem dirhem etmiş, yaralar açmış bedeninde, ruhunda. Tekrar tekrar kapanmasın, unutmasın diye kanatmış.&lt;br /&gt;Belli ki o an bir kabus içinde sanıyordun kendini. Kafanda belli belirsiz bir sarhoşluk, miden taklalar atıyor yerinde. Aklın; hala bir anlam veremeyip, gözünü dikip baktığın, bileklerine birer bilezik gibi geçmiş demir halkalarda. Yüzünü saklama gayretinde bile bulunmuyorsun. Sana göre zaten suçun senin yüzünü perdeliyor. Bu durumda kim gözlerinin içine bakar ki gerçeği görmek için?&lt;br /&gt;Şimdi seni çelik bir kasaya kapatıp götürüyorlar. Ne sen dışarıya zarar verebil, ne de dışarıdan bir etki sana ulaşsın diye. Halbuki kim zarar verebilirdi ki dışardan sana? Çeliği delecek bir tek kurşun kalmadı. Ruhun gittikten sonra öldürseler de ölmezsin ki. Boşuna uğraşlar...&lt;br /&gt;Ne kadar kolay olmuştu işaret parmağını büküvermek. Gayet istemli bir kas kendisi, hep şu beyin hücreleri yüzünden. Kısasa kısas yapsalar emir kulu el gidecek. Kısasa kısasın bile düşüncelerini söndürecek bir kıstası yokken, ne saçmadır düşünceleri parmaklıklar ardında bırakma düşüncesi.&lt;br /&gt;Yere anında yığılıvermişti. Ne tuhaf, onca yükü taşıyan beden içini boşaltıvermişti bir noktadan. Sızmak ve fışkırmak arası bir şeydi. Acı ağır ağır sızıyordu, nefret ise fışkırıyordu adeta. Ve her şey bitmişti. Hep gördüğü gri dünya bir anda kırmızıya boyanmıştı. Zaten demez miydin "Kırmızı renk asildir" diye? Umarım sonun başlangıcında seni mutlu edebilmişimdir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İzgi YAZICI&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5838254502190630810?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5838254502190630810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5838254502190630810&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5838254502190630810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5838254502190630810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/gri-dunya.html' title='GRİ DÜNYA'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1433312450139759498</id><published>2011-03-12T20:13:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T20:14:05.205+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>BİR DAKİKA SONRA</title><content type='html'>&lt;p$1&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;p$1&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Verdana; font-size: 8pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;Bana bir dakika verirsen&lt;br /&gt;Yırtıp atacağım&lt;br /&gt;Karanlığını gökyüzünün.&lt;br /&gt;Sökeceğim seni çocuk&lt;br /&gt;1993 Bosna'sından.&lt;br /&gt;Yıkacağım duvarlarını dünyanın,&lt;br /&gt;Gözyaşlarını yutacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bir dakika verirsen,&lt;br /&gt;Eriteceğim demir bileziklerini,&lt;br /&gt;Hürriyete uzanan,&lt;br /&gt;Ellerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bir dakika verirsen,&lt;br /&gt;Güneşi götüreceğim&lt;br /&gt;Hiç görmediğim&lt;br /&gt;Karanlık memleketlere.&lt;br /&gt;Doğacağım her sabah&lt;br /&gt;Filistin'e... Kerkük'e...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bir dakika verirsen,&lt;br /&gt;Ayıklayacağım dikenlerini&lt;br /&gt;Yarınların.&lt;br /&gt;Son vereceğim düşmanlığına&lt;br /&gt;Siyahın ve beyazın. &lt;/span&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/div&gt;&lt;p$1&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/div&gt;&lt;p$1&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;p$1&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Verdana; font-size: 8pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Verdana; font-size: 8pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;strong&gt;Melike ÖZTÜRK&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/div&gt;&lt;p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1433312450139759498?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1433312450139759498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1433312450139759498&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1433312450139759498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1433312450139759498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/bir-dakika-sonra.html' title='BİR DAKİKA SONRA'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7866287043635453154</id><published>2011-03-12T20:03:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T20:09:23.678+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>BÜYÜ</title><content type='html'>&lt;p$1&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Arial; font-size: 8pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;Sana seni sevdiğimi söylüyorum,&lt;br /&gt;Sense her defasında bir adım geri gidiyorsun.&lt;br /&gt;Sana seni sevdiğimi söylüyorum,&lt;br /&gt;Sense her defasında çekip gidiyorsun.&lt;br /&gt;Bu kadar kolay mı seni için gitmek?&lt;br /&gt;Zor olan kalıp savaşmak değil midir hep?&lt;br /&gt;Öyle bir aşk ki benimkisi&lt;br /&gt;Her defasında "yine mi" demeden, bıkmadan kendini gösteren.&lt;br /&gt;Adım adım, sanki koşar gibi uzaklaşsan da benden&lt;br /&gt;İçimdeki seni, sana söyleyen.&lt;br /&gt;Öyle bir özlem ki benimkisi&lt;br /&gt;Bir adım uzaklaştıkça sen,&lt;br /&gt;Bir adım daha sana yaklaşan ben&lt;br /&gt;Ama yine de uzaksın,&lt;br /&gt;Sana yetişemiyorum artık gerçekten.&lt;br /&gt;Öyle bir şey yaptın ki izini kaybettiren&lt;br /&gt;Bulamayacağımdan korkuyorum.&lt;br /&gt;Evet gözlerim gözlerinde, ellerim ellerinde.&lt;br /&gt;Ama kalbim? Ya senin kalbin?&lt;br /&gt;Seni görüp de eskisi gibi hissedememek...&lt;br /&gt;Öyle bir şey yaptın ki bana,&lt;br /&gt;Öyle bir şey oldu ki&lt;br /&gt;Aşkım da ben de yorgun düştük artık.&lt;br /&gt;Büyüsü bozuldu anlıyor musun?&lt;br /&gt;Artık hiçbir şey eskisi gibi değil.&lt;br /&gt;Artık ne seni takip edecek adımlar var ardında&lt;br /&gt;Ne de sana bıkmadan usanmadan kendini gösteren aşkım.&lt;br /&gt;Artık ne seni özleyen var ne de seni seven.&lt;br /&gt;Lütfen artık kaçma da, savaşmayı öğren!&lt;br /&gt;Tamamen büyüsü gitmeden...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Arial; font-size: 8pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Arial; font-size: 8pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;strong&gt;Özge ELYAKAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Arial; font-size: 8pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7866287043635453154?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7866287043635453154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7866287043635453154&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7866287043635453154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7866287043635453154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/buyu.html' title='BÜYÜ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4384440440233276319</id><published>2011-03-12T19:36:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T19:36:55.644+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>HİLÂL ÖĞRETMENİME</title><content type='html'>&lt;p$1&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Gözleriniz;&lt;br /&gt;Ruhuma inen umut ışığı&lt;br /&gt;Yitirdiğim erdemler&lt;br /&gt;Sözlerinizden yüreğime akan&lt;br /&gt;En anlamlı hatırlayış&lt;br /&gt;Sahipsiz sandığım yaralarım&lt;br /&gt;Yüreğime bıraktığınız sevgiyle kapanıyor.&lt;br /&gt;İçten gülümseyişinizde beliriyor&lt;br /&gt;Gelmeyecek sandığım aydınlık&lt;br /&gt;Buluttan bir damla yağmur dilersem,&lt;br /&gt;Sizin kadar güzel ve derin olsun.&lt;br /&gt;Hayat versin genç fidanlara,&lt;br /&gt;Sizin kadar anlamlı olsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Fulya ÜSTBAŞ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4384440440233276319?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4384440440233276319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4384440440233276319&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4384440440233276319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4384440440233276319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/hilal-ogretmenime.html' title='HİLÂL ÖĞRETMENİME'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7410123887785289462</id><published>2011-03-12T19:32:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T19:36:55.650+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ESKİSİ GİBİ</title><content type='html'>&lt;p$1&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"&gt;Haramdı geceler bundan sonra bana,&lt;br /&gt;Gözüm kararıyordu arkama baktıkça.&lt;br /&gt;İçim acıyor,&lt;br /&gt;Dinmek bilmiyordu gözyaşlarım.&lt;br /&gt;Hani derler ya "Hayatım gözlerimin &lt;br /&gt;önünden film şeridi gibi geçiyor." diye,&lt;br /&gt;Aynen öyle oluyordu bana.&lt;br /&gt;Kapanıyordu gözlerim,&lt;br /&gt;Bir daha hiç açılmamacasına.&lt;br /&gt;Yüzüne bakabilir miydim bir daha,&lt;br /&gt;Aynen eskiden olduğu gibi?&lt;br /&gt;Gözlerinin içinde &lt;br /&gt;gezebilir miydim usul usul?&lt;br /&gt;Görebilir miydin yüreğimde kopan fırtınaları?&lt;br /&gt;Çıkarabilir miydin beni o kapkaranlık,&lt;br /&gt;Dolaştığım sonsuz boşluktan?&lt;br /&gt;Sever miydin beni eskisi gibi?&lt;br /&gt;Söyle, eskisi gibi sever miydin beni&lt;br /&gt;ANNE!... &lt;/span&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"&gt;Ebru KÖLELİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7410123887785289462?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7410123887785289462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7410123887785289462&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7410123887785289462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7410123887785289462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/eskisi-gibi_12.html' title='ESKİSİ GİBİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6758834290567774629</id><published>2011-03-12T19:18:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T19:18:57.889+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ESKİSİ GİBİ</title><content type='html'>&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Bugün seni gördüm,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Değişmişsin aslında.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Ama o bakışların,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Gülüşün,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Hiç değişmemiş,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Aynı eskisi gibi.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Değişen tek şey,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Senin sıcaklığın,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Eskisi gibi değilsin.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Düşünüyorum da,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Aslında değişen tek şey&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Sen değilsin.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Fark ettin mi&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Bilmem ama,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Senin yokluğunda&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Ben de çok değiştim.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;strong&gt;K.Sevgi ÇELİK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6758834290567774629?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6758834290567774629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6758834290567774629&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6758834290567774629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6758834290567774629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/eskisi-gibi.html' title='ESKİSİ GİBİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-3351934458920980</id><published>2011-03-12T19:13:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T19:18:57.893+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>FARKLI HAYAT</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"&gt;Bu hayattan çıkıp gidelim,&lt;br /&gt;Mesela sahilde bir akşam geçirelim.&lt;br /&gt;Yahut ıssız bir tepede güneşin doğuşunu seyredelim,&lt;br /&gt;Mesela insanlık için bir barikatta insanlarla dövüşelim,&lt;br /&gt;Herkesin kaçtığı o sert yağmurdan,&lt;br /&gt;Biz el ele, korkmadan yürüyelim.&lt;br /&gt;Hadi aşkım sonrasını düşünmeden,&lt;br /&gt;Bu hayattan çıkıp gidelim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"&gt;Selim ÖZTEMEL&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-3351934458920980?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/3351934458920980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=3351934458920980&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3351934458920980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/3351934458920980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/farkli-hayat.html' title='FARKLI HAYAT'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8485094262216343477</id><published>2011-03-12T19:10:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T19:18:57.898+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>GEMİNİN SESİ</title><content type='html'>&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Arial; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;Artık ne umutlarım var hayattan,&lt;br /&gt;Ne beklentilerim.&lt;br /&gt;Hayatım yalanmış, der geçerim.&lt;br /&gt;Hiç yalnız bırakmadı beni,&lt;br /&gt;Tek dostum olan hüzünlerim.&lt;br /&gt;Bir sevdiğim vardı,&lt;br /&gt;Yalnızca oydu sevenim.&lt;br /&gt;Ama gitti...&lt;br /&gt;Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi.&lt;br /&gt;"Beni bırakma" dedim,&lt;br /&gt;Dinlemedi, bırakıp gitti.&lt;br /&gt;Giderken öyle bir baktı ki&lt;br /&gt;Her zamanki bakış gibi değil,&lt;br /&gt;"Unutursun" der gibiydi.&lt;br /&gt;Gözlerim buğulandı,&lt;br /&gt;Gözyaşlarım yanaklarıma süzülür derken&lt;br /&gt;Kalbime aktı, yaktı...&lt;br /&gt;Bir de arkasına bakıp,&lt;br /&gt;Gülerek el salladı&lt;br /&gt;Utanmadı.&lt;br /&gt;Geminin sesiydi,&lt;br /&gt;En son duyduğum melodi.&lt;br /&gt;Ayrılıyordu, gidiyordu artık limandan&lt;br /&gt;Beklentilerimi, sevgilerimi,&lt;br /&gt;Umutlarımı ve hayallerimi&lt;br /&gt;Çaldı o gemi.&lt;br /&gt;O andan beri sevmiyorum&lt;br /&gt;Gemileri ve denizleri,&lt;br /&gt;O andan beri sevmiyorum ben,&lt;br /&gt;Onun gözlerine benzeyen&lt;br /&gt;Başka deniz gözleri... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Arial; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;strong&gt;Gülçin POYRAZ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Arial; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8485094262216343477?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8485094262216343477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8485094262216343477&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8485094262216343477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8485094262216343477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/geminin-sesi.html' title='GEMİNİN SESİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5404685648194024360</id><published>2011-03-12T19:06:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T19:18:57.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>GÖRÜNÜR YALNIZLIKLARIMIZ</title><content type='html'>&lt;p$1&gt;Söyle, tükensin mi acılarımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Yok hayır bitmesin başlangıcımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Söyle ya arkada bıraktıklarımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Bir bakışa hükümdar olsun kalan anılarımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Cevabı neydi dökülen gözyaşlarımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Her yeni başlangıca bedel oysa kurumuş dallarımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Cevapsız kayıplarımız mı bütün hayatımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Hayat bir başlangıçsa cevapsız değil kayıplarımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Hayat neydi peki savunduğumuz?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Başlangıç sonlarımızdaki yorgunluğumuz.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Yorgun değilsek eğer, neydi tek sorunumuz?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Bir nefesin mutluluğuydu savunduğumuz.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Kanatlarımızın gizlendiği yerde miydi görünür yalnızlıklarımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Görünen yalnızlıklarımız değil mutlu yansımalarımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Soluğun kesildiği yerde mi başlar sancılarımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Asıl başlayan sancı değil ki, gerçek korkularımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Peki doğrularla yüzleşince neden mutlu olamayız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Çünkü biz kaybetmelere dayanamayız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Ya uzanan yalancı ellere ne olacak cevabımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;İsyankâr tebessüm olacak her daim karşılığımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Ya soluksuz kalışlarımız?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Her solukta bir daha başlar, dallanır fidanlarımız.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Madem tek çare mutluluk oyunlarımız;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;O zaman; her zaman için, mutluluk olsun son satırımız...&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;strong&gt;Irmak GÜNEŞ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5404685648194024360?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5404685648194024360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5404685648194024360&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5404685648194024360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5404685648194024360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/gorunur-yalnizliklarimiz.html' title='GÖRÜNÜR YALNIZLIKLARIMIZ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5612327726854321006</id><published>2011-03-12T19:04:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T19:18:57.907+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>HASRET MASALI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-Ub9irODX8vY/TXunMk82y0I/AAAAAAAAAFc/rhBDjvTF_yg/s1600/angels_60.gif" imageanchor="1" style="margin-left:;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh4.googleusercontent.com/-Ub9irODX8vY/TXunMk82y0I/AAAAAAAAAFc/rhBDjvTF_yg/s1600/angels_60.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Tahoma; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;Uzak bir sahil kasabası düşlüyor ruhum,&lt;br /&gt;Derin sevdalardan yorgun,&lt;br /&gt;Yüzüme çarpıyor hayat yapraklarım&lt;br /&gt;Aklımda bir yaz akşamı&lt;br /&gt;Yine aynı hüzün&lt;br /&gt;Ama bu defa sen yoksun,&lt;br /&gt;Göğsümde bir sızı, avuçlarımda senin kokun,&lt;br /&gt;Yüreğime perdeler inmiş,&lt;br /&gt;Her yer karanlık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Tahoma; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Tahoma; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Tahoma; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;strong&gt;Fulya ÜSTBAŞ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: white; color: black; font-family: Tahoma; font-size: 10pt; font-style: normal; font-weight: normal; text-decoration: none;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5612327726854321006?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5612327726854321006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5612327726854321006&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5612327726854321006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5612327726854321006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/hasret-masali.html' title='HASRET MASALI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-Ub9irODX8vY/TXunMk82y0I/AAAAAAAAAFc/rhBDjvTF_yg/s72-c/angels_60.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5584496413279428714</id><published>2011-03-12T18:59:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T19:18:42.857+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>MASUM HAYAT</title><content type='html'>&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Sen neden büyüdün diye sorarım kendime?&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Sonra uzun bir ah çekerim için için...&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Fotoğraflarıma bakarım gözleri yaşlı.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Keşke fotoğraflar kadar masum olsa hayat.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Sokakta yürüken bir bebek takılır gözüme,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Heyecanla koşarım yanına.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Eldivenli ellerini tutunca, sıcaklık girer içime&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;"Her şey onun kadar masum olsa" derim kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;Yaşlı bir amca görürüm, yardıma muhtaç,&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Tutar ellerinden götürürüm evine kadar.&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;Eve varınca der ya bana "Sağ ol oğlum!"&lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;İşte o söz kadar masum olsa hayat!&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;p$1&gt;&lt;strong&gt;Efecan YAVAŞGEL&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;/p$1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5584496413279428714?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5584496413279428714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5584496413279428714&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5584496413279428714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5584496413279428714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/masum-hayat.html' title='MASUM HAYAT'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7187959589065726722</id><published>2011-03-12T18:54:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T18:55:08.094+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>AŞK</title><content type='html'>Hayatın içindeki sızıntılardır AŞK&lt;br /&gt;Ne nereden geleceği belli olur&lt;br /&gt;Ne de ne zaman akacağı &lt;br /&gt;Ya sızar içinden birine değer mutlu olursun&lt;br /&gt;Ya da akar gider küçük bir sevgiye muhtaç olursun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücuttaki kandır AŞK&lt;br /&gt;Bazen fışkırır&lt;br /&gt;Bazende durulur damarlarında&lt;br /&gt;Doğruyu bulursa bütün vücuda can&lt;br /&gt;Bulamazsa yüreğinde pıhtılaşmış kan olur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şehrin sokaklarıdır AŞK&lt;br /&gt;Kimi çıkar kimi çıkmaz&lt;br /&gt;Sonu nedir hiç belli olmaz!&lt;br /&gt;Ya devam eder yoluna kendi durağını bulana dek&lt;br /&gt;Ya da toslarsın bir duvara başkalarına söylenerek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde bakarsın biri sızmış yüreğine&lt;br /&gt;Yüreğin küt küt çarpar&lt;br /&gt;Yanakların al al olmuş&lt;br /&gt;Atmışsın kendini sokaklara deli divane&lt;br /&gt;Birde bakarsın aşık olmuşsun birine...&lt;br /&gt;26/02/2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ece SERT&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7187959589065726722?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7187959589065726722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7187959589065726722&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7187959589065726722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7187959589065726722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ask.html' title='AŞK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6826364959745494270</id><published>2011-03-12T18:50:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T18:55:08.098+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ÖZGE</title><content type='html'>Sanki uzaklardan akıp gelen bir ırmaktı saçların&lt;br /&gt;Yarpuz çiçekleriyle bezenmiş&lt;br /&gt;Hiç kirlenmemiş&lt;br /&gt;Başın Ağrı'nın doruğu gibi dimdik&lt;br /&gt;Ama gözlerindeki buğu&lt;br /&gt;Süphan'ın dağılmayan bulutları gibi&lt;br /&gt;Nemlenmiş&lt;br /&gt;Dağlarıma benzettim bir an seni&lt;br /&gt;Yücelerine insan eli değmemiş,&lt;br /&gt;Bembeyaz karları&lt;br /&gt;Lekelenmemiş.&lt;br /&gt;Seni, bu yüzden çok sevdim.&lt;br /&gt;Bu yüzden burkulur yüreğim seni görünce&lt;br /&gt;Bir şarkı dökülür dudaklarımdan senin için&lt;br /&gt;Sana has&lt;br /&gt;Sana özge&lt;br /&gt;Daha bestelenmemiş&lt;br /&gt;Hiç&lt;b&gt; söylenmem&lt;/b&gt;iş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özge ESİN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6826364959745494270?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6826364959745494270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6826364959745494270&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6826364959745494270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6826364959745494270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ozge.html' title='ÖZGE'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4821919909178610353</id><published>2011-03-12T18:34:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T18:38:06.362+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>BEN GİDİYORUM ANNE</title><content type='html'>Evden çıktım dönerim diye&lt;br /&gt;Hiç aklıma gelmezdi ölürüm diye&lt;br /&gt;Sonbaharda ağaçlardan düşen yapraklardan&lt;br /&gt;Bir tanesiyim ben de anne...&lt;br /&gt;Önce sarardım, sonra kurudum&lt;br /&gt;Ve en son darbede yenildim;&lt;br /&gt;Dalından kopmak ne demek anne?&lt;br /&gt;Veda ettiğim şu saatlerde &lt;br /&gt;Hayâllerime, sana, babama ve tüm dostlarıma elveda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmek mi daha güzel yoksa yok olmak mı anne?&lt;br /&gt;Her zamanki gibi sana danışıyorum anne...&lt;br /&gt;Yaslıyorum yine başımı dost omzuna,&lt;br /&gt;Bu son biliyorsun değil mi anne?&lt;br /&gt;Ne ben olacağım artık, ne benliğim&lt;br /&gt;Ne odamda benim kokum&lt;br /&gt;Ne de evdeki cıvıltım;&lt;br /&gt;Arayacak mısın beni anne?&lt;br /&gt;Ben gidiyorum anne,&lt;br /&gt;Önce yavaş sonra soğuk ve karanlık bir koya gidiyorum anne.&lt;br /&gt;İlk önce ayakucumda başlayan bir soğukluktu,&lt;br /&gt;Daha sonra tüm vücudumda hissettim ölüm çağrısını;&lt;br /&gt;Bütün dostlara selâm söyle anne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Arzu DEMİRER&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4821919909178610353?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4821919909178610353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4821919909178610353&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4821919909178610353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4821919909178610353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ben-gidiyorum-anne.html' title='BEN GİDİYORUM ANNE'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2162856802091123495</id><published>2011-03-12T18:33:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T18:38:06.369+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>BEKLEYİŞ</title><content type='html'>Gerçek olmasını istediğin rüyalar göreceksin&lt;br /&gt;Rüyandan uyandığın anda onun adını sayıkladığını fark edeceksin...&lt;br /&gt;Ve&lt;br /&gt;Hıçkırıklarla ağlamaya başlayacaksın her satırınızda şarkınızın...&lt;br /&gt;Canın yanacak...&lt;br /&gt;Her sabah uyandığında bir daha sevmeyeceğim diye yeminler edeceksin.&lt;br /&gt;Onu unutmak için başkalarının kollarında bulacaksın kendini.&lt;br /&gt;Nafile...&lt;br /&gt;Yaptığın kendine acı çektirmekten başka bir şey değildir halbuki...&lt;br /&gt;Bilirsin çünkü ondan başka kimseyle olamayacağını...&lt;br /&gt;Onun yerini kimsenin dolduramayacağını...&lt;br /&gt;Hayatın için hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden.&lt;br /&gt;Bilirsin çünkü onsuz hayat hayat değildir senin için.&lt;br /&gt;Telefonunun çalmayacağını bile bile beklesin başında çaresizce.&lt;br /&gt;Gecenin karanlığında, açarsın eski defterleri,&lt;br /&gt;Bulandırırsın beynini geçmişle...&lt;br /&gt;Ağlarsın sebepsizce...&lt;br /&gt;Acılarına çare olacağını zannedip başkalarıyla avunursun.&lt;br /&gt;Aslında ne yapsan da onu kalbinden atamayacağını bilirsin.&lt;br /&gt;Onsuz geçen bir iki günün ona daha çok bağlayacak seni, bilirsin.&lt;br /&gt;Tek kurtuluşun ölüm derken,&lt;br /&gt;Aniden çalıverir telefonun hıçkırıklarının arasında&lt;br /&gt;Umulmadık, beklenmedik bir anda...&lt;br /&gt;Sanki onun arkasından ağlayan, acılar çeken sen değilmişsin gibi...&lt;br /&gt;Bir umut diyerek başlarsın güne.&lt;br /&gt;Aslında bilir miydin, onun ne acılar çekip,&lt;br /&gt;Gecelerce ağladığını...&lt;br /&gt;Şarkınızın her çalışında boğazının düğümlendiğini,&lt;br /&gt;Beraber gezdiğiniz sokaklardan defalarca geçtiğini,&lt;br /&gt;Küçücük bir gülümseyişinin onun yeniden doğuşu olduğunu...&lt;br /&gt;Nereden bilecektin...&lt;br /&gt;Birbirinizi deliler gibi severken neydi bu umursamazlık?&lt;br /&gt;Aslında tek istediğiniz gözlerinizin birleşmesi değil miydi?&lt;br /&gt;çok mu zordu birbirini böylesine seven iki kişinin kavuşması?&lt;br /&gt;Aşkımın büyüklüğü kadar imkânsız mı olmalı bu aşk?&lt;br /&gt;Bu kadar mı can yakmalı, gözyaşı akıtmalı?&lt;br /&gt;Böyle zor ve uzak mı olmalıyız birbirimize?&lt;br /&gt;Seni ilk gördüğüm andaki huzur ve mutluluk,&lt;br /&gt;Bir daha uğramayacak mı kalbime?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gülistan YEŞİLYAYLA&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2162856802091123495?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2162856802091123495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2162856802091123495&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2162856802091123495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2162856802091123495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/bekleyis.html' title='BEKLEYİŞ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6743191267295160594</id><published>2011-03-12T18:30:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:38:06.375+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>BİLEMEZSİN</title><content type='html'>Avuçlarımın arasından kayıp giden,&lt;br /&gt;Sen değilsin ki!&lt;br /&gt;İnsan ancak sahip olduklarını yitirebilir.&lt;br /&gt;Ben sana sahip miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avuçlarımın arasından kayıp giden,&lt;br /&gt;Masum yüreğin değil ki!&lt;br /&gt;O, sadece sevdi...&lt;br /&gt;Aşkı seçmedi ama olsun,&lt;br /&gt;Erkekçe de olsa seçmesini bildi ya,&lt;br /&gt;O yeter...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçların değil ki&lt;br /&gt;Avuçlarımın arasından kayıp giden!&lt;br /&gt;Onlar hep avuçlarımda&lt;br /&gt;Ve hep bana ait&lt;br /&gt;Sen onlarla var oldun ya bende&lt;br /&gt;Şimdi eskisi gibi değilse de saçların&lt;br /&gt;Olsun varsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avuçlarımın arasından kayıp giden,&lt;br /&gt;Göz yaşlarım değil ki!&lt;br /&gt;Onlar zaten tükendi...&lt;br /&gt;Her bir damla sana kavuşmak için&lt;br /&gt;Beni terk edip gitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutlarım değil ki&lt;br /&gt;Avuçlarımın arasından kayıp giden!&lt;br /&gt;İnanmasam bile umutlar hep benim olacak.&lt;br /&gt;Bil ki her hayalim sensiz başlar,&lt;br /&gt;Senli biter&lt;br /&gt;Elimde değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avuçlarımın arasından kayıp giden,&lt;br /&gt;Zaman be sevgilim, saatler!&lt;br /&gt;Bilemezsin ki sen;&lt;br /&gt;Benim için sensiz geçen her anın nelere bedel olduğunu...&lt;br /&gt;Seni beklerken kaybettiklerimin önemini, &lt;br /&gt;Bilemezsin...&lt;br /&gt;Ve sen şunu bil;&lt;br /&gt;Ya sen gelirsin, biter bu yalnızlık&lt;br /&gt;Ya da ölüm gelir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çağıl KAYA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6743191267295160594?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6743191267295160594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6743191267295160594&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6743191267295160594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6743191267295160594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/bilemezsin.html' title='BİLEMEZSİN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7103106996353639892</id><published>2011-03-12T18:29:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:38:06.380+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ÇARESİZLİK KILIFI</title><content type='html'>"Bağlandığında çareler umutlarıma&lt;br /&gt;Gölgem gökyüzünde, gülüşüm kapında olacak."&lt;br /&gt;Bir kare içerisine sığdırıldı duygularım,&lt;br /&gt;İmkansızlık adı verildi.&lt;br /&gt;Geçip karşıma "Elveda" dediğinde,&lt;br /&gt;Terk etmeleri gördüm gözbebeklerinde.&lt;br /&gt;Ayna arkasından yaşamıştık aşkı&lt;br /&gt;Canlı bir hücre gibiydim o zamanlar&lt;br /&gt;Şimdi bağlanmış bir resim gibisin sanki&lt;br /&gt;Atılması gereken duygu muyduk biz ufka?&lt;br /&gt;Aynadaki sahteliğe mi aldandık yoksa?&lt;br /&gt;Biliyorum isyanlarım gidişine bir artı ekliyor,&lt;br /&gt;Susuşum belki de mantığına değiyor.&lt;br /&gt;Hesapsız sevişlerim terk edişine inat&lt;br /&gt;Bir umut için sakladım gölgemi ama nafile&lt;br /&gt;Saçmalıklarla dolu bir aşkı yitirdik,&lt;br /&gt;Bir inat uğruna söndürdük fenerlerde.&lt;br /&gt;Yapabileceğimiz tek şeyse eğer,&lt;br /&gt;Çaresizlik kılıfımız olsun bari sevgimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Jale ŞEN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7103106996353639892?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7103106996353639892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7103106996353639892&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7103106996353639892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7103106996353639892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/caresizlik-kilifi.html' title='ÇARESİZLİK KILIFI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6022165217658672091</id><published>2011-03-12T18:27:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.927+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>GİBİ</title><content type='html'>Kirlenmiş bir sayfa gibi,&lt;br /&gt;Kırılmış bir ayna gibi,&lt;br /&gt;Unutulmuş bir şarkı gibi&lt;br /&gt;Bugün beynim.&lt;br /&gt;Yakılmış bir resim gibi,&lt;br /&gt;Kolu kopmuş oyuncak bir bebek gibi,&lt;br /&gt;Sonuca ulaşamamış bir dua gibi&lt;br /&gt;Yalnızlığımın resmi benim.&lt;br /&gt;Unutmaya çalıştığım bir düş gibi,&lt;br /&gt;Susturmak istediğim ağlayan bir bebek gibi,&lt;br /&gt;Zincirleri kopmuş salıncak gibi&lt;br /&gt;Kanayan kalbim.&lt;br /&gt;Yeşerememiş bir ağaç gibi,&lt;br /&gt;Uçamamış bir kartal gibi,&lt;br /&gt;Sensizlik ölüm gibi&lt;br /&gt;Benim kanatsız meleğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;Sercan YAZAR&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6022165217658672091?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6022165217658672091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6022165217658672091&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6022165217658672091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6022165217658672091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/gibi.html' title='GİBİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8567177536508949252</id><published>2011-03-12T18:26:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.932+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>GİTMEK</title><content type='html'>Ne zaman gitmek istesem senden,&lt;br /&gt;Sokaklar batar ayaklarıma,&lt;br /&gt;Güneşim kaybolur,&lt;br /&gt;Delik umutlar bırakırım ardımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davetsiz bir karaltı alır aklımı başımdan&lt;br /&gt;Yokluğunda;&lt;br /&gt;Çaresizlik çırpınır penceremde&lt;br /&gt;Akşamı getirir özlemin,&lt;br /&gt;Yüreğime bir üşümek düşer,&lt;br /&gt;Yıldızlarım dökülür sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman gitmek istesem senden,&lt;br /&gt;Yağmurlar biner üzerime,&lt;br /&gt;Eriyip gide şehir,&lt;br /&gt;Karanlığında ıslanırım.&lt;br /&gt;Ne zaman kurtulmak istesem dünden,&lt;br /&gt;Rutubeti kaplar içimi yılların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Melike ÖZTÜRK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8567177536508949252?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8567177536508949252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8567177536508949252&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8567177536508949252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8567177536508949252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/gitmek.html' title='GİTMEK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5070575565581610607</id><published>2011-03-12T18:24:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.937+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>GÖZLERİN</title><content type='html'>Gözlerin;&lt;br /&gt;Geceler kadar karanlık,&lt;br /&gt;Sessizlik kadar acı&lt;br /&gt;Ve senin gibi gerçek.&lt;br /&gt;Gözlerin;&lt;br /&gt;Her baktığımda biraz daha kapıldığım,&lt;br /&gt;Kendimi çekip çıkaramadığım&lt;br /&gt;Tek yer.&lt;br /&gt;Ve büyük bir fırtına&lt;br /&gt;Gözlerin.&lt;br /&gt;Aşkımı delice haykırdığım&lt;br /&gt;Ve sadece benim olan&lt;br /&gt;Tel şey&lt;br /&gt;Gözlerin!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nafiye KALKAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5070575565581610607?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5070575565581610607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5070575565581610607&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5070575565581610607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5070575565581610607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/gozlerin.html' title='GÖZLERİN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8622333747830496311</id><published>2011-03-12T18:23:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.942+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>NERDEN ÇIKTIN GİTTİN</title><content type='html'>Gözlerimdeki karanlığın,&lt;br /&gt;O baş sokağındayım yine.&lt;br /&gt;Yalnız bıraktın beni,&lt;br /&gt;Alçak kaldırımlarımda bir hiç bıraktın.&lt;br /&gt;Hani söz verdiğin hayallerim,&lt;br /&gt;O tepenin ardında, ağacın en üstünde yine...&lt;br /&gt;Kırılırken birer birer bağlanan,&lt;br /&gt;Düğümlerin vardı hani, her sıkışta sevgiyle ısıtılan.&lt;br /&gt;O kızıl karanlığımda nefes nefese kalan,&lt;br /&gt;İşte o zaman, seni benden koparan, uzaklaştıran.&lt;br /&gt;Yalnız gecelerin doruklarında, bir el yükselirdi gökyüzüne,&lt;br /&gt;En parlak yıldızları indiren yüreğime...&lt;br /&gt;O boşluğa tırmandıran beni her seferinde.&lt;br /&gt;Nefes nefese kalan, hıçkıra hıçkıra ağlatan,&lt;br /&gt;Sensizliğin sonsuzluğu muydu bağlayan?&lt;br /&gt;Hasret rüzgârları estirdiğim, hasretimle baktığım,&lt;br /&gt;Her yerde, her göz açışta...&lt;br /&gt;Her sessiz düşüncede beni donduran, duvarlara baktıran,&lt;br /&gt;Gözlerimin kestiği noktada,&lt;br /&gt;Bir film başlar, hep aynı yere saran&lt;br /&gt;Seni bana katan, o yüzü kalbime yansıtan&lt;br /&gt;Ama ne çare ki bir hiçmiş duyulan...&lt;br /&gt;Hani derdin hiç çıkış kapımız yoktu, olmayacaktı,&lt;br /&gt;Peki nerden çıktın gittin, tam da kapılmışken,&lt;br /&gt;O kapıları hiç açmayacakken,&lt;br /&gt;Seni yüreğime hapsetmişken,&lt;br /&gt;Nerden çıktın gittin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Reyhan GÜMÜŞ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8622333747830496311?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8622333747830496311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8622333747830496311&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8622333747830496311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8622333747830496311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/nerden-ciktin-gittin.html' title='NERDEN ÇIKTIN GİTTİN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7687236192515108102</id><published>2011-03-12T18:22:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.947+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ÇELİŞKİ</title><content type='html'>Gördüklerim mi gerçek? Duyduklarım mı?&lt;br /&gt;Yaşadıklarım mı heyecanlı? Hissettiklerim mi?&lt;br /&gt;Direk söylediklerim mi daha anlamlı? &lt;br /&gt;Utanıp söyleyemediklerim mi?&lt;br /&gt;Hayat bir çelişki.&lt;br /&gt;Ben ise paragrafın giriş cümlesi.&lt;br /&gt;Doğru cevap hangisi?&lt;br /&gt;Seninkisi mi? Benimkisi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sercan YAZAR&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7687236192515108102?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7687236192515108102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7687236192515108102&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7687236192515108102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7687236192515108102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/celiski.html' title='ÇELİŞKİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5152582446073312066</id><published>2011-03-12T18:20:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.953+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ÖLÜM HEPSİNİ BEKLER</title><content type='html'>Hey gidi dünya&lt;br /&gt;Zalim dünya!&lt;br /&gt;Kimi kızgın çöllerde&lt;br /&gt;O sessiz yığında, Azrail yerine&lt;br /&gt;Üşüşecek akbabaların canını almasını&lt;br /&gt;Bekler...&lt;br /&gt;Kimi ne zaman evim basılır diye&lt;br /&gt;Öldürüleceği günü ölüm korkusuyla&lt;br /&gt;Bekler...&lt;br /&gt;Kimi ailesini geçindirme sıkıntısı içinde&lt;br /&gt;Hayatın geçmesini&lt;br /&gt;Bekler...&lt;br /&gt;Kimi beş kuruş için&lt;br /&gt;Sılada çalışırken ailesine kavuşacağı günü&lt;br /&gt;Bekler...&lt;br /&gt;Kimi yaşamak için, bir lokma ekmek için&lt;br /&gt;Çöplükte geceyi &lt;br /&gt;Bekler...&lt;br /&gt;Kimi bir eğlenceden sıkıldıkça&lt;br /&gt;Ötekine gitmeyi&lt;br /&gt;Bekler...&lt;br /&gt;Kimi hiç tanınmadık bir yerde&lt;br /&gt;Tanıdık bir el, sıcak bir sevgi&lt;br /&gt;Bekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hepsinin unuttuğu bir şey var:&lt;br /&gt;Ölüm hepsini bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hidayet ARAL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5152582446073312066?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5152582446073312066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5152582446073312066&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5152582446073312066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5152582446073312066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/olum-hepsini-bekler.html' title='ÖLÜM HEPSİNİ BEKLER'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2230305315951625565</id><published>2011-03-12T18:18:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.957+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>İDAM KÖŞESİ</title><content type='html'>İdam mahkûmuyum şu anda&lt;br /&gt;Telefonda gözüm, kulağım&lt;br /&gt;Zil sesine bağlanmış hayatım.&lt;br /&gt;Yanımda bir adam,&lt;br /&gt;Yeşil gözlerini dikmiş bana bakıyor,&lt;br /&gt;Kulağı telefonda.&lt;br /&gt;Acı okuyorum o yeşil gözlerinde&lt;br /&gt;Yeni de galiba işinde.&lt;br /&gt;"Üzülme" diyorum içimden yavaş yavaş,&lt;br /&gt;Eğer yaptığım bu hata telafi edilseydi,&lt;br /&gt;Olmazdım bu idam köşelerinde.&lt;br /&gt;Artık üzülmüyorum ki kendime&lt;br /&gt;Çünkü ne arkamdan ağlayanım kaldı,&lt;br /&gt;Ne de zil takıp oynayanım.&lt;br /&gt;Onun için bırak kendini üzmeyi,&lt;br /&gt;Ben hak etmeseydim, olmazdım bu idam köşelerinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ebru KÖLELİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2230305315951625565?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2230305315951625565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2230305315951625565&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2230305315951625565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2230305315951625565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/idam-kosesi.html' title='İDAM KÖŞESİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6799454075401207063</id><published>2011-03-12T18:16:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.962+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>YALNIZLIĞIM</title><content type='html'>Yalnızlığım, sözlerime, davranışlarıma&lt;br /&gt;Gözlerime yansıyan bir kıvılcım&lt;br /&gt;Belki de kalbimde giderek büyüyyen&lt;br /&gt;Bir ateş parçasını antırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte budur ki yalnızlık...&lt;br /&gt;Küçük bir rüzgârı fırtınaya çevirir&lt;br /&gt;Küçük bir öfkeyi kine, nefrete çevirir&lt;br /&gt;Düşün ki bendeki yalnızlığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada var mıdır ki&lt;br /&gt;Yalnızlık kadar üzücü&lt;br /&gt;Çaresizlik kadar berbat&lt;br /&gt;Ümitsizlik kadar acı bir şey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat yine yapacağını yapmış bana&lt;br /&gt;İşte yine yalnızlıkları oynuyorum&lt;br /&gt;Tek başımayım şu dünyada&lt;br /&gt;Dertli, kederli, üzüntülüyüm&lt;br /&gt;Bir başımayım şu koca odada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zehra ÇOLAK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6799454075401207063?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6799454075401207063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6799454075401207063&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6799454075401207063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6799454075401207063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/yalnizligim.html' title='YALNIZLIĞIM'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5632216481238519863</id><published>2011-03-12T18:15:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.966+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>GÜZELDİR</title><content type='html'>Güzeldir&lt;br /&gt;Bahar yağmurları altında&lt;br /&gt;Sevgiliyle el ele dolaşmak&lt;br /&gt;Güzeldir&lt;br /&gt;Bir kuşun uçuşunu izlemek&lt;br /&gt;Onun gibi uçmayı hayal etmek&lt;br /&gt;Güzeldir&lt;br /&gt;Bir asker için şafak vaktinin gelmesi&lt;br /&gt;Ve hasret günlerinin bitmesi&lt;br /&gt;Güzeldir&lt;br /&gt;Sevgililerin aşkını haykırması&lt;br /&gt;Bir ömür boyu birlikte kalması&lt;br /&gt;Güzeldir&lt;br /&gt;Âşıkların soğuk gecelerde&lt;br /&gt;Birbirlerini sımsıkı sarması&lt;br /&gt;Güzeldir&lt;br /&gt;Akşam güneşinin batması&lt;br /&gt;İnsanların eve çekilip yatması&lt;br /&gt;Güzeldir&lt;br /&gt;Bir hastanın yaşamla savaşması&lt;br /&gt;Ve yaşam mücadelesi kazanması&lt;br /&gt;Güzeldir&lt;br /&gt;Bir bebeğin yürümeye çalışması&lt;br /&gt;Düşmeden dimdik ayakta kalması&lt;br /&gt;Ve güzeldir&lt;br /&gt;Bir gün geri döneceğini bilmek&lt;br /&gt;Bizim için de ayrılık kelimesi bitecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yakup Aydın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5632216481238519863?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5632216481238519863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5632216481238519863&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5632216481238519863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5632216481238519863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/guzeldir.html' title='GÜZELDİR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-826923708473316705</id><published>2011-03-12T18:14:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T18:28:41.973+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ARTIK</title><content type='html'>Gündüzün geceye aktığı vakit,&lt;br /&gt;Hayallerimizle birlikteyiz artık.&lt;br /&gt;Kalbim kar gibi eridi ama&lt;br /&gt;Gerçek içinde yaşadık sandık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine saygın bitiği vakit,&lt;br /&gt;Susmak çok şey demektir artık.&lt;br /&gt;Bu yalnızlık ebedi olacak sanma,,&lt;br /&gt;Biz geleceği dünümüzle sakladık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakmak ve görmeyi ayırdığın vakit,&lt;br /&gt;Kendine bakacak yüzün olmayacak artık.&lt;br /&gt;Sen başkalarıyla kendini kandırmak,&lt;br /&gt;Bütün hayatımızla tek güne kaldık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızı sonuca bağladığımız vakit,&lt;br /&gt;Hiçbir şeyi görmez olur gözlerim.&lt;br /&gt;Geçen zaman geri gelmeyecekse,&lt;br /&gt;Geri dönmeyecek kaybettiklerim artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Irmak GÜNEŞ&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-826923708473316705?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/826923708473316705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=826923708473316705&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/826923708473316705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/826923708473316705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/artik.html' title='ARTIK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-74231851553862435</id><published>2011-03-12T18:11:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T18:13:44.860+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ÖLÜMSÜZLEŞMEK</title><content type='html'>Ölümsüz olmak istiyorum&lt;br /&gt;Her şeye emretmek&lt;br /&gt;İnan ki istiyorum&lt;br /&gt;Ölümsüzleşmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iksirim var içiyorum&lt;br /&gt;İçtikçe güzelleşiyorum&lt;br /&gt;Güzelleştikçe ölümsüzleşiyorum&lt;br /&gt;Ben, seni seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nihat Haliloğlu&lt;br /&gt;9/D 311&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-74231851553862435?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/74231851553862435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=74231851553862435&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/74231851553862435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/74231851553862435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/olumsuzlesmek.html' title='ÖLÜMSÜZLEŞMEK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4715911625952848699</id><published>2011-03-12T13:18:00.002+02:00</published><updated>2011-03-12T13:23:40.713+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atatürk'/><title type='text'>ATATÜRK'ÜN KENDİ ŞİİRLERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-lFNe9ZjZ1fA/TXtXgk1F9aI/AAAAAAAAAFU/3Xp1XLukbqE/s1600/okuyanataturk.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 210px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-lFNe9ZjZ1fA/TXtXgk1F9aI/AAAAAAAAAFU/3Xp1XLukbqE/s320/okuyanataturk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583152380209657250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HAKİKAT NERDE?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gafil, hangi üç asır, hangi on asır&lt;br /&gt;Tuna ezelden Türk diyarıdır.&lt;br /&gt;Bilinen tarihler söylememiş bunu&lt;br /&gt;Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak&lt;br /&gt;Dinleyin sesini doğan tarihin&lt;br /&gt;Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak&lt;br /&gt;Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.&lt;br /&gt;Asya'nın ortasında Oğuz oğulları&lt;br /&gt;Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları&lt;br /&gt;Doğudan çıkan biz, batıda yine biz&lt;br /&gt;Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.&lt;br /&gt;Hep insanlar kendilerini bilseler&lt;br /&gt;Bilinir o zaman, ki hep biliriz&lt;br /&gt;Türk sadece bir milletin adı değil, &lt;br /&gt;Türk, bütün adamların birliğidir.&lt;br /&gt;Ey, birbirine diş bileyen yığınlar!&lt;br /&gt;Ey, yığın yığın insan gafletleri!&lt;br /&gt;Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde&lt;br /&gt;Hakikat nerde? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BİR ASKERİN MEZARINDA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şurada, kabrin üzerine konulmuş bir&lt;br /&gt;Bir beyaz taş var, onun altında bayraklar&lt;br /&gt;Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken&lt;br /&gt;Celâdeti tâbân olurken aldığı cerihai mevt&lt;br /&gt;İle bu âlemi hiçiye veda etmiş bir&lt;br /&gt;Asker yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun habı istirahate çekildiği şu&lt;br /&gt;Makberin üzerine rüfekâsı teessür döktüler&lt;br /&gt;Kadınlar dümruzi mâtem oldular, ihtiyarlar&lt;br /&gt;Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu söğüt ağacının nim seyreylediği senin&lt;br /&gt;Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hâk&lt;br /&gt;Olmuştur, işte orası o kahramanı muhteremin&lt;br /&gt;Cayi istirahatıdır, ne mutlu ki, hâki paki&lt;br /&gt;Vatan&lt;br /&gt;Ona nâlini intizar olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1899&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal ATATÜRK &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KASİDEİ İSTİBDAT &lt;br /&gt;YAHUT &lt;br /&gt;KIRMIZI İZLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,&lt;br /&gt;Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi&lt;br /&gt;Daim mütefekkir görünen,kendine mahsus&lt;br /&gt;Efkârı sakimane ile aleme karşı&lt;br /&gt;Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,&lt;br /&gt;Amali harisanesini eyledi tezyit...&lt;br /&gt;Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,&lt;br /&gt;Tırnaklarını aileler kalbine saplar;&lt;br /&gt;Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,&lt;br /&gt;Katlandı vatan görmeğe evladını mahkur...&lt;br /&gt;Birçoklarımız mahpesü menfada süründük&lt;br /&gt;Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.&lt;br /&gt;Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,&lt;br /&gt;Ey enmilei sürbu cinayata delâil,&lt;br /&gt;Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,&lt;br /&gt;Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,&lt;br /&gt;Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.&lt;br /&gt;Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet&lt;br /&gt;Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,&lt;br /&gt;Zinciri esaretle bütün hisleri dondur.&lt;br /&gt;Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler...&lt;br /&gt;Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...&lt;br /&gt;Kâbusu hiyanetle vatan can çekişirken&lt;br /&gt;Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;&lt;br /&gt;Hürriyetin enfası ile herkes uyandı. (1) &lt;br /&gt;&lt;em&gt;24 Kasım 1908&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(1) İNAN A. Afet, Vatandaş İçin Medenî Bilgiler, 1930&lt;br /&gt;Şanlı Ordu Gazetesi, 24 Kasım 1908&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BİRİNİ BENİMSE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;Hayat kısadır&lt;br /&gt;Biraz hayal&lt;br /&gt;Biraz aşk&lt;br /&gt;Ve sonra Allaha ısmarladık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;Hayat boştur&lt;br /&gt;Biraz kin&lt;br /&gt;Biraz ümit&lt;br /&gt;Ve sonra Allaha ısmarladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4715911625952848699?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4715911625952848699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4715911625952848699&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4715911625952848699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4715911625952848699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ataturkun-kendi-siirleri.html' title='ATATÜRK&apos;ÜN KENDİ ŞİİRLERİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-lFNe9ZjZ1fA/TXtXgk1F9aI/AAAAAAAAAFU/3Xp1XLukbqE/s72-c/okuyanataturk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2351697188966007013</id><published>2011-03-12T13:17:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T13:18:41.340+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atatürk'/><title type='text'>ATATÜRK VE EDEBİYAT</title><content type='html'>"Söz ve anlamı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgilerin ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları, çok ilgili kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bunun içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltraşlık gibi, özellikle musiki gibi güzel sanatlardan sayıla gelmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlıkta en müsbet bilim ve ince teknik esaslarına dayanan, hayatla ve kanla karşılaşmak kendileri için mukadder olan askerlik gibi yüksek bir ideal meslek dahi kendini içinde bulunduğu topluma anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuğuna hazırlayabilmek için uyandırıcı, hedeflendirici, yürütücü ve nihayet fedakâr kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakımdan edebiyatın her toplum ve bu toplumun bugününü ve geleceğini koruyan ve koruyacak olan her kuruluş için, en esaslı eğitim vasıtalarından biri olduğu hemen anlaşılır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal ATATÜRK &lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2351697188966007013?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2351697188966007013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2351697188966007013&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2351697188966007013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2351697188966007013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ataturk-ve-edebiyat_12.html' title='ATATÜRK VE EDEBİYAT'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6786830287827292944</id><published>2011-03-12T13:12:00.002+02:00</published><updated>2011-03-12T13:13:38.017+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atatürk'/><title type='text'>ATATÜRK'ÜN VATAN VE MİLLET SEVGİSİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-WaBJ5Ne4V9A/TXtVQiUbtCI/AAAAAAAAAFM/Gg00xQw3ovc/s1600/ataturk01.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 229px; height: 275px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-WaBJ5Ne4V9A/TXtVQiUbtCI/AAAAAAAAAFM/Gg00xQw3ovc/s320/ataturk01.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583149905634636834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gelecekte şunu yapacağım, buraya gideceğim." diye hayaller kurar mısınız? Ben çok kurarım. Klasik bir başlangıç olacak ama, yine böyle oturmuş hayal kuruyordum. Mesleğimi ediniyorum ve ödül olarak İngiltere'ye tatile gidip, Londra'da bir otelde kalıyorum. Tatil boyunca geziyorum. Derken Londra'da yaşamaya karar veriyorum. &lt;br /&gt;Sonra kendime geldim birden. Yüzümde bir tebessümle odamdan çıkarken, Atatürk'ün resmi ilişti gözüme. Yanında da şu sözü yazıyor; "Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim." Milletini bu kadar seven bir önderin kurduğu devletten ayrılmak olur mu? diye sordum kendime. Biz de onu çok sever ve sayarken, sadece keyif için başka bir ülkede yaşamak doğru mu? Bence hayır. &lt;br /&gt;M. Kemal tüm ömrünü bu vatan, bu millet için harcadı. Halkı bilinçlendirmekle başladı işe. Değişik yerlerde kongreler vererek, genelgeler yayınlayarak vatanın önemini anlattı. Birlik ve beraberliği sağladı. O da yetmedi, ön saflarda Mehmetçik ile birlikte savaştı düşmana karşı. Hatta ölümden döndü. Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. "Benden bu kadar, artık gerisi size kalmış." deyip köşesine mi çekildi? Hayır. Halkın eğitim, öğretim görmesini sağladı. Devrimler yaptı. Seyahatler düzenleyerek yurdun her yanını gezdi, halkla ilgilendi. Türk Dil Kurumu'nu ve Türk Tarih Kurumu'nu kurdu. &lt;br /&gt;Peki tüm bunları maddi bir karşılık için yaptı? Hayır. Vatanını ve milletini sevdiği, Türk milletinin daha iyi bir şekilde yaşaması gerektiğini düşündüğü için yaptı. Diğer türlü; padişahın Anadolu'daki isyanları durdurmasını istediğinde, halkı içten içe uyandırmak yerine, isyanları bastırıp ücretini alabilir ve bundan sonra hep padişahın yanında olup, onun bir dediğini iki etmeyebilir, karşılığında aldığı parayla iyi bir hayat sürebilirdi. Ama O, tüm bunları bırakıp, hiçbir karşılık beklemeden milleti ve vatanı uğruna çalıştı. İşte bu yüzden seviyorum Atatürk'ü, bu yüzden O'na saygımız büyük. &lt;br /&gt;Sanırım Londra, bensiz de Londra olabilir. Ben bir Türk genci olarak ülkemde kalacağım ve ülkem için çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Burcu ARI &lt;br /&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi &lt;br /&gt;9-B1 424&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6786830287827292944?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6786830287827292944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6786830287827292944&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6786830287827292944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6786830287827292944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ataturkun-vatan-ve-millet-sevgisi.html' title='ATATÜRK&apos;ÜN VATAN VE MİLLET SEVGİSİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-WaBJ5Ne4V9A/TXtVQiUbtCI/AAAAAAAAAFM/Gg00xQw3ovc/s72-c/ataturk01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8380814488765518023</id><published>2011-03-12T13:09:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T13:11:34.786+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atatürk'/><title type='text'>ATATÜRK VE SANAT</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-B6DZ3qkZpoQ/TXtUmdNvCYI/AAAAAAAAAFE/85eRSlgdAEQ/s1600/ata24.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; width: 225px; height: 320px; float: left; cursor: hand;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583149182709860738" border="0" alt="ATATÜRK, BİR YURT GEZİSİNDE" src="http://2.bp.blogspot.com/-B6DZ3qkZpoQ/TXtUmdNvCYI/AAAAAAAAAFE/85eRSlgdAEQ/s320/ata24.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini özlemeye başladığımız, "arar olduğumuz" Atatürk, komple bir insan. Biz, millet olarak; O'nunla ";mükemmel"i yakaladık. Gösterdiği ışıkla, kendi kimliğimizi bulduk. Söylenmesinde, her devirde "çeşitli sakıncalar" görülen adımızı, "Ne mutlu Türk"üm diyene!" diyerek haykırdık.&lt;br /&gt;O, şimdi aramızda değil. Ayrılışının üzerinden "şu kadar yıl" geçmiş. Buna rağmen, "elli yedi yıllık ömre" sığdırdığı düşünceleriyle yanımızda. Eskiyeceğine "yenileşiyor", daha da zenginleşiyor. Bundaki sır, Atatürk'ün sanata verdiği önemde yatıyor.&lt;br /&gt;"Biz daima hakikat arayan ve onu buldukça, ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız."&lt;br /&gt;Cesaretimin kaynağı, Atatürk. Cesaretim, cüretimi artırdı. Sanata susadığımız şu günlerde, "Atatürk ve Sanat" kavramı hakkında konuşmak istedim. Çünkü sanat, insanın aynasıdır. Yaşadığımız çağın farkına, başka bir yolla varmak zor. Sanat, sevgiye açılan altın kapıdır. Biz, bunun "susuzluğu"ndayız.&lt;br /&gt;Peki, nedir sanat?&lt;br /&gt;"Sanat, güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musîkî, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur."&lt;br /&gt;"İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapamaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin getirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, hakiki özellikleriyle medenî ve ileri olmaya lâyıktır ve olacaktır."&lt;br /&gt;Tutulacak yol, bu! Olgunlaşmak istiyorsak, kapımızı sanata açmalıyız. "Uygar ve ileri olmak", güzellik denizinde yaşamak demektir. Bu denizin getirecekleri oldukça fazla. Yüzmeyi becerebilirsek, çok şey kazanırız. "Aynı kavmin çocuklarının hep beraber bulunarak birbirlerini tanımaları, birbirlerini sevmeleri ve bu birlik sevgisinden çıkacak yüksek hislere aynen tabi olmaları güzel bir şeydir."&lt;br /&gt;"Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en kat'i delilidir. Bunda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar, bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında, yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır."&lt;br /&gt;Hepiniz, çok iyi bilirsiniz: Tarih, sanatı olmayan, sanata önem vermemiş milletlerin "ölüm tarlası" değil midir? Bu tarlaların tuzağına düşmemek için, daha doğrusu olgunlaşmak, sevgilere, birlik ve beraberliklere gönlümüzü açmak için, adı ne olursa olsun, sanata sığınmalıyız. Bir şiirin sıcaklığını, bir türkünün duygusallığını, bir resmin büyüsünü fark edebilmeli ve bunların sahiplerini sevmeliyiz. "Efendiler... Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz; hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat bir sanatkâr olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata adayan bu çocukları sevelim." Çünkü onlar; "Cemiyette uzun çalışma ve çabalamalardan sonra, alnında ışığı ilk hisseden insandır." Bu ışık, bize yol göstermektedir. Hisse kaparsak, kazancımız şunlar olacaktır: "Türk çocuğu konuşurken, onun beyan ve anlatış tarzı, Türk çocuğu yazarken, onun ifade üslûbu, kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola götürebilecek bu kabiliyet sayesinde, Türk çocuğu kendisini dinleyen veya yazısını okuyanları, peşine takarak yüksek Türk ülküsüne iletebilecek, ulaştırabilecektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyhan Hasan BILDIRKİ &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8380814488765518023?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8380814488765518023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8380814488765518023&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8380814488765518023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8380814488765518023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/ataturk-ve-sanat_12.html' title='ATATÜRK VE SANAT'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-B6DZ3qkZpoQ/TXtUmdNvCYI/AAAAAAAAAFE/85eRSlgdAEQ/s72-c/ata24.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4296171895237165206</id><published>2011-03-12T13:05:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T13:08:15.901+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atatürk'/><title type='text'>FİKİR ATATÜRK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-6tOI_7KjqB8/TXtTvpDbTII/AAAAAAAAAE8/02KODsgTbWI/s1600/ataharit1.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px; height: 82px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-6tOI_7KjqB8/TXtTvpDbTII/AAAAAAAAAE8/02KODsgTbWI/s320/ataharit1.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583148240995044482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1919 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsuna çıktım. Vaziyet ve manzarai umumiye:&lt;br /&gt; Osmanlı Devletinin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumide mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumiye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilâfet mevkiini işgal eden Vahdettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği deni tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın riyasetindeki kabine; âciz, haysiyetsiz, cebîn, yalnız padişahın iradesine tâbi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı.&lt;br /&gt; Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta...&lt;br /&gt;İtilâf Devletleri, mütareke ahkâmına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbulda. Adana vilâyeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konyada, İtalyan kıtaatı askeriyesi: Merzifon ve Samsunda İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta, ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları faaliyette. Nihayet, mebdei kelâm kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919 da İtilâf Devletlerinin muvafakatiyle Yunan ordusu İzmire ihracediliyor.&lt;br /&gt; Bundan başka, memleketin her tarafında, anasırı Hıristiyaniye hafi, celi, hususi emel ve maksatlarının temini istihsaline, devletin bir an evvel, çökmesine sarfı mesai ediyorlar."&lt;br /&gt; 19 Mayıs 1919 Samsun'a çıkış tarihini, bizzat kendi doğum günü olarak adlandıran Mustafa Kemal ATATÜRK, 10 Kasım 1938 tarihinde aramızdan ayrılmıştır. Ancak, Türk tarihinin ender şahsiyetleri arasındaki yerini, tarihimizin altın sayfaları arasında çoktan alan Atatürk, şimdi aramızda, gönlümüzün en seçkin yerinde "Fikir Atatürk" olarak yaşıyor.&lt;br /&gt; Çağlara damgasını vuran büyük bir önder olan Atatürk, sadece yaşadığı çağın değil, sonra gelecek olan çağların da belirleyicisi, besleyicisi olmuştur. Dün olduğu gibi şimdi de böyle bir önderin, aramızdan çıkmış olmasının gururunu yaşıyoruz.&lt;br /&gt; Atatürk'ten çok şey öğrendik. Daha çok şeyler de öğreneceğiz. O, "Fikir Atatürk" olarak aramızda yaşıyor, yaşamaya da devam edecektir. O'nun fikirleri, hayata ve olaylara bakış tarzı, bir yediveren gülü gibidir. Yediveren gülünün hüneri, mevsimi geldikçe sınırsız sayıda açmak değil midir?&lt;br /&gt; Fikir Atatürk de böyle!&lt;br /&gt;Okudukça, okuyanın ufkunu okyanuslara çatı yapıyor. Anlaşıldıkça, kendisini anlayanı uzayın sonsuz derinliklerine doğru kanatlandırıyor. Yolundan gidildikçe de, "üstümüzdeki mavi göğün çökmediğini, altımızdaki kara yerin delinmediğini" görüyoruz.&lt;br /&gt; Bu noktalarda Atatürk'le beraber olmak, mutluluk ve huzuru yakalamak demektir. Bizim de millet olarak her zaman huzur içinde yaşamaya ve herkesten çok mutlu olmaya hakkımız var.&lt;br /&gt; Fikir Atatürk, yaşadığı çağı satır satır anlayıp yorumlayabilmenin bir başka adıdır. O'nun ilkelerine şöyle bir bakınız: Ne kadar ararsanız arayınız, nasıl anlarsanız anlayınız; yanıldığı, yanlışa düştüğü tek bir noktayı yakalayabilir misiniz? Buna evet demek, hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Çünkü Atatürk, doğruların ahengini kurabilmenin sırrına erenlerin, en başında gelen bir kişidir.&lt;br /&gt; "Cumhuriyet" dediyse, yanlış mı yaptı?&lt;br /&gt;"Millet" dediyse, haksız mı çıktı?&lt;br /&gt;"Hakimiyeti millete vermek" dediyse, yanıldı mı?&lt;br /&gt;"Tarih şuurumuz" da O'nunla aydınlanmadı mı?&lt;br /&gt;"Müspet ilimlere" kapılar açmakla fena mı yaptı?&lt;br /&gt;"Hürriyet", karasevdamız değil mi?&lt;br /&gt;"Demokrasi", baş tacımız olmadı mı?&lt;br /&gt;Benzer soruları, dilediğiniz kadar çoğaltın; hiçbir ayrıntıda bile Atatürk'ün tek karanlık nokta bırakmadığını göreceksiniz. İşte bu sonuç; Atatürk'ü hem milletinin gönlünde, hem de çağların elinde "Ölümsüz" yapmıştır. Bu yüzden Atatürk, dâhiler arasındaki yerini de çoktan almıştır. Bu sebeplerle de biz, Atatürk'ü seviyor, tekrar tekrar anıyoruz. Sevgiler, saygılar; anıldıkça kuvvetlenir, büyür ve bir yediveren gülü gibi açar durur. Her tomurcuk gül de, çağa atılmış bir imza demektir.&lt;br /&gt; Hanımefendiler, baylar!&lt;br /&gt;Atatürk'ün milletine yaptığı en büyük hizmet, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaktır. Tarihte ikinci defa "Türk" adını içinde taşıyan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurarak, Türk milletini yeniden bir bayrak altında toplamıştır. Şimdi bağımsız bir millet olarak yaşamamızı sağlayan Atatürk, çok sevdiği milleti için birçok zorluğa göğüs germiştir. Atatürk, Türk milletinin ilerlemesi ve huzurlu bir hayat sürdürmesi için elinden gelen her türlü fedakârlığı da yerinde ve zamanında yapmıştır. Düşüncelerini mutlaka başkalarıyla paylaşmış, onlara da ülkemizde yapılması gereken ne varsa, birer birer işaret ederek kılavuz olmuştur. Böyle davranırken de, öğreticiliğini ön planda tutmuştur:&lt;br /&gt; "Baylar,&lt;br /&gt;Artık vatan imar ediliyor, zenginlik ve refah istiyor. Bilim ve uygarlık, yüksek medeniyet, hür fikir ve hür düşünce istiyor. Şeref, namus, istiklâl, gerçek varlık vatanın bu isteklerini, bütünüyle ve hızla yerine getirmek için esaslı ve ciddi bir surette çalışmayı emreder."&lt;br /&gt; Atatürk'ün bu sözüyle anlatmak istediklerine dikkat ediniz: "İmar etmek, zenginlik, refah, bilim, uygarlık, yüksek medeniyet, hür fikir, hür düşünce, şeref, namus, istiklâl ve gerçek varlık vatan" gibi on iki kavram, çok veciz bir şekilde dile getiriliyor. Bu sözüyle uygarlıktan da söz eden Atatürk, sadece medeniyet istemiyor, "yüksek medeniyet" için çok çalışmamızı emrediyor.&lt;br /&gt; Atatürk oldukça karışık bir dönemde yaşamış, oldukça zor şartlar altında geçen başarılı bir öğrenim hayatının sonunda da "Çağının yıldızı" olmuştur. Orduda aldığı bütün görevlerini de başarıyla yerine getirmiştir. Yapmış olduğu en güzel yeniliklerden birisi de, saltanatı kaldırıp yerine en ideal yönetim biçimi olan cumhuriyeti kurmasıdır. Böylece "ümmet" olan toplumumuzu, "millet" haline getirmiştir. Bazı güçlüklerle karşılaşılmış olsa da; fesin kaldırılması, Latin harflerinin kabulü gibi yeniliklerle, devletimizi daha modern hale getirmiştir.&lt;br /&gt; Atatürk, bir zamanlama ustası olarak tanınmış ve her zaman yapacaklarını da daha önceden kafasında şekillendirmiştir. Ancak bunların hiçbirisini de zamanı gelmeden uygulamaya koymamıştır. Çünkü bir işi zamansız yapmanın, o işi başarısızlığa götüreceği kanaatindeydi. Bu yüzden olmalı; yapılacak inkılâplar, zamanı gelinceye kadar "Millî bir sır" olarak saklanmıştır. Samsun'a çıkış gününden başlayarak, yeni ve çağdaş bir devlet için gerekli olan bütün inkılâpları, sırasıyla birer birer gerçekleştirmiştir.&lt;br /&gt; İlke ve inkılâplarıyla da Türkiye'nin daha çağdaş ve modern olması yönünde kılavuz olmuş, "yüksek medeniyet ufkunda" yükselmemizin temellerini de atmıştır. Girişilen millî mücadelenin sonunda da, açıkça şu gerçek ortaya çıkmıştır. Bu gerçek, bir yerde de Fikir Atatürk'ün özetidir: "Artık vatan Türk vatanı, millet Türk milleti, devlet de Türk Devleti"dir.&lt;br /&gt; Nice liderler vardır, milletlerinin gönlünde taht kuran. Bu liderler yaptıkları güzelliklerden dolayı hiçbir zaman unutulmazlar. Milletlerinin gönlünde adeta ölümsüzleşirler. İnsanlar, onları kalplerinde, asırlar geçse de unutulmayan, dünyada emsaline rastlanmamış bir lider olarak yaşatırlar. Bu liderlerin en büyüğüdür Atatürk.&lt;br /&gt; Atatürk'ün, Türk milletine yaptığı hizmetlerini saymakla bitiremeyiz. Bütün bu hizmetlerin temelinde, şüphesiz, "Fikir Atatürk" vardır. Gerektiğinde hayâl kurup düşünebilen insan, her devirde mutlaka büyük işler başaracaktır. Atatürk'ün en büyük hizmeti, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmasıdır. Türk milleti, yıkılması an meselesi olan bir devletin idaresi altındaydı. Yıkılmaya yüz tutmuş olan Osmanlı Devleti'nden bir parça toprak koparmak isteyen dünyanın bir çok devletleri yurdumuza saldırdı. Millet, devletinden hiçbir fayda görmedi. Halk kendi başına mücadele etmeye çalıştıysa da, ilk günlerde başlarında bir yöneten bulunmadığı için, yapılan mücadelelerden hiçbir sonuç alınmadı. Milletin durumu, yüzme bilmeyen bir insanın okyanustaki durumuna benziyordu. Bütün ümitlerin kesildiği bir anda, bir güneş gibi parladı Atatürk. Peş peşe yaptığı kongrelerde; "Vatan bir bütündür, bölünemez!" sözünü, halkının vatan aşkıyla dolu olan kalplerine yerleştirdi. Yurdumuzun dört tarafı düşmanla çevrilmişken, Atatürk'ün verdiği yüreklendirmelerle, bütün millet, kadınıyla, erkeğiyle, genci ve yaşlısıyla büyük ve çetin bir mücadele verdi. Tarihte yenilmek nedir bilmeyen Türk milleti, yine aynı rolü oynayarak, tarihteki yerini aldı.&lt;br /&gt; Türk milletini yenilginin eşiğinden kurtaran, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran ve bizim bugünlere ulaşıp de kendi ülkemizde bağımsız bir hayat sürmemizi sağlayan tek önder Atatürk'tür. O, ulaşılması güç erişilmez bir yıldız, Türk milletinin üzerine doğup asırlar boyu kalplerimizde batmayacak olan bir güneştir. Duygudan sevgiye, sevgiden de fikre yönelmenin sırrına eren Atatürk, halkıyla bütünleşen tek liderdir. Macar bilginlerinden Prof. M. Zajti FRANES'in şu tespiti, oldukça manidar değil mi?&lt;br /&gt; "Türkiye'yi bir arı kovanına ve bütün Türkleri de bal aramaya çıkmış çalışkan arılara benzetiyorum. Nasıl arılar beylerinin etrafında toplanıp çalışırlarsa, bütün Türk ulusu da bugün büyük dâhi Mustafa Kemal'in etrafında toplanmışlardır."&lt;br /&gt; Bu toplanışın temelinde, "Fikir Atatürk" yatmıyor mu?&lt;br /&gt;Şimdi, size 19 Mayıs'ı anlatacağım. Belki farklı terimler kullanacak, dikkatinizi belli noktalarda toplamaya çalışacağım. Bilinenleri değil, daha çok söylenmemişleri anlatmak istiyorum. Çünkü Atatürk, tekrarından bıkılmayan sözlerin kalıbına sığmaz. Bakmasını bilirsek, onda her zaman yeni şeyler buluruz. O dipdiri, taptaze, capcanlı. Dokunabilsek, bu düşüncede olsak, yanı başımızda. Bir pınar ki, bütün ummanları besler. Okyanuslar, ondan aldıkları hızla kabarırlar.&lt;br /&gt; 19 Mayıs; billur kesilmiş bir niyettir. Temelinde de, imanın ve inancın damgası vardır. Bilinen hikâyenin özü: Yok edilmek istenen Türk milleti, yine Ankara ve civarındaki, Ergenekon diyebileceğimiz bir açık alan hapishanesine tıkılmıştı. Ülkemiz dört bir tarafından kuşatılmak üzereydi. Sözde uygar düşüncenin yaratıcısı diye bizim ezberlediğimiz Yunanlı öncüler, İzmir'e çıkma cesaretini göstermişlerdi. Batı ile birlikte doğu yanıyor, ufak kıvılcımların çaktığı güney ve kuzeydeki topraklarımız için pusuya yatılıyordu. Olanı-biteni, anca anca sezinlemeye başlayan milletimiz, çakar-almazlarla düşmana karşı çıkıyor, Ata'sının yolunu açıyordu.&lt;br /&gt; Beride düşman, en korkunç Ergenekonları hazırlamanın telâşında. Sahip çıkanımız, kollayanımız, gözetenimiz yok. Umutlar, Allah'a kalmış. Savaş meydanlarının korkusuz ve de yenilmez aslanları, Sevr'in maddeleri ile yok edilmek isteniyor. Barışın ve sevginin adı, kör kuyuların en dibine düşmüş. Zaten Türk'ün bunlara hakkı mı var? Ne zaman oldu ki, şimdi olsun? Yok ediciler kapımızda. Samsun ufukları da telâşlı. Bir umudun şafağında, sancılar içinde. Besbelli; Türk'ün önderini bekliyor.&lt;br /&gt; 19 Mayıs, bu inancın şafağıdır.&lt;br /&gt;19 Mayıs, kurtuluşa olan imanın başlama vuruşudur. Bu vuruşun temelinde, billur niyetler yatar. Niyetsiz yola çıkmak zor. Niyetinde olmadığınız işlerden zaferle çıkamazsınız. Bu niyetin mayası, Atatürk! Kendisine, Samsun'a çıkma emri verilmiş. Bu, o kadar önemli değil. Verilmese, çıkmayacak mıydı? İşte, önemli olan nokta burası. Vatanı ve milleti tehlikede olan Mustafa Kemal'i bağlasanız, tutamazdınız. O, kurtuluş niyetinin yoluna, daha çocukken düşmüştü. Bağımsızlığı tam bir milletin rüyâlarını, Selânik'te, bakla tarlalarında kuş kovaladığı yıllarda bile görüyordu. İyileşmesi güç hasta adam, bütün kayıtlardan azade kalabildiği gün, kurtulurdu. Kurtuluş, yeni bir kuruluş demektir. Kuruluşsuz, kurtuluş olmaz.&lt;br /&gt; Kuruluş yoluna çıkanlardan Atatürk, işin en kestirme yolundan gidenidir. Türk'ün dilini, gelenek ve göreneklerini çok iyi bilen, bilmekle yetinmeyip, daha da yaşatma arzusunda olan önderimizdi. Samsun'dan sonra, bu düşüncelerini açıkladıkça, Türk milletini şahlandırdı. Tarihin yenilgi denilen nesneyi kendilerine tattırmadığı Türk milleti, yapılması gereken ne ise onları yaptı. İstenilenin altında buzağı aramadı, verdi. Verdikçe kuvvetlendi, birlik oldu. Birlikleri olgunlaşınca, Kurtuluş Savaşı Destanı'nı yazdı.&lt;br /&gt; Bu destan, yapma bir destan değildir. Bu destanın her harfinde ya da her noktasında, Türk milletinin azmi, kurtuluşa olan imanı, kuruluşa olan inancı vardır. Bu inancın mimarı Atatürk, işte bu sebepten olmalı, dâhiler arasında anılıyor.&lt;br /&gt; Türk'ün dehasının taç beyti Atatürk! Sen, bu dehadan aldığın güçle, dâhileştin, devleştin. Yalnız devleşmekle kalmadın, bıraktıkların ve yaptıklarınla ölümsüzleştin.&lt;br /&gt; Senin izinde, senin tereddütsüz bir şekilde cumhuriyeti, kendilerine emanet ettiğin gençliğin; fırtınaya, boraya rağmen, işte görüyoruz, çığ gibi büyüyor. Bu gençlik, kendilerine verdiğin görevin farkındadır. Bu gençlik, senin şahikalarının anlamına çoktan varmıştır. Gittikleri yol, tuttukları yol; doğrudur.&lt;br /&gt; 19 Mayıs gençliğine selâm olsun!&lt;br /&gt;Bin selâm!&lt;br /&gt;Bu gençliğe iki temel görev düşüyor:&lt;br /&gt;"Gençler!&lt;br /&gt;Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız."&lt;br /&gt; "Ey Türk Gençliği!&lt;br /&gt;Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir."&lt;br /&gt; Hanımefendiler, baylar!&lt;br /&gt;"Amerika, Avrupa ve bütün medeniyet dünyası bilmelidir ki,Türkiye halkı her medenî ve kaabiliyetli millet gibi, kayıtsız şartsız hür ve müstakil yaşamağa kesin karar vermiştir. Bu meşru kararı bozmağa yönelen her kuvvet, Türkiye'nin ebedî düşmanı kalır."&lt;br /&gt; Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet, bizim güvenlik şemsiyemiz. Cumhuriyet, hemen her şeyimiz. Nice yıldan bu yana, aralıksız olarak sürdüregeldiğimiz şan ve can pazarımız. Tamamımız, bu pazarda serpilip geliştik. Anladığımız ölçüde, onun nimetlerinden faydalandık. Bizimle birlikte, başkalarını da, bir arada beraber yaşadıklarımızı da göz ardı etmedik. Türkiye'nin harcını, daha fazla sağlamlaştırmak için çalıştık. Zor da olsa, aile tarzı yönetim biçiminden, milletin kendi kendisini idare edebilmesi amacına ulaştık. Bu konuda, hayli yol aldık.&lt;br /&gt; Geriye dönüş olur mu?&lt;br /&gt;Artık mümkünü yok! Cumhuriyet ağacının dallarını, kökten budamaya çalışanlar, ne yapsalar nafile. Ellerine sebepli üzüntülerden başka bir şey geçiremezler. Çünkü biz, yedisinden yetmişimize, körpesinden kocasına, kadınından erkeğimize kadar, bu ilkeye sımsıkı sarıldık. Çünkü, her uygar ve yetenekli millet gibi, bizim de hür olmaya, müstakil yaşamaya hakkımız var. Çünkü biz, tarihin çilesini çok çektik. Şimdi hakkımızı istiyoruz. Sahip olduklarımızın üstüne de titriyoruz.&lt;br /&gt; İnancını, başına taç eyleyen Atatürk'ün sayesinde biz, zamanında üstümüze çullanan, çeşitli hesaplar peşinde koşan Amerika ve Avrupa'ya, anladıkları dil ile konuştuk. Yoklukları, varlığa çevire çevire, çok önceleri unuttuğumuz, Türk kimliğimize yeniden ulaştık. Çağları da, dağları da düz ettik. Tek yürek olduk. Yaptıklarımızın gururuyla yaşadık. Cumhuriyet çiçeği açtıkça, istiklâle susamış başka milletlerin de umudu olduk. Kuruluş ve kurtuluşumuzun diyeti sayesinde, uygar dünya ile bugün, bütün sahalarda yarışıyoruz. Yardımsa, yardıma koşuyoruz. Hatta uzayda da varız. Çok kanallı televizyonlarımız şimdi daha parlak. Üstelik daha net biçimde, daha çabuk olarak milletimizi aydınlatıyorlar. Bazıları, aydınlanma yarışında insanımızdan gerilerde kaldıysa, ne gam? Geri kalanlar, kendilerine çeki-düzen verirler, olur biter.&lt;br /&gt; Cumhuriyet çiçeği açtıkça, birbirimizi sevecek, sayacak, densiz yaklaşımlar sonucu, ayrılır gibi gözüken yollarımızı, yeniden aynı kavşakta buluşturacağız. Akıl, başkasına izin vermiyor. Ne olursa olsun dilimiz Türkçe'nin, Türk olmanın hakkını vermeliyiz. Sağa sola çekmek, vatan bütünlüğünü bozmaya kalkışmak, yol değil. Biz, Türkiye denilen bu ülkede, Cumhuriyet şemsiyesinin altında toplanmışız. Bu şemsiyeyi açık tutmalı, tellerinden tekine bile zarar vermemeli, verdirtmemeliyiz. Birbirimizi kucaklamalı, yaşadığımız günlerin farkına varmalıyız.&lt;br /&gt; Bunu da başarmanın tek şartı var; "Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işe neler mâni olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür." diyen Atatürk'e kulak verelim, yeter.&lt;br /&gt; O zaman, cumhuriyet çiçeğimizin hiç solmadığını göreceksiniz. Bu; bilen, gören, duyan, ülkesini seven ve onun uğrunda ölümü bile göze alabilecek olanlar için az şey midir?&lt;br /&gt; Bütün bu güzellikleri de biz, Atatürk'e, daha doğru bir söyleyişle "Fikir Atatürk"e borçlu değil miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilâl GÜLER&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4296171895237165206?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4296171895237165206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4296171895237165206&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4296171895237165206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4296171895237165206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/fikir-ataturk_12.html' title='FİKİR ATATÜRK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-6tOI_7KjqB8/TXtTvpDbTII/AAAAAAAAAE8/02KODsgTbWI/s72-c/ataharit1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1548129451962591878</id><published>2011-03-12T12:56:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T12:58:04.434+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Konuk Yazarlar'/><title type='text'>OKUMAK</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;font color="#ff0000"&gt;&lt;em&gt;Bahçede arıklıya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varmam ben çarıklıya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah nasip eylesin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynu kravatlıya.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;strong&gt;OKUMAK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dost çevresinde, günlük olaylar ve kültür konusunda, gelişigüzel de olsa, hemen herkes düşüncelerini söylüyordu. Bir ara, bir dostum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cemil Meriç'i, dedi, biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremdekileri süzdüm. Hemen hepsi, aynı kaynaktan beslenmiş olan kişilerdi. Bir başka dost, dayanamadı. Benden de atik davrandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bilmez olur muyuz? Kütüphane gibi bir adam, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğeri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kim bilir ne zengin kütüphanesi vardır? diye atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ikisine de karşı çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cemil Meriç, dedim, ne kütüphane gibi bir adam, ne de kütüphanesi olan adamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu açan dostum, irkilir gibi oldu. Alay eder gibi yüzüme baktı. Kim bilir, belki de; "İşte açığını yakaladım." diye düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, devam ederek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sözü edilen kişi, dedim, kendisi kütüphane olan bir adamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylemek istediğimi anlamış gibi yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doğru, dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit adamlar için günlük olaylar, sadece yaşanır. Onlar için tek amaç; günlerini gün etmektir. Günlük olaylar ve kültür arasında bir ilişki var mıdır? Varsa bu ilişkiler, neye dayanır? İnsanın veya toplumun yaşayışındaki yeri ve önemi nedir? Bu gibi sorular, hayatı, sadece yaşanılır tarafından görenlerin düşünce alanlarında yoktur. Olsa bile, böyle sorular, onlarda yankısını bulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü basit adamlar, daha çok gündelik çıkarlarının peşinde koşar. Bu çıkarlarını sağladıkları oranda, sonsuz derecede mutlu olur, sevinir. Günlük dertlerimi çözebildim diye övünürler bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü, basit adam; okumayla ilgisini hepten kesen ya da kökten kesmiş olan insandır. Sakın yanlış anlamayın. Basit adam, cahil olan insan demek değildir. O, okumak için değil, bakmak veya kuponunu kesmek için gazetesini alır. Oturma odalarının en seçkin, çıplak gözle en önce görülecek olan köşelerini, dolap süsü olan irili ufaklı, ciltli ciltsiz, üstesine üstlük bol resimli kitaplarla boydan boya doldurur. Fakat ne dolabın, ne de kitapların kapağını açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu, böyle dolaplardaki kitaplara acırım. Onlar daima, çürük bir nem kokusuyla baş başa kalırlar. Çok ileride bir gün, böyle kitapların modası da geçer, sonunda evin en küçük yaramazının eline düşerler. Sevimli yaramaz; gözüdür, kaşıdır demez, elindeki herhangi bir kalemle, sanki duyduğu nem kokusundan hıncını alıyormuş gibi, garip dolap süslerinin sonlarını çabuklaştırır. Yaramazın elinden arda kalanlar, belki de bir fıstıkçıda, çerez, fındık külâhı olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir toplumun değeri de, okumuşlarıyla değil, ancak okuyanlarıyla artar. Okuyan bir adamı düşünelim. Onun, günlük olaylar karşısındaki tutumu bile, bir başkadır. Basit adam gibi: "İp, inceldiği yerden kopsun!" demez. Cahil adam gibi de, gözü kara olmaz. Akıllıca ve soğukkanlı olarak, olayların üstüne gider. Hesaplıdır. Yapılacak hataları en aza indirmeye çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutulacak yolun da en doğrusunu, en güzelini arar, bulur. Aklından geçmiş endişesini ve gelecek kaygısını çıkarmaz. Bakarkör olmadığı gibi, "okur kör"de değildir. Onun için, kendi çıkarları değil, içinde yaşamak zorunda olduğu toplumun huzuru önemlidir. Bu huzuru sağlamak için de, gereken zamanlarda kendisini aradan çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyan adam, zor zamanların adamıdır. Okuyan adam, bir bakıma, yaşadığı çağın en büyük sancılarının yüklenicisidir. Onlar herkesin derdiyle dertlenirlerken, mutlulukları da hep başkalarına bırakırlar. Zaferle gururlanmaz, yenilgiler karşısında ezilmez, bir köşeye sinip de saklanmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ağaçlar, ayakta ölür!" derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ağaçlar, ayakta ölür!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat siz de bana, daima ayakta kalacak olan bir şey söyleyiniz derseniz, hiç çekinmeden, karşınıza okuyan bir adamı çıkarırım. Çünkü onlar için ölüm, yoktur! Olsaydı, bugün bile, ölümsüz Atatürk'ten söz edebilir miydik? O zaman, hem çağına, hem gelecek çağlara damgasını vuran bu ölümsüz adamın, Selânikli basit komşusundan ne farkı kalırdı, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki okuyan adamların en önde gelenlerinden biri olan Atatürk'ü, bugün yalnız biz değil, bütün dünya tanıyor, biliyor, anıyor, hatta arıyor da. Oysa Selânikli komşusunun adını bilene, henüz daha rastlayamadık. İkincisini ne soran, ne arayan, ne de tanıyan var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyan adam, sadece kendisinin değil, herkesin ve çağının bütün sorumluluğunu, ağır yükünü omuzlarında taşır. Bu yükün altında ezilse de, okumaktan geri durmaz. Belki hep hüzünlüdür, üzüntülüdür. Ama yüreğinde, okyanuslara bile sığmayacak kadar büyük olan sevgi tomurcukları taşır. Bu tomurcukların açılmasını sağlamak lâzım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü o zaman dünya, daha da güzelleşecek, kin ve öç alma, yerini kardeşliğe ve iyiliğe, güzelliğe bırakacaktır. Sevgi tomurcukları açtıkça, basit adamlar bile okumaya alışacak, cahil kalanlar da okumak için kapılar aramaya başlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz? Atatürk'ün çağdaş Türkiye'sinin ilk günleri, böyle değil miydi? O günlerdeki huzur da, okumaktan ve okuyan adamların düşüncelerinden kaynaklanmıyor muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de bizim, öyle bir huzura ihtiyacımız yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hâlde, ne mi yapalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol bol okuyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de, ne bulursak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumak, aydınlık ufuklarla kucaklaşmak demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyhan Hasan BILDIRKİ &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1548129451962591878?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1548129451962591878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1548129451962591878&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1548129451962591878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1548129451962591878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/okumak.html' title='OKUMAK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-6695380429210608665</id><published>2011-03-12T12:51:00.002+02:00</published><updated>2011-03-12T12:54:30.552+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Konuk Yazarlar'/><title type='text'>KİTAPLAR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-bPQff7pSJy4/TXtQtUV12qI/AAAAAAAAAEk/hcQspX8p5UY/s1600/turkiyem.gif"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 129px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-bPQff7pSJy4/TXtQtUV12qI/AAAAAAAAAEk/hcQspX8p5UY/s320/turkiyem.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583144902540516002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Okudukça, yüce dağların üstünden aşan yolları öğrendim.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KİTAPLAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, en büyük hafıza kaynağıdır. Ne elektronik beyin, ne şu, ne bu kitabın yerini tutabilir. Hepimizin bir dünyası vardır, ama küçük, ama sınırlı. Çocukluğumu düşünüyorum. Gökyüzü, sanki çevremi kuşatan, saran dağların başıyla birleşir gibiydi. Küçük dünyamın belki mutlu, fakat bilgiden uzak bir insanıydım. Benim için dağların ötesi yoktu. Zamanımın çoğunu oyunlarla tüketiyordum. Oyun dünyamın çevresini sınırlayan, gökyüzüne ulaşan ulu dağlar, korkularımı ayaklandırıyordu. Başımı alıp dağların ardına gitmeye çekiniyordum. &lt;br /&gt;Sonra kitapla, kitaplarımla yüz yüze geldim. Okumaya başladım. Okudukça da, küçük dünyama sığamaz oldum. Yüce dağların üstünden aşan yolları öğrendim. Dünyam genişledi, korkularım uçup gitti. Kitaplar, bana sevgiyi tattırdı. Bilgi sahibi olmanın yüceliğini anladım. Ulu dağları erittim, yollara düştüm.&lt;br /&gt;Aklınıza ne gelirse, hemen her şeyi kitaplarda bulmak mümkün! Fakat bu nazlı, nadide çiçeklere karşı titiz olmak gerekirmiş. Bunu, geç anladım. Ben de, her şeyimle size benziyordum. İlk kitaplarımı karalar, orasını, burasını çizerdim. Bu konuşamayan arkadaşım, nasıl olsa beni, kimseye şikâyet etmez, bu yüzden de kulağım çekilmezdi. Bazılarını arkadaşlarıma verdim, geri alamadım. Bazılarını da çerezcilere sattım, külâh olmalarına katlandım. Fakat okudukça, uyandım. &lt;br /&gt;Kitap, karalanmak için midir? Değil!&lt;br /&gt;Kitap, çerezciye kilo kilo satılmalı mıdır? Hayır!&lt;br /&gt;Kitap, vitrin süsü müdür? Hiç sanmam! &lt;br /&gt;Bütün bunların dışında kitap, her şeydir... Dosttur, sırdaştır, kocaman bir dünyadır. &lt;br /&gt;Bilseniz, ilk kitabım yayınlanıncaya kadar, ne sıkıntılara katlandım, neler çektim? Hani, dokuz doğurdum desem, inanın! Doğumu zor olan bebek, sevilmez mi?&lt;br /&gt;Çok defa büyüklerimiz yanılır. Kitaplara iyi, kötü, faydalı, zararlı diye bakarlar. Dünyanın en büyük yanlışı burada yatıyor. Bana göre kitabın iyisi, kötüsü yoktur. Okumak için kitabın kapağını şöyle bir açtığımızda, bütün yazılanların doğruluğuna kaptırırsak kendimizi, elbette bundan kötülük de görürüz, zarar da. Şunu demek istiyorum; kitabın esiri olduğumuz gün, bizim için her şey biter. Ama kitaba hâkim olduğumuz gün, küçük dünyamız genişler, her şeyi daha iyi anlamaya başlarız. İyinin, kötünün, faydalının, zararlının sınırlarını öğrenir, seçme hakkımızı kullanır, kendimize uygun gelen yolda ilerleriz. &lt;br /&gt;Bütün kitapları sevelim, onları koruyalım. &lt;br /&gt;Kitapların en büyüğü Kur'an, "Oku!" sözüyle başlar, bunu asla unutmayalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyhan Hasan BILDIRKİ &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-6695380429210608665?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/6695380429210608665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=6695380429210608665&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6695380429210608665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/6695380429210608665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/kitaplar.html' title='KİTAPLAR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-bPQff7pSJy4/TXtQtUV12qI/AAAAAAAAAEk/hcQspX8p5UY/s72-c/turkiyem.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2756587218363030348</id><published>2011-03-12T12:49:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T12:50:43.642+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğretmenlerimizin Yazıları'/><title type='text'>GENÇLİK VE TOPLUMSAL DEĞERLER</title><content type='html'>&lt;br /&gt;Toplumumuzda genellikle, gençlerimizin "Yozlaşma, duyarsızlık, tembellik, bencillik, değerlerimize saygısızlık" gibi durumlarından yakınıldığı, gençlerimizin bu konularda kıyasıya eleştirildiği, yerildiği görülmektedir. Ancak, "Gençlere kızmayın çünkü onlar sizi (yetişkinleri) örnek aldılar." gibi bir sözü hatırlatmak istiyorum. Ayrıca, gençlerin bir bölümü ya da geneli bu düzeyde ve durumdaysa, orada toplumu; toplumsal, siyasi, ekonomik koşulları da değerlendirmek, sorgulamak gerekir.&lt;br /&gt;Gençlere, maddiyatın, paranın (zenginliğin) en büyük değer olduğunu, "Ne yaparsan yap, yeter ki başarılı ol" anlayışını, köşe dönmeyi, kolay yönden zengin olmayı. "Her yol mubah", "Her koyun kendi bacağından asılır" , "Gemiyi kurtaran kaptan" olmayı, "Sana dokunmayan yılan bin yaşasın!", kim öğütlemiş, gençlerimizin bu yükselen değerlerle (!) yetişmesini kim sağlamış olabilir ki? (Herhalde birkaç aymazın arzusuyla bu gerçekleşmemiştir.)&lt;br /&gt;Ülkemizdeki gençlerin, çocuklarımızın olumsuzlarını, ciddi boyutlara ulaşmış sorunlarını tespit ediyorsak, ülkemizdeki bu ideolojik, toplumsal, kültürel durumla da hesaplaşmamız gerekir.&lt;br /&gt;Kendi dilinden, edebiyatından, tarihinden kopmuş, evrensel düzeyde bilimle, sanatla, edebiyatla bulaşmamış; gününü yaşayıp - günü kurtaran, geleceğe ilişkin idealleri, düşleri, tasarı ve planları olmayan bir gençlik istemiyorsak, okullarımızda verdiğimiz eğitimle başlayıp gençlerimizle, çocuklarımızla ilgili birçok konuyu yeniden düşünmeli, yeniden kurgulamalı, yeni baştan yapılandırmalı, oluşturmalıyız. Yoksa, her zaman umudumuz ve geleceğimiz olan gençlerimizle ilgili olumsuz gelişmeler sürer; sokak çocukları tinerci gençler gibi bizi her zaman üzen, derinden yaralayan gençlik manzaraları, yarınımızı kararttıkça karartır.&lt;br /&gt;Gençlerin toplumdaki yetişkinlerle, eski kuşaklarca uyumsuzlukları, çelişkileri ve çatışmaları vardır ve bu durum, evrensel düzeyde doğal bir durumdur.&lt;br /&gt;Gençlerin yetişme tarzları, aldıkları eğitim, kültür birçok anlamda belirleyici özellik taşımaktadır. Gençlere verebildiklerimiz, gençlerden beklentilerimiz birbirine koşuttur. Yani, somut bir ifadeyle "Ne ekersen onu biçersin." Verdiğimiz - veremediklerimiz, yanlışlarımız - doğrularımız gençlikte yansıma bulacak, somutlaşacaktır.&lt;br /&gt;Yetişkin insanların gençlere yaklaşımı kendilerince olumludur; gençleri kazanmaya, kurulu düzen içinde - sistem içinde tutmaya bu yönde şekillendirmeye yöneliktir. Ancak gençler, kendine sunulanı, geçmiş kuşaklarca oluşturulan gelenek - görenek gibi kültürel unsurları kendi süzgecinden geçirir, tartışır, sorgular. Yeni olanı, değişik olanı, farklı bulduğunu uygular ya da arar. Bu durum, giyim - kuşam, günlük dil, müzik... gibi bir çok kültürel öğede kendini gösterir.&lt;br /&gt;Bu doğal durum, toplumlar ve insan olduğu için bir zenginliktir. Geçmiş kuşaklarca yüzyıllardır, bin yıllardır oluşturulan kimi değerler, kimi toplumsal - kültürel yapılar, gençlerin itirazıyla, isyanıyla kendini yeniden arar, yeniden tanımlar.&lt;br /&gt;Bu sorgulayıcı, tartışmacı, itirazcı, isyancı ruh ve tutum gençlerde yoksa, bu, gençlik adına da, o dönem - toplum adına da iyi bir durum değildir; bir bozukluk, bir hastalıktır. Dikkate alınması, üzerinde durulup iyileştirilmelerin yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ünsal DİNÇER&lt;br /&gt;Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2756587218363030348?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2756587218363030348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2756587218363030348&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2756587218363030348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2756587218363030348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/genclik-ve-toplumsal-degerler.html' title='GENÇLİK VE TOPLUMSAL DEĞERLER'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-9144322725633781268</id><published>2011-03-12T12:47:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T12:48:58.614+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Konuk Yazarlar'/><title type='text'>İSTİKLÂL</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;font color="#ff0000"&gt;&lt;em&gt;"Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin: İstiklâl!"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;strong&gt;İSTİKLÂL&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklâl! Ne yüce, ne kadar anlam dolu bir kavramdır. Ancak onu, bu haktan yoksun olanlar, daha iyi anlayabilirler. Onun için yanar, kavrulurlar. Fırsatını yakaladıkça da, esaret zincirlerinden kurtulabilmek için başkaldırırlar. Başlangıçta bir göze iken nehirleşirler, önlerine çıkan bütün engelleri söker, dağıtırlar. Bu bakımdan bizim milletimiz, bütün tarihi boyunca, nice nice destanlar yazmıştır. İstiklâl duygusu bize, şah damarımızdan da yakın hale gelmiştir. Bütün yürek ve kafalarda şu söz perçinleşmiştir: Türk, istiklâlsiz olamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir milletin kendi kaderini, bizzat kendisinin belirleyebilmesi hakkına istiklâl denir. Ne var ki, bu hakkın sahibi olabilmenin diyeti candır, kandır. Bu uğurda nice canlar fedâ ettik, nice kanlar döktük. Dün olduğu gibi şimdi bile aramızda gazi ve şehit çocukları vardır. Başsız kaldığımız, karanlığa daldığımız, yabancıların sözüne kanar olduğumuz zamanlarda da, aramızdan çıkan, baş olan önderler daima haykırmışlardır: "Ya istiklâl, ya ölüm!" İşte bu söz, bütün gönülleri alevlendirmiş, kaybeder gibi olduğumuz istiklâle yeniden ulaşmamızı sağlamıştır. Tarihin geride kalan derinliklerinden yola çıktığımızda, bu duygu için vuruşan, nice soylu kahramanlarla karşılaşırız. Mete'ler, Kürşat'lar, Bilge Kağan'lar, Selçuk Bey'ler, Osman Gazi'ler, Hasan Tahsin'ler ve Mustafa Kemal Paşa'lar saymakla tükenmezler, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet, istiklâlimiz varsa, anlam kazanır. Her şeyi ile Türk olan, buram buram Türklük kokan vatanımız, istiklâlimiz tamsa, yüceleşir. Bayrağımız asla gönderden yere indirilemez. İstiklâl ile her şey değer kazanır, yaşamak da güzelleşir. Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmış anayurdumuzun, Türklük ve İslâmiyet ateşiyle yüklü bulunan kale burçlarında, daima istiklâl çiçekleri açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, bu çiçeklere vurgunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bakıma istiklâl, işte bu çiçeklere sahip olmak demektir. Aramızdaki ağzı karalara, kundakçılara kapılır, nemelâzımcılara karışırsak, bu çiçeklerin domur domur açıp süslemekten çekinmediği vatanımız, elimizden çıkar, gider. Sonra, koca dünyanın geniş sırtında bile, ayağımızı basacak bir karışçık yer de bulamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakın, yakın geçmişi unutma. Daha dün, hemen bütün dünya milletleri birleşip, üstümüze gelmediler mi? Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da niçin kan döktük? Hatırlayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Tahsin'i, işte bu yüzden çok severim. Tek başına, bütün milletin sorumluluğunu yüklenmiş, 15 Mayıs 1919'da, İzmir açıklarından yurdumuza ayak basan, şerefsiz ve iddiacı düşmana, istiklâl sevdalısı olduğu için, ilk kurşunu sıkmış olmakla şereflenmiştir. O gün, o, yapayalnızdı. Fakat, istiklâlin ne demek oldu-ğunu çok iyi biliyordu. Fedakârca ileri atıldı, tetiğini çekti ve istiklâl ateşini, vatanımızın bütün semalarında yaktı, geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sizler, yeni Türkiye'nin genç evlâtları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir." diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün bu yolda yapmış olduğu, her satırı yiğitlik, cesaret ve kahramanlık dolu, istiklâl kavgasını anlatmayacağım. Çünkü hepimiz bilmekteyiz değil mi? Yalnız, tutulacak yolun ne olduğunu, iyice anlayasınız, gereğini yapasınız diye, şu sözünü de yazmadan geçemeyeceğim: "Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan başka bir muameleye lâyık olamaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afganistan'a, Bosna'ya, Filistin'e bakın, görecek, O'nun ne demek istediğini daha iyi anlayacaksınız. Saydığımız ülkelerde kapılar, akşamdan kilitlenir, sürgülenir. Güzelim gündüzler boyunca da, evlerin kuytu köşelerinde gizlenilir. Söyleyiniz: Buna yaşamak mı denir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklâl, bizim için mukaddestir. İstiklâl, bizim hayatımız demektir. Adı, sanı ne olursa olsun, biz, hiçbir efendiye boyun eğmemişiz, eğmemeliyiz. İstiklâlle varlığımızın farkında olur, millî benliğimizle yoğruluruz. Türk olduğumuzu bilir, bölücülerin, yabancı sularda yüzenlerin tuzaklarına yem olmayız. İstiklâl içinde, milletçe el ele, gönül gönüle olmanın sevincini paylaşırız. Ebedi varlığımızı sonsuza kadar sürdürmüş oluruz. Böylece ne ocağımız söner, ne soyumuz kurur, ne de kurutulur. Böyle bir millet, ne kadar bahtiyardır, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen hür yaşamak istiyorsak, bayrağımızın, vatanımızın, törelerimizin değerini anlamak istiyorsak, bölücülerin, bölgecilerin, hainlerin ya da yurdumuzda gözü olan cümle düşmanlarımızın tuzağına düşüp, oyuncağı olmayalım. Onların el ele vererek kurdukları düzenleri mutlaka bozalım. Çünkü onlar, akılları bulandırmak, gönülleri daraltmak isterler. Var güçleriyle inancımıza hücum ederler, dilimizi bozarlar, kutsal değerlerimizi hafife alırlar, aramıza kara çalı sokarlar. Halbuki onların yaptığı gibi; istiklâl'i "bağımsız"laştırmak, gerçekten büyük cesaret işidir. Korkarım, bir harf oyununa düşerseniz, onu daha sonra "bakımsız"laştırırsınız. Bundan büyük felâket olur mu? Sanmam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zaman, ne uygarlığın, ne insanlığın önemi kalır. Gelene, geçene köprü oluruz. Ocağımız, obamız, yurdumuz elden çıkar, şayet sağ kalırsak, serseri mayınlar gibi, yersiz yurtsuz, oradan oraya sürülür dururuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki istiklâli yaşatmak için, onu yaşayanları eğitmeli, bu uğurda savaşanları desteklemeli, bu yolda birbirimizle yarışmalı, hiçbir şeyden korkmamalı, daima insanca yaşamalıyız, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü istiklâl, kendi işimizi kendimiz görebilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyhan Hasan BILDIRKİ &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-9144322725633781268?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/9144322725633781268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=9144322725633781268&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/9144322725633781268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/9144322725633781268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/istiklal.html' title='İSTİKLÂL'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-9182027461487660322</id><published>2011-03-12T12:41:00.002+02:00</published><updated>2011-03-12T12:42:24.182+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet'/><title type='text'>CUMHURİYET YOLUNA</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-htZ2hTCPsbw/TXtN_it2f6I/AAAAAAAAAEc/p868K7JM_3A/s1600/cocuk_bayrak.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 143px; height: 291px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-htZ2hTCPsbw/TXtN_it2f6I/AAAAAAAAAEc/p868K7JM_3A/s320/cocuk_bayrak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583141917102079906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybetmek yer almazdı şanlı tarihte.&lt;br /&gt;Çünkü o bir Türk çocuğuydu, şehit oğluydu.&lt;br /&gt;Nefes aldığı bu sema,&lt;br /&gt;Üzerine bastığı bu toprak mirastı ona atasından.&lt;br /&gt;Ayağına giyeceği çarığı yoktu, &lt;br /&gt;Ya da tarlasına ekeceği bir avuç buğday&lt;br /&gt;Ona emanet edilen bir bu toprak vardı,&lt;br /&gt;Bir de özgür olan şu can&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapsın, nasıl yapsın sonuç yoktu!&lt;br /&gt;Emaneti devralmak isteyenler vardı.&lt;br /&gt;Fakat kutsaldı, verilmezdi şehide sormadan&lt;br /&gt;Cenge yürüdü yanı başına gelmiş özgür son kumandanla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umut yoktu, zaman dardı.&lt;br /&gt;Emanet ya gidecek ya onunla ölünecekti!&lt;br /&gt;Gardını aldı şehit oğulları.&lt;br /&gt;Çünkü biliyorlardı yalnız değillerdi ve bu emanet artık onlarındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet yitirdi canını emanet uğruna.&lt;br /&gt;Ama emanete ihanet etmemişti şehit oğlu.&lt;br /&gt;Mutluydu huzurluydu kabrinde,&lt;br /&gt;Artık canı olan toprakları izlerken &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanıyla suladığı bu toprak kol kanat açmıştı ona.&lt;br /&gt;Bağrına bastı yeraltında.&lt;br /&gt;Ve aydınlık yüzünü geleceğe döndü.&lt;br /&gt;Özgürlük, Cumhuriyet ve HAKK yolunda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dilara AYKUT &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-9182027461487660322?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/9182027461487660322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=9182027461487660322&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/9182027461487660322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/9182027461487660322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/cumhuriyet-yoluna.html' title='CUMHURİYET YOLUNA'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-htZ2hTCPsbw/TXtN_it2f6I/AAAAAAAAAEc/p868K7JM_3A/s72-c/cocuk_bayrak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7433052821356848030</id><published>2011-03-12T12:37:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T12:39:25.066+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğretmenlerimizin Yazıları'/><title type='text'>BAYRAĞIMIZ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;BAYRAĞIMIZ&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;HİLÂL GÜLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin başlangıcından bu yana insan topluluklarının "millet olma" bilincini ve kararlılığını gösterdikleri andan itibaren birer bayrakları olduğunu görürüz. Bu bayrak, o milletin bağımsızlığının sembolü olmasının yanı sıra; devlet biçiminin, millî birliğinin, dünya görüşünün, inancının, kültür ve tarihinin de birer aynası olmuştur.&lt;br /&gt;Binlerce yıllık bir geçmişi bulunan bayrak mevhumunun, Türklerde manevî ve içtimaî bir tarafı vardır. O, atadan oğla miras kalmış, sevgisi gönüllerde kuşaktan kuşağa taşınmıştır. Elden ele dolaşmış, bayramlarda en güzel süs, düğünlerde-derneklerde içten bir neşe kaynağı, düğün evinin alemi, zaferlerin baş tacı, düşmanın yüreğine indirilen korku ve haşmet sembolü olmuştur. Vatan tehlikeye düştüğü zamanlarda, bütün millet fertlerinin altında toplandığı güven kaynağı, millî birlik ve beraberliğin sembolü, küsleri ve dargınları bile tek hedefte kenetleyen bir bağ olmuştur. Hatta bayrak, eski Türklerde koruyucu bir ruhtur (1). Bu yüzden kutsaldır, başında nöbet tutulur. Yere düşürmemek, düşmana bırakmamak için de ölüm dahil her türlü fedakârlık ve tedbir alınır.&lt;br /&gt;Türk bayrağının varlığını en eski Türk devletlerine kadar uzatmak mümkündür. Hatta Oğuz Han; "Kün tuğ bolgıl, kök kurıkan" (Güneş bayrağımız, gökyüzü de çadırımız olsun) derken, bayrağın, dünyayı aydınlatan güneş kadar kendilerine yol gösterici ve o derecede de yüce olduğunu ifade ediyordu. Bu bir destanın ifadesidir. Destanlar milletlerin mâşerî (2) vicdanından doğmamışlar mıdır? Bundan anlaşılıyor ki eski Türklerde bayrak ile tuğ arasında bir ayrım yoktur. Bazen tuğ yerine sonraları "sancak" da denilmiştir. Sancak ve tuğ, en kesin ayırımını Osmanlılarda bulmuştur. Sancak ve bayrak ayırımı ise cumhuriyetle açığa kavuşmuştur.&lt;br /&gt;Bayrak demek, renk demektir. Türk kavimlerinin sevmedikleri ve uğurlu saymadıkları bir rengi, bayrak olarak kabul etmeleri ve onun peşinden gitmiş olmaları da pek düşünülemez. Türklerde çok eski dönemlerden beri "kırmızı" renge büyük bir değer verilmiş ve saygı duyulmuştur. Bütün Türk devletlerinde de "kırmızı savaş sancağı" hiç değişmemiştir. Eski Türk kaynaklarında "kırmızı bayrak" yerine "kızıl bayrak" geçer. Kızıl bayrak yalnız, Türklerindir. Bağımsızlığın, şahâdetin ve kan dökmenin sembolüdür. Kırmızı sancak yanında "ak", az da olsa "sarı sancak" da kullanılmıştır. Yavuz, kendi akınlarında ak ve kırmızı sancakları birleştirerek iki saltanat sancağı kullanmıştır.&lt;br /&gt;Bayrağımızdaki "al" renk, Karahanlılara kadar gitmektedir. Onlardan Selçuklulara ve Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı devletinden de miras olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilmiştir. Al, millî bir renk olmuştur.&lt;br /&gt;Ay ile yıldız, Türk mitolojisinde sık sık, yan yana kullanılır. Bayrağımızdaki ay ve yıldızın ne zaman yan yana getirildiğini bilmiyoruz. Osmanlı bayrağında "hilâl" vardı. Ancak yıldız yenidir. Bu sebeple Avrupalılar, kendi dini sembolleri olan "haç"ın karşısında "hilâl"i de İslamiyet'in sembolü olarak gördüler. Uzun yıllar Türklerle Avrupalılar arasındaki savaşlar, "hilâl-haç" mücadelesi olarak değerlendirilmiştir.&lt;br /&gt;Bayraktaki hilâl sembolüne bir de kutsallık katılmıştır. "Allah, hilâl, lâle" sözcükleri, Arapça'da aynı harflerle yazılır ve ebcet hesabı ile değerleri de aynıdır. Bu yüzden Türkler, "Allah" lafını yazmayı uygun görmedikleri mekânlarda hilâl veya lâle sembollerini kullanmışlardır (3) .&lt;br /&gt;Bayraktaki yıldız motifi hem "ay" motifini tamamlaması hem de yıldızın hiç kimsenin yetişemeyeceği kadar yükseklerde olması, karanlık gecelerde yol göstermesi, aynı zamanda mecazî anlamıyla "gözde olmak, geleceği parlak olmak" gibi anlamlar taşıması yönünde kullanılmış olmalıdır. &lt;br /&gt;1982 Anayasası'nda devletimizin bayrağı, "şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı, al bayraktır" ifadesiyle geçmiştir. Sadece bu şekliyle geçmiş olması yeterli görülmemiş "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" diye kesin hükme de bağlanmıştır.&lt;br /&gt;Kırmızı zemin üzerinde hilâl ve yıldız bulunan bayrak, bir saltanat sancağı olarak 1793 yılında kabul edildi. Ancak buradaki yıldızın köşe sayısı sekiz idi. 1842 yılında Abdülmecit Han tarafından yıldızın şeklinin beş köşeli olması kanuna bağlandı. Cumhuriyetten sonra 22 Mayıs 1936 tarih ve 2894 sayılı kanunla bayrağımızın şekil ve ölçüleri tespit edildi. Bu ölçülerde değişiklik olmamak üzere 22 Eylül 1993 tarih ve 2983 sayılı kanun ile yeni bir düzenlemeye gidildi. Yine şekli ve kullanılacağı yerler, bayrak çekip indirme usul ve esasları 13.07.1983 tarih ve 186976 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Bayrağı Tüzüğü ile yeniden tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1* Prof. Dr. B. Ögel, T. K. T'ne Giriş VI K. B. 1184 s.221 &lt;br /&gt;2* Birleşik, ortak. &lt;br /&gt;3* Mefkûre Melhoğlu, "Gün-ay Kültürü ve Türk Bayrağı'ndaki Ay ile Yıldız", Türk Kültürü sayı.389, s. 537 &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7433052821356848030?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7433052821356848030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7433052821356848030&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7433052821356848030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7433052821356848030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/bayragimiz.html' title='BAYRAĞIMIZ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-414206991115482359</id><published>2011-03-12T12:35:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T12:36:18.013+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çanakkale Zaferi'/><title type='text'>MEHMET ÇAVUŞ</title><content type='html'>Ben size her şeyi baştan anlatayım. &lt;br /&gt;Benim adım Mehmet Çavuş. Çavuş lakabını savaşta aldım.&lt;br /&gt;Neyse?&lt;br /&gt;Ben Muğla-Köyceğiz ilçesinin Sultaniye köyünde oturuyordum. Burada doğdum. Burada büyüdüm ve evlendim. Eşimin adı Hatice'ydi. Bir iki yılımız çok iyi geçti. Sonra savaş başladı. Çok tedirgindik ama bu arada da dört çocuğumuz oldu. İkisi kız, ikisi oğlandı. En küçüğü Mustafa'mdı. &lt;br /&gt;Mustafa daha kucaktayken seferberlik emri geldi ve bizi askere aldılar. Hanımımla dört çocuğumu köyde bıraktım, vatan için çalışmaya gittim.&lt;br /&gt;Savaş çok çetin geçiyordu. Bölüğümü bana bağladılar. Bölüğümdekilerle birlikte dört yüz kadar düşman askeri öldürdük. Heybetli bir adamdım. Yakalayabildiğim düşmanın kolunu ya da bacağını ellerimle kırabiliyordum. Ama sadece cephede ölen veya yaralananlar, hep düşman askeri değildi. Bedenimde dokuz kurşun yarası var. İkisi vücudu patlatıp çıktıysa da, yedisi bedenimde kaldı. Hâlâ o kurşunlarla yaşıyorum.&lt;br /&gt;Bir gün Güney cephesinde savaş bitti, bizi Çanakkale'ye gönderdiler. Bizim köyün dağlarından geçiyorduk. Bizim evin üstündeki dağdan geçerken bölüğü durdurdum, koşarak evime girdim. Hatice'm yerde yatıyordu. Çocuklarım her şeyden habersiz, oyun oynuyorlardı. Hatice'm ölmüştü. O an yıkıldım. Vaktim yoktu. Köyün ebesine koştum, gördüklerimi söyledim. O eve geldi. Durmadım Çanakkale'ye doğru yürüdük.&lt;br /&gt;Sonra duydum ki Hatice'yi iki üç kadın toplanıp gömmüşler. Onun ardından Mustafa'm da ölmüş.&lt;br /&gt;Bu acıların hepsini yaşadım ben... Karımın ardından ölen oğlum ve bedenimde yedi kurşun...&lt;br /&gt;Bu acılara dayandığım için şaşırmışlar ve arkamdan türküler bile yakmışlar.&lt;br /&gt;Karım ve Mustafa'm öldükten sonra, arası çok geçmeden diğer oğlum da ölmüş. Geriye kala kala iki kızım kalmış. Kızlarım da aç. Dağdan armut toplayıp buğdayla karıştırmışlar, onu yemişler.&lt;br /&gt;Savaş sona erince köyüme döndüm. Bütün bu olup bitenleri öğrendim. O ölümler beni yıktı. Savaşın etkisi de üstümden hiç gitmedi.&lt;br /&gt;Kızlarımı aldım, Milas'a gittim. Orada duramadım. Ölürsem köyümde öleyim dedim ve bir kızımı orada bırakarak köyüme döndüm. Madalyonumu hiç yakamdan çıkarmadım. Sepet yapıp, sattım. Sonra öbür kızımı da yanıma aldım.&lt;br /&gt;Hayatım acılarla geçti ama vatanı kurtardığımız için çok gururluyum.&lt;br /&gt;Beni görmek isterseniz, Sultaniye mezarlığındayım. Haa, Çanakkale'ye de anıtımızı dikmişlerdir. Bunu bilemem. Köydeki evim duruyor.&lt;br /&gt;İşte benim hayatım bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin KÖRPE&lt;br /&gt;614 / 9-E&lt;br /&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-414206991115482359?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/414206991115482359/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=414206991115482359&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/414206991115482359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/414206991115482359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/mehmet-cavus.html' title='MEHMET ÇAVUŞ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-9190203245980096641</id><published>2011-03-12T12:32:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T12:33:52.247+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğretmenlerimizin Yazıları'/><title type='text'>21. YÜZYILDA DA TOPLUMUN MİMARIYIZ</title><content type='html'>Bilginin verdiği güçten mahrum toplumlar, çorak topraklar gibidir. O toplumda hiçbir düşünce ve soylu fikir yetişmez. Maddî gıdadan yoksun insan güçsüz; bilgiden uzak insan ışıksızdır. En büyük servet, en büyük sermaye, en büyük rütbe bilgidir. Tarihte çağı doğru okuyan atalarımız, bilgiye ve ilim zihniyetine hiçbir zaman mesafeli durmamışlardır.&lt;br /&gt;Bu yüzden toplumun büyük geleceği, kısacası bilgi toplumu öğretmenin zihin dokusunda şekillenecektir. &lt;br /&gt;Öğretmen, öğrettiği ve gösterdiği her şeyi bir sunu halinde içinde duyan, hazmeden safi süt haline getirip de takdim edendir. Yemesinde, içmesinde ve bütün hayat fonksiyonlarını yerine getirme esnasında bile kovandan ayrılıp da tekrar kovana dönme telaş ve gayretindeki arı titizliği içinde zihnen bile öğrenme arayışından kopmayandır öğretmen. 21. yüzyılda da; öfkesinde, neşesinde, gamında, tasasında öğrencileri merkez kabul edip ona göre çizeceği dairenin değerini hesaplayan kişi olmalıdır öğretmen.&lt;br /&gt;21. yüzyılda da sevgi elçileriyiz. Sınıfta yaşama sevinci, toplumda huzur, ülkede barış ve demokratlığın simgesi olacağız. Her şifa bulan hastada bizden bir iz olacaktır. Her yeni buluşun mucidi eserimizdir. Her kazınılan zafer taçlanıp, her barışla gül mevsimini özleyeceğiz. &lt;br /&gt;Ve 21. yüzyılda da kalemi kılıçtan üstün kılacağız. Düşüncelerde sevgi çiçekleri açtıran, farklılıkları hoş gören, demokrasiyi bir terbiye olarak bilen fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz. &lt;br /&gt;21. yüzyılda da bir ayağımız kendi millî köklerimizde, diğer ayağımız dünyada, bir pergel misali dönen, yabancılaşmadan çağdaşlaşan, kökten kopmadan çağa ulaşan insan tipini kurmaya çalışacağız. Tüten bacada, yükselen fabrikada, çözülen formülde olacağız. Yine fabrika bizimle çalışacak, toprak bizimle yeşerecek ve istikbal bizimle aydınlanacak. &lt;br /&gt;Türk insanı için; Yunus'ta gönül, Karacaoğlan'da sevda, Hacı Bektaş Veli'de sabır, Mevlâna'da hoşgörü, Akif'te yürek, Köroğlu'nda mertlik ve Aşık Veysel'de tüm Anadolu olacağız.&lt;br /&gt;21. yüzyılda da toplumun mimarı olacağız. Ama o mimar, Sinan düzeyinde değilse boşuna Selimiye'ler beklemeyelim. Unutmayalım; yüksek sanat eserleri mükemmel ustaların elinden çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Havva TÜRE&lt;br /&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-9190203245980096641?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/9190203245980096641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=9190203245980096641&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/9190203245980096641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/9190203245980096641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/21-yuzyilda-da-toplumun-mimariyiz.html' title='21. YÜZYILDA DA TOPLUMUN MİMARIYIZ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1866245465407506640</id><published>2011-03-04T21:06:00.003+02:00</published><updated>2011-03-04T21:17:33.701+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>KOCA SEYİT</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-anmapOntWJI/TXE6VDXFwGI/AAAAAAAAABk/NFEJ54hg0-U/s1600/seyitaonbasi.jpg"&gt;&lt;img style="float:; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 220px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-anmapOntWJI/TXE6VDXFwGI/AAAAAAAAABk/NFEJ54hg0-U/s320/seyitaonbasi.jpg" border="0" alt="Koca Seyit"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5580305546642571362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyit başka bir can&lt;br /&gt;Kahramanlık katına yükselmiş bir civan&lt;br /&gt;Bu topraklar üstünde gün batmasın diye&lt;br /&gt;Adı doğmadan deftere yazılmış bir kahraman&lt;br /&gt;Bebeler yetim kalmasın diye&lt;br /&gt;Yola düşmüş daha gün ağarmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyit olmak, üstelik Koca Seyit olmak kolay mı?&lt;br /&gt;Önce yedi düvelin sırtını yere getireceksin&lt;br /&gt;Sonra adın deftere yazılacak&lt;br /&gt;Tarihe altın harflerle kazılacak&lt;br /&gt;Sayısız yiğitler arasında ünleneceksin&lt;br /&gt;Seyit olmak, üstelik Koca Seyit olmak kolay mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kınalı kuzuların eli tetikte&lt;br /&gt;Şükür hiçbirisi de umutsuz değil&lt;br /&gt;Analarının duası karışmış bülbül seslerine&lt;br /&gt;Düşman, adam görsün diye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan, vatan olur kahramanlarla&lt;br /&gt;Yükselir onların bıraktığı şanlarla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şafaktan önce gökte yıldız yıldız umutlar&lt;br /&gt;Zafer denilen şey bu kadar uzak mı?&lt;br /&gt;Ya da hangi dağın ardında saklı&lt;br /&gt;"Bismillah!" dedi Seyit önce, "Bismillah!"&lt;br /&gt;Zafer davulları güm güm yüreğinde&lt;br /&gt;Düşman karasığırcık alayları gibi gelsin isterse&lt;br /&gt;Yardımcımız Allah!&lt;br /&gt;Şafaktan önce gökte yıldız yıldız umutlar&lt;br /&gt;Şafaktan rengini almış bayraklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamlıklı Seyit, sade bir er&lt;br /&gt;Boğaz'dan izinsiz kuş bile uçurtmaya yeminli&lt;br /&gt;Balkan Savaşı'nda pişmiş bir nefer&lt;br /&gt;Gözleri ufukta bir şeyler arar gibi&lt;br /&gt;Aklından geçirir geçmiş günleri&lt;br /&gt;Dinler şafakta dem tutan bülbülleri&lt;br /&gt;Boğaz'dan izinsiz kuş bile uçurtmaya yeminli&lt;br /&gt;Çamlıklı Seyit, sade bir er&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreği baştan uca vatan sevgisiyle dolu&lt;br /&gt;Boğaz'ın iki yakasında sanki tekmil Anadolu&lt;br /&gt;Konu vatan olunca ölmeye hazır on beşinde gençler&lt;br /&gt;Baba ocağında yavuklusunu bırakmış nice Mehmetler&lt;br /&gt;Çamlıklı Seyit, sade bir er&lt;br /&gt;Balkan Savaşı'nda pişmiş bir nefer&lt;br /&gt;"Çanakkale geçilmez!" sözünü&lt;br /&gt;Yedi düvele ezberlettiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yıl daha düştü takvimlere bin dokuz yüz on beş diye&lt;br /&gt;Ucu yanık mektuplar gönderildi geride bıraktıklarına&lt;br /&gt;Hem analarına, hem bacılarına, koşa badem ağızlılarına&lt;br /&gt;Mart'ın on sekizinde, Perşembe günü&lt;br /&gt;Hava ıslak, üstelik nemli, göz gözü görmüyor&lt;br /&gt;Vatanları için ölmeye hazır Mehmetler&lt;br /&gt;Sarılıp koklaştılar, helâllik alıp verdiler&lt;br /&gt;Hepsi de teker teker şehitlik gömleği giydiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık Liman'da düşman armadası&lt;br /&gt;"Queen Elizabeth"i, "Ocean"ı dizi dizi&lt;br /&gt;Sanki gökten ateş yağdırdılar, Alçıtepe'yi dövdüler&lt;br /&gt;"İkindi Çayı"nda İstanbul'dayız dediler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne bir ses, ne bir nefes var Mecidiye Tabyası'nda&lt;br /&gt;Kor ateş yiğitlerimizin gözü armadalarda&lt;br /&gt;Vakit tamam, güneş yükseldi yükselecek&lt;br /&gt;Kader gecikmeyecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötede Çanakkale yanıyor, beride duman duman her yer&lt;br /&gt;Siperlerinden kalktılar ansızın eli tetikte Mehmetçikler&lt;br /&gt;Gökyüzünü deldiler yıldız yıldız, denizi kızıla boyadılar&lt;br /&gt;"Bouvet", "İrresistible" derken, "Ocean" menzile girdiler&lt;br /&gt;Teker teker kaderlerinin oyununa geldiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyit başka bir can&lt;br /&gt;Kahramanlık katına yükselmiş bir civan&lt;br /&gt;Bu topraklar üstünde gün batmasın diye&lt;br /&gt;Adı doğmadan deftere yazılmış bir kahraman&lt;br /&gt;Bebeler yetim kalmasın diye&lt;br /&gt;Yola düşmüş daha gün ağarmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan, vatan olur kahramanlarla&lt;br /&gt;Yükselir adsızların yazdığı destanlarla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamlıklı Seyit, sade bir er&lt;br /&gt;Balkan Savaşı'nda pişmiş bir nefer&lt;br /&gt;Gözleri ufukta bir şeyler arar gibi&lt;br /&gt;Gözbebeklerinde seyreder geçmiş günleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılca kıyametin koptuğu bu cehennem yerinde&lt;br /&gt;Sağına soluna bakar, kendisinden başka bir can arar&lt;br /&gt;Şehitlik gömleği giymiş arkadaşları teker teker&lt;br /&gt;"Haydi Seyit!" der, "Durma Koca Seyit...&lt;br /&gt;Sen yürekli bir yiğitsin, meydanların görmediği&lt;br /&gt;Ağır mağır değil top güllesi, hem de olsa ne yazar&lt;br /&gt;Yiğit dediğin böyle günde doğar!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bismillah!" dedi Seyit önce, "Bismillah!"&lt;br /&gt;Koca gülle hafif geldi omuzlarına&lt;br /&gt;"Allah!" dedi, öptü, okşadı topunun namlusunu&lt;br /&gt;Baştan uca bütün Boğaz inledi,&lt;br /&gt;"Ocean" bitti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamlıklı Seyit, sade bir er değil şimdi&lt;br /&gt;Çanakkale'de tarihe yön vermiş bir nefer&lt;br /&gt;Konu vatan olunca gözünü kırpmadan&lt;br /&gt;Yola düşmüş daha gün ağarmadan&lt;br /&gt;Kulaklarında şehitlik gömleği giymiş yiğitlerin sesi&lt;br /&gt;"Haydi Seyit!" der, "Durma Koca Seyit...&lt;br /&gt;Yiğit dediğin böyle günde doğar!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanlar siperlerde çelikleşir zamanla&lt;br /&gt;Seyit, Koca Seyit olur göğsündeki imanla &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce yedi düvelin sırtını yere getireceksin&lt;br /&gt;Sonra adsız yiğitler arasında ünleneceksin&lt;br /&gt;En değerli rütben adın kalacak tarihlerde&lt;br /&gt;Sonsuza kadar Koca Seyit diye bilineceksin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Oyhan Hasan Bıldırki&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1866245465407506640?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1866245465407506640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1866245465407506640&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1866245465407506640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1866245465407506640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2011/03/koca-seyit.html' title='KOCA SEYİT'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-anmapOntWJI/TXE6VDXFwGI/AAAAAAAAABk/NFEJ54hg0-U/s72-c/seyitaonbasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-537932629218404388</id><published>2010-03-30T12:11:00.000+03:00</published><updated>2011-03-12T12:12:45.404+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİNİN KONUĞU YAZARIMIZ CAĞBAYIR OLACAK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-0wNUDnHrMtA/TXtFdnmjR1I/AAAAAAAAAEE/mJSzQy8Uwa8/s1600/dd3.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-0wNUDnHrMtA/TXtFdnmjR1I/AAAAAAAAAEE/mJSzQy8Uwa8/s320/dd3.jpg" border="0" alt="Yaşar Çağbayır ve Oyhan Hasan Bıldırki"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583132538205062994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;YENİ SOKE &lt;br /&gt;İsmail ERAVCI&lt;br /&gt;27 Mart 2010, yıl: 17 Sayı: 4877&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesince hazırlanan 29 Mart Kütüphanecilik Haftası etkinliklerinde, hazırladığı 246 bin kelimelik Ötüken Türkçe Sözlük ile bir anda Türkiye'nin sanat gündemine giren gazeteniz YeniSöke yazarı Yaşar Çağbayır, konuk olacak.&lt;br /&gt;Çarşamba ve Perşembe günleri düzenlenen Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Bilim, Kültür ve Sanat Fuarı'nda konuk yazar olarak katılan yazarımız Yaşar Çağbayır; Türk, İtalyan ve Hollandalı öğrencilere tanıtıldı.&lt;br /&gt;Okulun Türk Dili ve Edebiyat öğretmeni Hilâl Güler başkanlığında 11 sınıf öğrencileri Ayşegül Karaca, Hatice Korkunç, Meryem Tezcan, Emine Önder, Özge Ören, Burak Köroğulları, Mahmut Bakır, Ozan Aslan, Hidayet Aral ve Cennet Kavçakar tarafından Bilim Fuarı etkinlikleri hazırlandı.&lt;br /&gt;Hazırladıkları stantta Türk kültürünü tanıtma amacında olduklarını söyleyen Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Hilal Güler; "Bu sene Nasrettin Hoca, Yunus Emre ve Mevlana'yı işledik. 10'ar dakikalık slaytlar ve kitapçıklar hazırladık. Biz kütüphanecilik kulübü olarak arşiv çalışmasını geçen yıl başlatmıştık ve ilk yılımıza Oynan Hasan Bıldırki ve Halil Özşarlak isimleri ile başlamıştık. Bu yıl arşivimize Yaşar Çağbayır'ı da ekledik. 29 Mart 2010 Pazartesi günü kendisini okulumuz salonunda ağırlayacağız." dedi.&lt;br /&gt;Hilâl Güler, Kütüphanecilik Kulübü olarak öğrencilerin şiir ve yazı çalışmalarını Genç Görüş adlı internet sitesinde yayınladıklarını, bunun yanında 90'ar dakikalık ders materyallerini Bakanlığa göndereceklerini belirterek; emeği geçen öğrencilere teşekkür etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-537932629218404388?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/537932629218404388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=537932629218404388&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/537932629218404388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/537932629218404388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2010/03/hilmi-firat-anadolu-lisesinin-konugu.html' title='HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİNİN KONUĞU YAZARIMIZ CAĞBAYIR OLACAK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-0wNUDnHrMtA/TXtFdnmjR1I/AAAAAAAAAEE/mJSzQy8Uwa8/s72-c/dd3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1246561717198670323</id><published>2010-03-24T07:26:00.001+02:00</published><updated>2010-03-24T07:27:58.230+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>ANILARDA YAŞAMAK</title><content type='html'>Otobüsün buğulanan camını silerek aşağıya, el sallayanlara baktım. İzin verseydi gözyaşlarım dışarıdaki yağmurla yarışacaktı. Oysa alışkındı yüreğim zamansız gidişlere. Ama ilk defa dışarıya bakıp el sallamak istedim birine. Kimsesizliğim yine geldi aklıma. Yalnızdım ve yalnızlıktan kaçıyordum. Gittiğim her şehirde bir ay durur başka bir yere giderdim. Çünkü orda da bırakmazdı yalnızlık yakamı. Yalnız bir şehir vardı uğrayamadığım. Onun yaşadığı yere ayak basmayacağım diye söz vermiştim kendime. Mantığımla duygularıma ne kadar gem vurabileceğimi bilmiyorum. Ama yaşadıklarımdan hep onu sorumlu tutuyor, arkamdan bıraktığım yanlışların nedeni olarak görüyordum. Bir defa daha dayanabileceğimi sanmıyorum. Ne kadar da aciz hissediyorum kendimi cesaretim kırıldı ve artık her şeyden kaçıyor sürekli olayları yadırgıyorum.&lt;br /&gt; Ben bunları düşünürken otobüs hareket etmiş hatta yolu yarılamış bile. Yanıma da orta yaşlı, derisinden fırlamış kirli sakallarıyla durumu bozmayan dağınık saçlı biri oturmuştu. "İstanbul'a mı oğlum?" dedi. Bunak mı ne demek geldi içimden. "Bu bindiğimiz otobüs İzmir'e gidiyor amca ." dedim. "Hayır, yanlışın var oğlum yıllardır gittiğim otobüsü bilmez miyim? İstanbul &amp;#8216; a gidiyor işte." Birden ikileme düştüm. Ama emindim yanlış olması imkansızdı. Haklılığımı ispat etmek isteyen bir üslup ile koltuğumdan kalkıp şoföre yöneldim. "Affedersiniz bu otobüs İstanbul'a mı gidiyor." diye sordum. Şoför bıyık altından gülen ifade ile "Evet. Vazmı geçtin yoksa!"diyerek dalga geçti benimle. Ama şu an bunu düşünemiyordum ve beynimden vuruldum. Otobüse yanlış binmiş ve gitmek istemediğim o şehre İstanbul'a gidiyordum. Şoförün yanından ne zaman ayrıldım koltuğa nasıl oturdum bilmiyorum. Kalbim çığlıklar atıyor ama kulaklarım, gözlerim ve yüreğim öyle bir kenetlenmiş ki sana, hiçbir şey duymuyor. Taktığın zincirlerden kurtulamıyor bırakıp kaçamıyordum.&lt;br /&gt; Yine düşünceler arasındayken birden arabada yalnız olduğumu hissettim. Gelmiştik ve araba boşalmıştı. Ben de inmeye hazırlanıyordum. Ama verdiğim kararın doğru olup olmadığından hala emin değildim. Ama hep üstünü bastırmaya çalıştığım duygularım şimşek gibi çakıyordu. Bunca zaman kendimi kandırdığım bir gerçekti ve ben bu gerçekle yüzleşmek istemiyordum.&lt;br /&gt; Arabadan indim ve hemen bir taksi çevirdim. Aynı şehirde nefes almak bile acıtıyordu içimi sanki. Taksici nereye gideceğimi sordu. Sahiden ben nereye gidiyordum. Gaziosmanpaşa'ya gideceğimizi söyledim. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama geldiğim yere gidiyordum şu an. Çocukluğumu yaşadığım, yitik hayallerle dolu benim için dipsiz kuyudan farksız olan o eve gidiyordum. "Geldik." dedi taksici. Parayı uzatıp birkaç parça eşyamı koyduğum ve gittiğim her yere arkamdan sürüklediğim bavulumu bagajdan alıp eve girdim. Yıllardır açılmayan kapı ve eşyalar bir parmak toz tutmuştu. Rutubet kokuları içinde olan evin camlarını güçlükle açtım. Eşyaların üzerindeki örtüleri kaldırıp oturmaktan çok hoşlandığım o koltuğun üzerine oturdum. Buradaydım ve her defasında onunla bir gün karşılaşacağım anı hayal ediyordum.&lt;br /&gt; Artık iş bulmam gerekiyordu. Dışarı çıktım. Aslında dolaşmak istemiyordum. Çünkü onunla karşılaşmayı istediğim kadar o andan korkuyordum. Yıllar önce başka bir şehre gitmişti. Ona çok mektup yazmıştım ama ne bir cevap ne de ondan bir haber alabildim. Bundandı belki de şehir şehir dolaşmam. Haftalarca dolaştım iş bulabilmek için. Benim gibi koca şehir de duygularını yitirmişti anlaşılan. Açıldı sandığım kapılar birer birer kapandı yüzüme. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Yine dolaşmakta olduğum bir gündü. Artık öyle bitkindim ki denize karşı oturup bütün sıkıntılarımı ona atmak geldi içimden. Deniz kenarına gittim. Yürürken bankın üzerinde oturmuş balıklara simit atan o kız Zeliha'nın en iyi arkadaşı Feride değil miydi? Ne kadar da değişmiş. O da sanki denize benim gibi sıkıntılarını atmaya gelmişti. Zaman yüzünde derin yarıklar bırakmış ve her çiziği yaşadığı acılarla doldurmuştu sanki. Yanına gittim, usulca yaklaştım. "Merhaba" dedim. Tanıyamadığını düşündüm "Ben Hikmet" dedim. Birden gözleri yuvalarının içinden fırladı. "Nerelerdeydin sen" dedi kızgın bir ifadeyle. Ben daha da tepkili bir tavırla "Zeliha'ya söyle benim karşıma çıkmasın çünkü onu hiç affetmeyeceğim" dedim. Birden doğruldu ve ağlayarak uzaklaştı. Neye uğradığımı şaşırdım. Peki gerçekten böyle mi hissediyordum. &lt;br /&gt; Hava bozmaya başlamıştı. Eve döndüm. Yağmur yağmaya başladı. Yağan yağmur, çakan şimşek ve gök gürültüsü sanki bütün gece yaşadığım olayları, içimdeki korkunç duyguları ifade ediyordu. Sinirlerim harap olmuştu. Uyumak ve uyanmak istemiyordum. Yatağa yattığım da ise Zeliha aklıma geliyor ben yine benden gidiyordum. Dışarı çıktım. Yağan yağmura aldırmadan sokağa attım kendimi. Umarsızca dolaştım yollarda. Eve doğru yöneldiğimde posta kutusundan faturaları alıp içeri girecektim. Faturalar birikmişti içinde. Aldım hepsini ve şöminenin başına geçtim. Okumaya başladım tek tek. Altlarda sıkışmış kirli beyaz bir zarf çıktı. Heyecan sardı tüm vücudumu. Mektubu görünce kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Sonunda gelmişti işte ama neden zarfı açamıyordum. Beklediğim zarf titreyen ellerimin arasında öylece kalmıştı. Daha fazla beklemeden okumaya başladım. Şöyle yazıyordu mektupta;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Merhaba ilk ve son olacak aşkım;&lt;br /&gt; Seni öyle çok aradım ki! Senden bir telefon ya da bir mektup bekledim çoğu zaman. Ama aramadın hiç beni. Kızgınım ama kırgın değilim sana. Ben sana kırılamam ki! Sensizlik çok zor geldi bana. Gökyüzündeki yıldızlar gibiyim sanki. Hangisi mi? Biraz önce kayan işte. Umutlarımı sende yeşertmiştim. Onları öldürürken beni de bırakmadın. Ayırmadın ölen umutlarımdan. Yerinde yeller esse de hayallerimin, özlemlerimin eğer beni uğurlayacak kişiysen ben de varım onların yanında. Şaşırıyorsun belki isyan etmeden, savaşmadan nasıl gittiğime. Bir gün anlayacaksın gidişimin neden sessiz olduğunu. Sen duymasan da içimde bir fırtına koptu. Belki bu fırtına da senin de zarar görmenden, incinmenden korktum. Sence bir aşkta iki kişinin yitirilmesi fazla değil mi? İşte bu yüzden sensizliğin acısıyla her geçen gün daha da sıkı ördüğüm ruhumun duvarları arasına hapsediyorum seni. Ne kadar direnirim bilmiyorum ama orada kaldığın sürece mutluyum.&lt;br /&gt; Hayallerim ne kadar can bulup uzadıysa, aşkımın ömrü bir o kadar kısaldı sanki ve benim sen de kaybolduğum gibi sen de vakitsiz gelen gecenin sonsuzluğunda yok oldun şimdi. Ben gidiyorum senin adının telaffuzunun bile yapılmadığı bir yere. Benim gideceğim yollar senin gözlerin kadar uzak aslında bana. Eğer gözlerin gökyüzündeki sonsuzluğa dalarsa o sonsuz uzaklıktan gözlerinin içine bakmaktayım ve sevgimden ödün vermeden ben HÂLÂ SENİ SEVİYORUM...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mektubu okuduktan sonra Hikmet, Zeliha'nın mezarını öğrenerek hemen yanına koştu. Direnmekte güçlük çekiyordu. Gökyüzüne baktı. Olduğu yerde yığıldı kaldı. Ve artık onu da Zeliha'nın yanına gömmüşlerdi. Belki de ikisi birbirine kızgındılar ama beraber yatıyorlardı işte. Olayın aslını kimse çözemedi hayatları gibi sır oldu anıları da şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Rabia SARI&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1246561717198670323?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1246561717198670323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1246561717198670323&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1246561717198670323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1246561717198670323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2010/03/anilarda-yasamak.html' title='ANILARDA YAŞAMAK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1204078916286382603</id><published>2010-03-20T12:15:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T12:19:57.106+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çanakkale Zaferi'/><title type='text'>ÇANAKKALE DESTANI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-BBojk8KonL4/TXtIg2PNV1I/AAAAAAAAAEM/UHCpkp-X92I/s1600/yahya__cavus_.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 243px; height: 172px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-BBojk8KonL4/TXtIg2PNV1I/AAAAAAAAAEM/UHCpkp-X92I/s320/yahya__cavus_.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583135892208179026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;O kitabede, mananın maddeye, ümit ve azmin gurura galip geldiği, yok edilmek istenen bir milletin,yok olmanın zirvesinde yeniden var olmasının haklı gururu yazılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;18 Mart 1915'te tarihimizin şanlı sayfalarından birisi açılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte nice topraklar alınmış nice kaleler fethedilmiş, nice zaferler kazanılmıştır. Ama; hiçbiri Çanakkale Zaferi kadar anlamlı, onun kadar acı ve aynı zaman da onun kadar kutlu değildir. O destanda ne bir fetih hasreti, ne de bir zafer sarhoşluğu görmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zafer, bir düşmana karşı değil dünyanın, en acımasız ve en modern silahlarına karşı, Avrupa'dan, Avusturalya'dan, Yenizellanda'dan, Hindistan'dan toplanmış, şairimizin; "Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" diye tarif ettiği "Yedi Düvel"e karşı, Anadolu'nun bağrından kopup gelen Mehmetçiğin kanıyla, canıyla kazandığı eşsiz zaferlerimizden sadece bir tanesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun içindir ki milli şairimiz; "Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi." demiştir. Onun için Çanakkale; Türk milletinin şeref sayfalarına diktiği ölümsüz bir abide ve ebediyen okunacak silinmez bir kitabedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kitabede, mananın maddeye, ümit ve azmin gurura galip geldiği, yok edilmek istenen bir milletin,yok olmanın zirvesinde yeniden var olmasının haklı gururu yazılıdır. Maddenin iflas ettiği, aklın durduğu, iman ve inancın doruk noktasına ulaştığı, her Anadolu evinden bir Mehmed'in destanı yazılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zafer, Mustafa KEMAL'in "Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir." emriyle bütünleşen Türk askerinin eseridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için Çanakkale, ucuza kazanılmış bir zafer değildir. Çanakkale 250.000 vatan evladının;&lt;br /&gt;"Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,&lt;br /&gt;Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım."&lt;br /&gt;diyerek, insan gibi yaşamak için, insan gibi ölmenin en güzel örneğinin verildiği, etten, kemikten dağlar meydana getirdiği mukaddes bir yerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamlı günde bağımsızlığımızın mimarı Mustafa Kemal ATATÜRK ve kahraman ordumuzu şükranla anar, TÜRK olmanın gururunu bizlere yaşatan Aziz Şehitlerimize Allah'tan rahmet dileriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhları şad olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KAZIM ALP&lt;br /&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Müdürü&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1204078916286382603?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1204078916286382603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1204078916286382603&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1204078916286382603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1204078916286382603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2010/03/canakkale-destani.html' title='ÇANAKKALE DESTANI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-BBojk8KonL4/TXtIg2PNV1I/AAAAAAAAAEM/UHCpkp-X92I/s72-c/yahya__cavus_.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-509942563888163846</id><published>2009-09-20T10:11:00.000+03:00</published><updated>2011-03-12T10:13:15.039+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>BİR YAZAR DAHA GEÇTİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://gencgorus18.sitemynet.com/mynet_resimlerim/zoryillar.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 152px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px" alt="Zor Yıllar" src="http://3.bp.blogspot.com/-6jtJr4z5x9U/TXspWwzm99I/AAAAAAAAACk/oKn4WEWRSmw/s320/zoryillar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Kütüphanecilik Kulübü olarak Sayın Nalân TUNTAŞ'ı ağırlamaktan gurur duyduk. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;19 Şubat 2007 Perşembe günü 11.00-15.00 saatleri arasında yazar Nalân Tuntaş'ı okulumuz salonunda ağırladık. Sunuculuğunu okulumuz edebiyat öğretmenlerinden Havva TÜRE'nin yaptığı söyleşide İlçe Millî Eğitim Müdürümüz Sayın Mustafa BUĞDAYEKEN ve Okul Müdürümüz Sayın Kâzım Alp kısa bir konuşma yaptılar.&lt;br /&gt;Nalân TUNTAŞ'ın &lt;strong&gt;"edebiyat ve okuma"&lt;/strong&gt; üzerine yaptığı söyleşinin sonunda "okumazsak ne olur?" bakış açısıyla sözlerini tamamlaması ve dünya gündeminden örnekler vermesi alkış topladı. Yazar, okumayan toplumların kendi milliyetlerini ve inançlarını güçlü devletler önünde söyleyemediklerini, bu nedenle toplumumuzun ancak okuyan gençler sayesinde güç kazanacağının altını çizdi.&lt;br /&gt;Yazarımız, konuşmasından sonra okulumuz öğrencilerinin kendisine yönelttiği soruları samimiyetle cevaplandırdı. Soruların ilk bölümü yazarımızın eğitim hayatı, eğitim hayatının eserlerine etkisi, üye olduğu dernek ve kuruluşlar, Söke'deki edebiyat çalışmalarını nasıl değerlendirdiği üzerindeydi. İkinci bölümde ise yazarın &lt;strong&gt;"Zor Yıllar"&lt;/strong&gt; isimli romanına yönelik sorular yer aldı. Bilinçli birer okur olduklarını sordukları sorularla hissettiren öğrencilerimiz henüz kitabı okumamış olan diğer katılımcılara da özendirici olmanın yanında eser ile ilgili ışık tuttular.&lt;br /&gt;Söyleşinin sonunda Nalân Tuntaş'ın beraberinde getirdiği &lt;strong&gt;"ZOR YILLAR"&lt;/strong&gt; isimli eserini söyleşiye katılan öğrencilerimize imzalayarak hediye etmesi gençleri olduğu kadar, biz öğretmenleri de mutlu etti.&lt;br /&gt;Nalân Tuntaş, okulumuzdan ayrılmadan önce söyleşiden keyif aldığını ve duygulandığını dile getirdi. Bizimle olduğu sürede Söke'deki çocukluk günlerini hatırladığını, gençlik yıllarına döndüğünü belirtti. Bu kadar paylaşımın daha önce katıldığı çoğu üniversite ortamında bile gerçekleşmediğini, kütüphanecilik kulübünün gerçekten iyi bir ön hazırlık yaptığını gözlemlediğini sözlerine ekledi, emeği geçenlere teşekkür ederek, okulumuzdan ayrıldı.&lt;br /&gt;Bizler de Kütüphanecilik Kulübü adına Sayın Nalân Tuntaş'ı okulumuzda ağırlamaktan gurur duyduk. Söyleşi sırasında yazar ve eserini tanırken, edebiyat ve okuma üzerine de keyifli bir yolculuk yaptık, zaman zaman dünya gündemine değindik.&lt;br /&gt;Bu keyifli söyleşi için Sayın Nalân Tuntaş'a teşekkürü bir borç bilir; &lt;em&gt;"Yüreğinize, emeğinize, kaleminize sağlık."&lt;/em&gt; deriz. Bir başka söyleşide kendisiyle görüşmek ümidiyle, yeni kitabının çok yakında çıkacağını okurlarına şimdiden müjdeleriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi&lt;br /&gt;Kütüphanecilik Kulübü Rehber Öğretmeni&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hilâl GÜLER &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-509942563888163846?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/509942563888163846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=509942563888163846&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/509942563888163846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/509942563888163846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/09/bir-yazar-daha-gecti.html' title='BİR YAZAR DAHA GEÇTİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-6jtJr4z5x9U/TXspWwzm99I/AAAAAAAAACk/oKn4WEWRSmw/s72-c/zoryillar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5345473671423766710</id><published>2009-09-12T11:27:00.001+03:00</published><updated>2009-09-12T11:30:02.119+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cumhuriyet'/><title type='text'>CUMHURİYET VE SÖKE</title><content type='html'>&lt;font style="font-size:13px" color="#000000" face="Arial"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Anlatanlar öyle bildiriyor, tarihler de öyle yazıyor: Cumhuriyet öncesinde Söke, sazlık, bataklık ve de sivrisinek yatağı. Bu yatakta yaşayanlar, mutsuz, gelecekten umutsuz birer gölge sanki. Cepheden cepheye koşanlarının çokluğu sebebiyle de, sazlık ve bataklık alan, daha doğru bir deyimle &amp;quot;balkan&amp;quot;, giderek büyüyor, göğsünde barındırdıklarına cehennem azabı yaşatıyordu. Ancak şu günlerde 75. yıldönümünü kutladığımız cumhuriyet, başka birçok yaralara olduğu gibi bu yaraya da neşter. Hepimiz görüyor, biliyoruz; cumhuriyet güneşinin gölgesinin düştüğü her yer, yeniden uyanan filizleriyle şahlanıyor, gelecek şafaklara doğru dal budak salıyor. Bu dal budak salışlarda,&amp;nbsp; belki bir arnavut kaldırımından kalan taşın, belki bir yörük çadırındaki kirmanın, belki de eski bir sokaktaki bütün zamanlara kafa tuta tuta ayakta kalabilmiş olan muhteşem konakların, ya da her gün göz göze geldiğimiz Uzunçarşı'nın açık-kuytu köşelerinin meşakkatli izlerinin büyük payı var.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Cumhuriyet, her şeye pencere. Onun bize sunduğu sayısız pencerelerden, yaşadığımız zamanı fark etmeye başladığımız an, ülkemizin her yerinde olduğu gibi bizim Sökemiz'de de o günden bu güne, birçok şeyin değiştiğini, gelişerek büyüdüğünü, giderek de yenileşip olgunlaştığını görüyoruz. Dinlediklerimizden, gördüklerimizden ve araştırdıklarımızdan çıkardığımız sonuca göre; &amp;quot;dünkü köy&amp;quot;, cumhuriyet şemsiyesi altında geleceğe umutla koşan, yarınlarımızın kutup yıldızları arasında sayılabilecek olan bir şehir görünümüne -kimliğine- çoktan ulaşmıştır.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Cumhuriyet rejiminin temelinde; &amp;quot;birlikte hareket, katılımcılık ve paylaşım&amp;quot; gibi vazgeçilmez ilkeler vardır. Bu ilkelerden yola çıkan Sökeliler, cumhuriyetle birlikte gelen nimetlerden de faydalanarak, Söke'yi şimdi bulunduğumuz noktaya taşımışlardır. Bu nokta, yabana atılacak, boşa geçtiğine üzüleceğimiz bir göstergenin başlangıcı değil, Söke gelişme tarihinin altın sayfalarındaki bir halkanın ya da halkaların bağlayıcı zincirlerinden ilkidir.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir kere cumhuriyet; Söke ovasının kullanılma şeklinin değişmesine yardımcı olmuştur. Uçsuz bucaksız bir balkan olan bu ova, yeni yeni anlayışlarla, bıkıp tükenmeden yapılan uygulamalarla modern tarıma açılmıştır. Böylece Söke ovası hem çoraklaşmaktan kurtulmuş, hem de Sökelilerin ekmek kapısı olmuştur. Geçen zaman içinde tarımdan elde edilen girdilerin çoğalması, küçük tasarrufların birleştirilmesi sonucunda da -işte görüyorsunuz- şimdi Söke'de birçok fabrikanın bacası tütüyor. Dünkü Söke ekonomisinin mihenk taşı, birkaç değirmen, tek miyan (piyan) fabrikası, susam, arpa ve buğday, beş altı baş hayvan, irili ufaklı sürülerden başka neydi? Hâlbuki günümüzde Söke, endüstriyel tasarımların düşünceden harekete dönüştürülmesiyle, zeytini, mısırı, ayçiçeği ve pamuğu ile çimentosu ve tekstiliyle dünyaya açılan pencerelerin başını çekmektedir.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yetmiş beş yıl boyunca her gün aynaya bakan bir adam, büyüyüp geliştiğinin, giderek de olgunlaştığının pek farkına varamaz. Ancak arada bir de olsa ışıldaklar o yüze çevrilse, koca bir ömrün değirmen damında tüketilmemiş olduğu ortaya çıkar. Cumhuriyet, Söke ekonomisinin can damarı olan Söke ovasını çoraklaşmaktan kurtarmış, burada kazanca dönüştürülen alın terlerini,&amp;nbsp; tarımda, turizmde, sanayide ve giderek ekonominin bütün dallarında billurlaşmıştır. Bu sayede de Sökeli; çobanlıktan fabrikatörlüğe, ağalıktan beyliğe yükselmiş, bir bakıma terfii etmiş (derecesini yükseltmiş) tir. Şimdi Sökeli, akla gelebilecek bütün sahalarda pırıl pırıl zekâsı ve iş yapma becerisiyle öne çıkıyor. Bu öne çıkışta, 75 yıldır bizi yönlendiren cumhuriyetimizin büyük payı var.&amp;nbsp; Cumhuriyetin ilânında geç kalsaydık, bu kadar uzun bir yolu, -üstelik başarılı sonuçlara da ulaşarak- göz açıp kapayıncaya kadar aşıp geçebilir miydik? Buna, peşinen &amp;quot;evet demek&amp;quot; zor gibime geliyor.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İşte şimdi yine cumhuriyetimiz, yine bütün nimetleriyle, yine bütünleştirici, geliştirici ve kaynaştırıcı ilkeleriyle önümüzde duruyor, yüzümüze bakıyor. Bizi daha nice nice 75. yılları kutlamaya çağırıyor ve sanki de kulağımıza fısıldıyor; &amp;quot;Türk, övün, çalış, güven!&amp;quot;&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hilâl Güler&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni&lt;/font&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5345473671423766710?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5345473671423766710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5345473671423766710&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5345473671423766710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5345473671423766710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/09/cumhuriyet-ve-soke.html' title='CUMHURİYET VE SÖKE'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4593756172575421613</id><published>2009-06-17T11:50:00.000+03:00</published><updated>2009-06-17T11:54:28.606+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>DUVAR İNSANLARI * Tude BİBER</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt; "Birini kaybettiğimi hissediyorum. Benim için önemli birini, beni..." dedim; tozlu siyah elektrik sobasına uzattığım ayaklarımı huzursuzca sallarken... İçimde yankılanan uzak bir ağlayış mıydı yoksa bulanık bir yenileniş mi? Can Dostum bilgisayarın karşısında dudaklarını ısırarak, abartılı bir telaşla cevap vermesini bekliyordu. Sesim çıkmamıştı, belki öyle olmalıydı. &lt;br /&gt; Çocukluk anılarını hatırlamış gibi ani bir silsileyle döndü ve koyu kahverengi olduğunu inatla söylemekten vazgeçmediği siyah gözlerini, gözlerime dikti. Öyle çocuktular ki ve öyle büyük... Karanlık harelerdeki muzip gülüşünü gördüm. &lt;br /&gt; - 6. ayımız bugün... &lt;br /&gt; Dedi. Bakmaya devam ettim. &lt;br /&gt; - Ya... Çok seviyorum. &lt;br /&gt; Kısık ve kırgın cümleler kuruyordu. Gerindi. Uzun ve ince kollarını sandalyeden sarkıttı. Narin bileklerini oynattı uyuşukluğundan sıyrılmak istercesine. Derin bir iç geçirdi. &lt;br /&gt; Dışarıyı izler gibi yaptım. Hoş, izlenecek ne vardı; kapkara bir duvardan başka- yağmurlarla dövülüp, çalınmış sisli boyalardan- başka? &lt;br /&gt; Bir kaç yıl öncesine kadar duvarsız düşünemezdim hayatımı. Sonra nedendir bilinmez vazgeçtim. Çingene, falcı, bankacı, baklavacı, öğretmen, avukat... Her kesimden insanlar yaşardı duvarda. . Gerçek hayattan kopuşumun ayrımına varamazdım; çünkü duvardaki yaşamla özdeşleştirdiğim hayatımda zaman akmazdı. Hep bugün olurdu, yarın gideceksem de bugün, dün gitmişsem de... Duvar her şeyimdi, ben duvarındım. O gerçek bir sevgiliydi. Diğerlerinden kıskanmazdı beni, bilirdi; sahte hayatımda, çıkarlarım için seviyormuş rolü yaptığım insanları sevmediğimi. Yalnız ona aittim ben! Güvenirdi... O yüzden ölesiye severdik birbirimizi. Aldatışlarıma göz yumardı kara duvarım. &lt;br /&gt; Ersinle ilk buluşmamızı hatırladım. Üç saat susmadan anlatmıştım duvara. O gece su içmeye kalktığımda pencerenin aralık kaldığını gördüm. Yağmur doluyor içeri. Hava sıcak, yağmur soğuk... Duvar solgun, küskün... &lt;br /&gt; Çığlık atan bir kadın görüyorum duvarda. Acılarımı sembolize eder gibi bakışları kül rengi. Saçları karmaşık, düşüncelerim gibi. Etrafını saran aurayı görebilmemin verdiği haz ile gülümsedim. O an gardiyanın yeni köpeği havladı. Duvara bir mezar daha eklenmişti. &lt;br /&gt; Elimi perdeye uzatırken şimşek çaktı. Masmavi bir aydınlığın tecavüzüne uğruyordu duvar. Sinekliğe dayamışım yüzümü, ıslak tel kokusu midemi bulandırdı. Yatağa döndüm, aklım sevgilide... &lt;br /&gt; - Ayrılacağım &lt;br /&gt; Diye mırıldanmışım ki Can Dostum;&lt;br /&gt; - Kimden? &lt;br /&gt; Dedi şaşkınlıkla.&lt;br /&gt; - Sen devam son gaz canım, sakın kesme yazışmayı, sanal aşkın niye cevap vermedin diye merak eder ya. . . &lt;br /&gt; Beklemediğim bir öfkeyle:&lt;br /&gt; - Sanal aşk değil! Gerçek gibi... Hayatımın bir parçası artık, onun için ölürüm... &lt;br /&gt; İnsan hayatı bu kadar basit miydi? Bir insan görmediği biri için ölümü göze alabilir miydi; aşk olduğunu sandığı bir duygu adına? &lt;br /&gt; Sessizlik... &lt;br /&gt; - İnsan görmediği birine nasıl âşık olur? &lt;br /&gt; ... &lt;br /&gt; - Senin için endişeleniyorum!&lt;br /&gt; Dedim ve şefkatli bir dokunuşla değdim bakışlarına... Ersinle yaşadıklarım, beyin denen o çatlamış kavanozda gizlenen düşüncelerim, çırpınışlarım... Hepsini birden hissettim, belki de hissettirdim. Ve şimdi Can Dostumun, Melodi'nin hislerini yaşıyordum; düşünceleri benim düşüncelerim oluyordu; zihni oluyordum ve ruhu. . . &lt;br /&gt; Şefkatli dokunuşlarla değen bakışlardan tiksindiğim günler dayanmıştı kavanozun camına. Sürekli artarak çınlıyordu hıçkırıkları... Sonunda kapağı açtım ve kendimi kanatlanan geçmişime teslim ettim... &lt;br /&gt; Tuvalet kokusu... Ağlıyorum... Karnımı deşip hücrelerime girmek için çırpınan mikropları düşündüğüm anlarda nefesim kesilirdi. Gözyaşlarımın niçin bu kadar soğuk olduğunu düşünüp, suçlardım onları hınçla... Artık suçlamıyorum. Suçlu onlar değil kelepçeleri kıranlar... &lt;br /&gt; Ayrıldık... "Rüyalarını düşünmek susuz denizlerde kürek çekmek demişti birisi. Yeşil gözlerini gözlerime dikmiş, güleç babacan yüzüyle şefkatlice dokunmuştu bakışlarıma. Sorular, sorular… Kavramlar üstünde düşünmeye başladığım günlerdi. Sürekli bir şeyleri not alma istemime engel olamayacağımı anladığımda kırmızı bir defter edindim kendime. Kırtasiyeci paranın az olduğunu yüzüme vurmadı, sadece, şefkatli bakışlarıyla dokundu gözlerime. &lt;br /&gt; - Bugünlerde herkes bunu yapıyor. &lt;br /&gt; Dedim. Raftaki kitapları bırakıp bana döndü. Bakır rengi ince kaşlarını kaldırarak dikkatlice süzerken:&lt;br /&gt; - Efendim? &lt;br /&gt; Gençken yakışıklıymış. Otuzlu yaşların sonlarında, gözlük takan entelektüel bir kırtasiyeci. Dikdörtgen çerçevesi göz altı morluklarını saklıyordu. Çelimsiz görünen vücudundaki kasların gücünü yadsıyamazdım&lt;br /&gt; - İyi akşamlar, sonra görüşürüz.&lt;br /&gt; Dedim metanetle. &lt;br /&gt; Alnına vurarak:&lt;br /&gt; - Aa iyi akşamlar güzelim!&lt;br /&gt; Dedi. &lt;br /&gt; Güldüm. &lt;br /&gt; Defter kokusunu özledim. Her insanın takıntıları vardır kurtulmak için çırpındığı. "Aptallar... Tadını çıkarmak dururken... "Yeni aldığım defteri soludum derin derin. Geçmiş ve gelecek kokuyordu. Pis bir uyuşturucu bağımlısı değildim aksine uyuşturucu kullanan pislikleri yaşama döndürmeye çalışan iyi bir dosttum, kıymeti asla bilinemeyen, yine de ölümüne seven... &lt;br /&gt; Üşüdüğümü hissetmiştim. Üşümek tatlı bir duygu, niçin insanlar üşümeyi sevmez ki? Ya da niçin yağmurda iliklerine kadar ıslanıp sevinçle dolmak varken küfredip evlerine çekilirler? &lt;br /&gt; Yabancı insanlarla göz göze gelmeyi de severdim. Neden sürekli di 'li geçmiş zaman kullandığımı anlamıyorum. Hayatımda bir şey mi değişiyor? Sek sek oynamasını öğretme vakti gelmemiş mi çoktan bu velede? &lt;br /&gt; İttirdiğim taş kanalizasyona girdi. Başka bir tane ararken penceredeki kadınla göz göze geldik. Yaşlıydı. Gözleri tanıdıktı. Belki önceden yolda gülümsediğim yabancılardandı. Kırışık yüzüne yayılan gülümseyişi fark edince bende gülümsedim. &lt;br /&gt; Eve varmışım. Kasvetli havası içimi bunaltıyordu. Kendimi bildim bileli sevmezdim. Tanış olduğum yabancılarla dolu yuvam... &lt;br /&gt; Dün bir rüya gördüm. Tuhaf, gizemli, çekici ve heyecanlıydı. Başımı yastığa koyup gözlerimi kapayınca başka bir boyuta geçerdim. Ürkütücü şekiller göz kapaklarımın altında, karanlık çizgilerle birleşirdi. Ruhumun yandığını hissederdim. Beden, uyuyor ama ruhum uyanık... Ardından yeni bir günde bulurdum kendimi. Rüyada olduğumu bilmeme karşın her şeye hükmedebilmenin verdiği heyecanla inkâr ederdim. Bu, benim gerçeğimdi, geleceğimdi. &lt;br /&gt; Kendimi yatağa bıraktım. Yorganı çekerken durdum ve karanlık koyu bulut kümelerinin ardındaki yıldızlarla bakıştım. İzleniyor muşum hissi vücudumu bürürken ürperdim. Yorganı olduğu yere bıraktım ve gözlerimi kapadım. "Kaçmak" sözcüğü zihnimdeki titrek mum alevinin gölgesinden sıyrılıp ışığa bastı. &lt;br /&gt; - Ama nereye? &lt;br /&gt; Diye fısıldadım karalığa. Her şey bulanık… Gözlerimi mi açmıştım? Yavaş yavaş cisimleri seçmeye başladım. Gözlerim kapalı… Güldüm ama yüzüm gerilmedi. Karabasan? Yoksa yapamayacağıma inandığım bir şeyi mi başarıyordum? Sol elimi sonra sağ elimi kaldırdım. Hayali bir halatı kavrıyormuş gibi sıkıca kenetledim avuçlarımı havada. Var gücümle yukarı çektim kendimi. Tavan üzerime çöküyor gibi geldi. Yoksa ben miydim yükselen? Dönüp bedenimi geride bıraktığımı onaylamak istedim. Yumuşak bir hareketle sağa döndüm ve astral bedenini yıllardır kullanan bir insan gibi yere indim. Adım atmaktan korkuyordum. Uçarcasına yürümeye başlarsam, aşırı heyecandan uyanabilirdim. Cesur olduğum söylenemez. Ama denedim. Cama ilerledim süzülerek. Soğuk saydamlığın içinden geçtim. Bedenim her şeyden habersiz, düzenli soluk alıp verişlerle uyuyordu. Kendimi dışardan izlemek garipti. Düz ve ince saçlarım omuzlarıma dökülüyordu. Makyajımı silmemiştim. Gözlerimin altı karanlıktı. Birden nasıl göründüğümü düşünüp endişelendim. Camda yansımamı göremiyordum. Saçlarıma dokundum, düz ince ve dağınık. Yatmadan önce giydiklerim vardı üstümde. Silinik, beyaz, şeffaf bir siluet olarak şehre daldım. &lt;br /&gt; İlk defa üşürken huzursuzlandığımı hissettim. Evrenin bu kadar büyük, benimse ne kadar küçük olduğumun ayrımına varmıştım. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Kocaman bir kütüphanede tozlu kitaplarla beraber gibi, elimi hangisine uzatsam yanındaki çığlık atıyordu. Bense hepsini istiyordum. &lt;br /&gt; Karanlıktan çağırıldım. Acımı dindirip aklımdaki tüm soru işaretlerini yok edeceğini söyleyen bir ses: "Karanlıklar tahmininden daha güvenli Lavinya, çünkü sen onun gizini ve güzelliğini biliyorsun." dedi tanıdık gelen sözcüklerle... Alaycı bir gülme istemiyle sarsılıp ağlamaya başladım. Şeffaf gözyaşları yanaklarımdan boynuma akmadan hissizleşiyordu. &lt;br /&gt; Biraz sonra ölecekmiş gibi hissetmesem gidebilirdim; nerede olduğunu bilmediğim şeyin beni sürüklediği yere... Aklıma takılan satırları kovaladım. "Astral seyahat, astral bedenle yapılan bir yolculuk olduğu için, diğer boyuttan canlılarla karşılaşabilirsiniz. Onlara rastlayan bir yolunu değiştirmelidir. Kİ bu, deneyimsizlerimiz, beyin kontrollü astral yapamayanlarımız için çok zor..."&lt;br /&gt; Nereye gitmem gerektiğine karar vermeye çalışırken bu kütüphanede olduğumu gördüm. "Astral 'de geçmişe ve geleceğe gidiş mümkündür. "Sandığım gibi bulanıklaşmamıştı her şey. Sisler de yoktu. Aniden farkına varmıştım burada olduğumun... &lt;br /&gt; Deli bir fırtına sokakları inletiyordu. Arada bir, bakışları tik tak sesinin kaynağına yönlendiriyor, yağmuru izliyor, yapmam gereken şeye dönüyordum. Kapıdan giren genç adamla çakıştı saate bakmak için çevirdiğim bakışlarım. Kaçıp gitmek istedim. Kilitlendim. Sıcaktan mayışmıştım. Üşümeye gereksinim duydum. Bu sihirli günde, yağmur altında tutmak istedim en büyük dileğimi. Genç adam gitmişti. Dalgın gözlerim boşlukta sevişiyordu. Tanımadığım birkaç insanın gülüşlerini işittim. Arka masaya yöneldim. Şaşkın ama sevecen bakışlarla sarılmama aldırış etmeden:&lt;br /&gt; - Bir soru sorabilir miyim? &lt;br /&gt; Dedim. &lt;br /&gt; - Tabi.&lt;br /&gt; Diyerek gülümsedi siyah saçları arasında gözüme bir parça beyazlık çarpan kız. Oturdum. Düşündü, bir şeyler çiziktirdi, pes etmek istemeyen ama umutsuz sesiyle:&lt;br /&gt; - Olmadı&lt;br /&gt; Dedi ve konuşmama fırsat vermeden bağırdı:&lt;br /&gt; - Aa, profesör geliyor, kesin çözer. Er- sin!&lt;br /&gt; Dudaklarımı ısırdım. Onunla tanışmayı dilemiştim. &lt;br /&gt; - Selami nabıyonuz? Soru! Ver hadi ver ne ısmarlayacaksın? &lt;br /&gt; - Fesat şey!&lt;br /&gt; ... &lt;br /&gt; - Oldu mu hanımefendi çözdüm? &lt;br /&gt; Kafam karışmıştı. Ben anlamadım deyivermişim masum, utangaç, kırmızı bir gülümseyişle. Nasıl olduğunu anlamadan başka bir masada onunla otururken buldum kendimi&lt;br /&gt; - Çalışkansın sen anlarsın.&lt;br /&gt; Dedi. &lt;br /&gt; - Ya ne demezsin... &lt;br /&gt; Anlattı. Duymaktan asla vazgeçmeyeceğim sesi kesildiğinde elimi uzatıp:&lt;br /&gt; - Lavinya ben, sanırım Ersin senin adın da. Çok sağ ol, dedi. &lt;br /&gt; - Evet, memnun oldum. Gideyim ben artık. Sonra görüşürüz. &lt;br /&gt; - Görüşürüz. &lt;br /&gt; Dedim azalan bir tınıyla. Formüllerle dolu kâğıda boş boş baktım ve terasa çıktım. &lt;br /&gt; Büyük, gürültülü bir yalnızlıktan sıyrılmış gibiydim. Saat 17.10‘du. Derin derin soludum havayı ve sabahtan beri dilediğim şeyi tekrar ettim. Niçin bu kadar önemliydi? Her gözde kime ait olduğunu bile bilmediğim o ışıltıyı arıyordum. Bugün 17 Ekim 2006. 818 kapısı dünyaya açılıyor. Rüyalardayken bulunduğumuz boyutun ışınları evreni yıkayacak. Dilekler, hayaller, amaçlar... Bir milyon kat daha büyüyecek. Tüm dünya iyi ve güzel dileklerde bulunmalı. Evren pozitif enerjiyle dolmalı. "Kozmik tetikleme olayı; odak saat 17.10."&lt;br /&gt; - Hayatımın aşkıyla tanışmayı diliyorum. &lt;br /&gt; Dedim bir genç kızın kaybetmediği çocuk ruhuyla. İçimden bir ses bunun az önce olduğunu söylüyordu. Masaya oturdum. Genç adamla çakıştı saate bakmak için kaldırdığım bakışlarım. Saat 17.11 'di... Can dostum karşımda durmuş, dudaklarını büküyordu. Beyaz yüzünde parıldayan sivilceleri kızarıyormuş gibi geldi. Perçemlerinin kapadığı kara gözlerini diğer yana çevirerek:&lt;br /&gt; - Ben gideceğim. &lt;br /&gt; Dedi. Durdurmaya çalışmadım. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Kaçamakları özlediğimi fark etmiştim az önce. &lt;br /&gt; - Sen birlisin... &lt;br /&gt; Kapıya yürüdük. Çantasını aldı, tutmam için uzatacakken vazgeçti. Aceleyle ayakkabılarını bağladı. Eve varır varmaz aşkıyla(!) yazışacaktı ya. Bugün tam 6 ay oluyordu, görmediği, hissetmediği insanla... &lt;br /&gt; Öpüştük, sarılmadan. Ama unutmamıştı alışkanlığımız. Hani şu sosyetikler öpüşür ya uzaktan uzağa "mucuk mucuk mucuk... " Çocukluğumuzda başlattığımız saçma, komik bir geleneğimizdi işte... Mandalla tutturuluşçasına gerildi yanakları. &lt;br /&gt; - Kendine dikkat et.&lt;br /&gt; Dedim Ersin 'in dediği gibi. Kapıyı kapatıp yalnızlığımla, pencereye yürüdüm. Saatlerce bakışabilirdim sevgilimle. Bu gece de sevgilimdi duvar. Birleri sürekli yer değiştiriyordu ikimizin hayatında da. Objeler, sevgiler, yürekler... Acaba benimle yüreğini de değişir miydi? Ya da belki beni de katardı yüreğine... &lt;br /&gt; Tandık bir kanalın ana haber bülteni müziği ilişti kulaklarıma. Açılış için şu seçilmişti: "İnternette tanıştığı M. F. ile sanal ortamda aşk yaşan E. T, M. F tarafından buluşmaya davet edildi. İki gün sonra genç kızın cesedi organları alınmış bir şekilde bulundu..." Çok basit bir imge yaşamdan... Basite indirgenmiş hayatlardan... &lt;br /&gt; İçimde bir şeyler kayıp gitti. Zulama gizlediğim son paket kokaini çıkardım yatağımın başucunda asılı duran, tanış olduğum yabancıların önünden defalarca geçip gittiği çantadan." Sanal aşklar... Sanal zevkler..." diye fısıldadım duvara... En büyük sırrımı ifşa ediyordum ona karışmak için. Ben olduğuna inanmadığım gülüşüm konuşuyordu. "İstersen mutlu olabilirsin... Modaya uy nedenini araştırma. Yap ve ol!" Yaptım ve " öldüm". Bu mekânda Türkçe karakter kullanılmaz. Yaptım ve "oldum". Arzuladığım dünya ve hayatın aşkı orada... Artık bende duvar insanlarındanım...&lt;p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4593756172575421613?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4593756172575421613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4593756172575421613&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4593756172575421613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4593756172575421613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/06/duvar-insanlari-tude-biber.html' title='DUVAR İNSANLARI * Tude BİBER'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-550960277601547453</id><published>2009-05-28T11:02:00.000+03:00</published><updated>2011-03-12T11:04:34.067+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Piyes'/><title type='text'>İKİ ETKİNLİK DAHA: DÜDÜKLÜDE KIYMALI BAMYA VE ŞİİR DİNLETİSİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-bVY6SUctUZA/TXs1xhJ1HeI/AAAAAAAAADM/4tgozXzUfjE/s1600/dudukludekiymalibamya1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 294px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-bVY6SUctUZA/TXs1xhJ1HeI/AAAAAAAAADM/4tgozXzUfjE/s320/dudukludekiymalibamya1.jpg" border="0" alt="Düdüklüde Kıymalı Bamya oyunundan bir sahne"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583115287885323746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulumuz yıl sonu etkinlikleri devam ediyor. Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Havva Türe'nın yönetiminde okulumuz öğrencilerince hazırlanan oyun, 2 Haziran 2009 akşamı perde açacak.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Düdüklüde Kıymalı Bamya"&lt;/strong&gt; adlı oyunun, 2 Haziran 2009 günü saat 20:00'de Efes sinamasında halkımızın beğenisine sunulacağı öğrenilmiştir.&lt;br /&gt;Yine Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Nusret Talimci ve okulumuz öğrencilerinin hazırladığı "Şiir Dinletisi", 4 Haziran 2009 akşamı saat 20:00'de Efes sinemasında yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki etkinliğe Söke halkının büyük ilgi göstereceğini beklemekteyiz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-gwpBx8LFpgk/TXs2DuRCTlI/AAAAAAAAADU/mQN3O8CM7Mk/s1600/dudukludekiymalibamya2.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 268px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-gwpBx8LFpgk/TXs2DuRCTlI/AAAAAAAAADU/mQN3O8CM7Mk/s320/dudukludekiymalibamya2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583115600642854482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-550960277601547453?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/550960277601547453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=550960277601547453&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/550960277601547453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/550960277601547453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/05/iki-etkinlik-daha-duduklude-kiymali.html' title='İKİ ETKİNLİK DAHA: DÜDÜKLÜDE KIYMALI BAMYA VE ŞİİR DİNLETİSİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bVY6SUctUZA/TXs1xhJ1HeI/AAAAAAAAADM/4tgozXzUfjE/s72-c/dudukludekiymalibamya1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8879989063760073565</id><published>2009-05-12T11:06:00.000+03:00</published><updated>2011-03-12T11:08:49.703+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Konuk Yazarlar'/><title type='text'>ANADOLU LİSESİ VE ETKİNLİKLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;ANADOLU LİSESİ VE ETKİNLİKLERİ&lt;br /&gt;Halil ÖZŞARLAK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Mayıs ayı bende anlatılması güç duygular yaratır. Tabiatın yeniden canlanması, güneşin yakıcılığı, insanların geçmiş aylardan daha güleç olmaları mayısı daha da güzelleştirir. Okullar bu ayın sonunda kapanmak için hazırlık yaparken öğrenciler başka bir heyecanın içinde olurlar. Geçmek, kalmak, bütünleme gibi sözcükler bu günlerde sıkça konuşulur. Bizlerin döneminde "İkmal" diye bir sözcük de vardı. Yani geçmekle kalmak arasında bir şey... Bu gün öğrenciler ikmale yani bütünlemeye kalıyorlar mı? Bilemiyorum. Sorumlu kalan öğrenci yaz boyu ikmale kaldığı derslere hazırlanır, eylül ayında imtihana girerdi. Bir koca yaz dönemi ikmale kalan öğrenciye haram olurdu. &lt;br /&gt;Derslerde başarılı olmak kadar okulun yıl sonu etkinliklerine katılmak da öğrencinin boynunun borcudur. 23 Nisan Şenliklerinden sonra 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı özellikle büyük kentlerde orta dereceli okullar arasında oldukça çekişmeli geçer. Resmi geçitler, trampetler, büyük alana yayılan spor hareketleri ve atletik gösteriler her yıl artarak çeşitlenir.&lt;br /&gt;Okulların kapanmaları sırasında öğretmen ve öğrencilerin ortaklaşa düzenledikleri kültür etkinlikleri de veliler tarafından merakla beklenen ve izlenen gösterilerdir. Şiir yarışmaları, kompozisyon yarışmaları öğrencilerin yeteneklerini gösterdiği kadar mensup olduğu okula da onur kazandırır. &lt;br /&gt;Bu yılın orta dereceli okullar arası kompozisyon yarışmasını Söke'de yayınını 15 yıldır başarıyla sürdüren "Yeni Söke" gazetesi organize etmişti. Sonuç Efes Sineması'nda düzenlenen bir programla değerlendirildi. Araştırmacı yazar, eğitimci Yaşar Çağbayır'ın açış konuşmasını yaptığı törende İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin başarılı oluşu gözlendi. Ayrıca Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi öğrencileri de başarı ödülleri aldılar.&lt;br /&gt;İlçemizin ilk göz ağrısı olan Söke Lisesi'nin geçmiş yıllardan çok farklı olarak kültür ve san'at hareketlerinde sessiz kalışı nasıl izah edilir bilemiyorum. Oysa 1960'lı yılların ortalarında bu lise yalnız ilçemizde değil Aydın ve bölgemizde her konuda ismini duyuruyor, kültür, spor ve diğer dallarda ödüller alıyordu. Söke'nin Üniversitesi'ydi adeta. Okullar arası bilgi yarışmalarında, panellerde, spor karşılaşmalarında dereceler alırdı.&lt;br /&gt;Milli Eğitimin orta dereceli okullara sunduğu hizmetlerin içerisinde öğretmek kadar eğitmek de vardır. Fizik, matematik öğrenmek kadar öğrencinin fikren yetiştirilmesi, sosyal konulara yaklaşımı bu okullar ve ilgili öğretmenler sağlayacaklardır.&lt;br /&gt;Mayıs ayının son günlerinde Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nin yıl sonu etkinliğini seyrederken, bunları düşündüm. Okulun edebiyat öğretmenleri Havva Türe, Hilâl Güler, Kutlay Önal ve Cengiz Altaş, müzik öğretmeni Ayşen Pehlivan'la yaptıkları ortak bir çalışmayla ortaya çok güzel ve anlamlı bir tablo çıkardılar. Şiirlerle, türkülerle Anadolu'yu bir baştan bir başa dolaştık. Anadolu'da isim olmuş ve Türk kültürünün değerleriyle beraber olduk. Bu tabloya herkes davet edilmişti. Dadaloğlu'ndan, Köroğlu'na, Aşık Veysel'den Pir Sultan'a kadar hepsi bizimle beraberdi. &lt;br /&gt;Seyrullah Vatansever'in bir şiirinde dediği gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Açın gönlünüzü Yunus da gelsin&lt;br /&gt;Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan gelsin&lt;br /&gt;Veysel, Dede Korkut, Emrah da gelsin&lt;br /&gt;"Gel" diyen Mevlana sen ne güzelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmet hünkârım gelsin&lt;br /&gt;Orhan, Osman Gazi sultanım gelsin&lt;br /&gt;Devrimler yaratan Atatürk gelsin&lt;br /&gt;Sen yüce bayrağım sen ne güzelsin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler bu davete gitmiş, gönlümüzü ve yüreğimizi doldurarak ayrılmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Lisesi'ni başta müdürleri olmak üzere öğretmenlerini ve öğrencilerini kutluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8879989063760073565?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8879989063760073565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8879989063760073565&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8879989063760073565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8879989063760073565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/05/anadolu-lisesi-ve-etkinlikleri.html' title='ANADOLU LİSESİ VE ETKİNLİKLERİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7826077762830242657</id><published>2009-05-09T11:40:00.000+03:00</published><updated>2011-03-12T11:53:19.240+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>KÜTÜPHANEMİZ YENİLENDİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-s-w1BQL12gA/TXtA9PcaO8I/AAAAAAAAADs/_o8r6l6rOlk/s1600/buro__r.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-s-w1BQL12gA/TXtA9PcaO8I/AAAAAAAAADs/_o8r6l6rOlk/s320/buro__r.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583127583917751234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulumuz kütüphanesi yenilendi. Okulumuz Kütüphanecilik Kulübü öğretmenleri ve öğrencileri yaptıkları sene başı toplantısında "Teknoloji çağına rağmen kitapların dünyasından uzak kalmamalıyız." Görüşünde birleştiler. Okumanın yosun tuttuğu, neredeyse kitap okumamalarıyla övünenlerin arttığı bir toplumda araştıran, üreten, yenilikçi kimliklere sahip öğrencilerimizi okuyucu kimliğiyle öne çıkarabilmek için kütüphanenin daha modern ve daha işlevsel hale getirilmesinin çareleri arandı.&lt;br /&gt;Bu anlayıştan hareketle öğretmen, öğrenci, veli işbirliğiyle neler yapabileceğimiz araştırıldı. Küçük ve kasvetli bir mekânın okuyuculara nasıl daha iyi hitap edeceği tartışıldı. Mekânın nasıl donatılacağı Kütüphane Kulübü öğretmenimiz Hilâl GÜLER tarafından tasarlandı. Öğrenci velilerimizden Deniz - Mehmet NALCI çifti kütüphanemizin raf, bilgisayar masası, çalışma masası ve dolabının yapımını üstlendi. Yine öğrenci velilerimizden marangoz Murat TÜCCAR okuma masamızı yaptı. Taban döşemelerinin yapımı için de Kütüphane Kulübü öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz katkıda bulundu. Okul idaresi de kütüphanemize yeni kitaplar kazandırdı. Sonuçta elbirliğiyle rahat, güzel ve huzurlu bir okuma ortamına kavuşmuş olduk.&lt;br /&gt;Okuyan bireyler arttıkça huzurlu bir toplum olabileceğimiz inancıyla emeği geçen herkese dişe dokunur bir iş yaptıklarının altını çizerek teşekkürü bir borç biliriz.&lt;br /&gt;Kitapların renkli dünyasını ziyaret etmek isteyenleri kütüphanemizde görmekten mutluluk duyarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütüphanecilik Kulübü Öğretmenleri&lt;br /&gt;Gülçin GÜLAL, Hilâl GÜLER, Gülşah ÖZKESİCİ, Ali ÖZŞAHAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütüphanecilik Kulübü Üyeleri &lt;br /&gt;9-A, 9-B, 9-D, 10 FEN-A, 10 FEN-B, 10 FEN-C, 10 FEN-B1, 10 FEN-C1, 11 FEN-C &lt;br /&gt;&lt;p Align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oyhanhbildirki.files.wordpress.com/2007/03/kutuphane-son.pps" target="blank" Style="font-family:Arial;font-size:10pt;color:#000080;font-weight:bold;font-style:normal;text-decoration:none;background-color:#FFFFFF;layer-background-color:#FFFFFF;"&gt;&amp;#304;LK K&amp;#220;T&amp;#220;PHANELER * MUSTAFA KEMAL YILMAZ&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p Align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span Style="font-family:Arial;font-size:10pt;color:#000080;font-weight:normal;font-style:normal;text-decoration:none;background-color:#FFFFFF;layer-background-color:#FFFFFF;"&gt;&amp;quot;&amp;#304;lk K&amp;#252;t&amp;#252;phaneler&amp;quot; sunusunu a&amp;#231;mak i&amp;#231;in, yukar&amp;#305;daki ba&amp;#287;lant&amp;#305;ya t&amp;#305;klaman&amp;#305;z, kar&amp;#351;&amp;#305;n&amp;#305;za &amp;#231;&amp;#305;kan men&amp;#252;de &amp;quot;A&amp;#231;&amp;quot;&amp;#305; t&amp;#305;klat&amp;#305;kdan sonra biraz beklemeniz gerekiyor.&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;Sunuyu kendi bilgisayar&amp;#305;n&amp;#305;za da indirebilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-yw1WiMzBZIM/TXtBbmcd2PI/AAAAAAAAAD0/1ozPbpYos40/s1600/resim1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-yw1WiMzBZIM/TXtBbmcd2PI/AAAAAAAAAD0/1ozPbpYos40/s320/resim1.jpg" border="0" alt="Yenilenen kütüphanemiz"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583128105488079090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7826077762830242657?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7826077762830242657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7826077762830242657&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7826077762830242657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7826077762830242657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/05/kutuphanemiz-yenilendi.html' title='KÜTÜPHANEMİZ YENİLENDİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-s-w1BQL12gA/TXtA9PcaO8I/AAAAAAAAADs/_o8r6l6rOlk/s72-c/buro__r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-1216815288312434175</id><published>2009-05-08T11:56:00.000+03:00</published><updated>2011-03-12T12:00:03.101+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİ ÖĞRENCİLERİNDEN BERNA ÇELİK VE MELİSA ARTAN'DAN</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-k9rIxpP1SNo/TXtDx15NDZI/AAAAAAAAAD8/da08XaFnv7I/s1600/hilmi-firat1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 178px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-k9rIxpP1SNo/TXtDx15NDZI/AAAAAAAAAD8/da08XaFnv7I/s320/hilmi-firat1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583130686615522706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7/5/2009 (Söke Ekspres)&lt;br /&gt;Öykü Dalında Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nden Büyük Başarı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır başarılı edebiyat etkinlikleriyle dikkatleri çeken Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nden bir başarı daha...&lt;br /&gt;Hilmi Fırat Anadolu Lisesi 9-E sınıfı öğrencilerinden Berna Çelik, "Genç Paylaşım" adlı eğitim ve gençlik dergisinin ülke çapında açtığı öykü yarışmasında binlerce katılımcının arasında başarıyla sıyrılıp, dereceye girdi.&lt;br /&gt;Başarılı öğrencinin ilk üç dereceden kaçıncı olduğu 27 Mayıs'ta İstanbul'da düzenlenecek törende belirleneceği bildirildi. Bu arada verilecek ödüllerin 1.'ye 3.000 TL, 2.'ye 2.000 TL ve 3.'ye ise 1.000 TL olarak ilan edildiği öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir Dalında Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nin bir başka başarısı ise, yine edebiyat alanında oldu.&lt;br /&gt;Ünlü şairimiz Atilla İlhan anısına internet üzerinden açılan şiir yarışmasında 11 TM-A sınıfı öğrencisi Melisa Artan, ilk dört öğrenci arasına girdi. İnternet sayfası okuyucuları arasında yapılan oylama sonucu 1. elemeyi geçen Melisa Artan, 18 Mayıs'ta İstanbul'a davet edildi. 18 Mayıs'ta İstanbul Dilson Oteli'nde yapılacak mülakatın jürisinde Halit Refiğ, Doğan Hızlan, Selim İleri, Ahmet Oklay, Mehmet Eroğlu gibi tanınımış sanatçıların yer aldığı belirtildi. &lt;br /&gt;Aynı günün akşamında Sardi Alışık Tiyatrosu'nda ödül Töreni yapılacağı öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç Görüş olarak her iki öğrencimizi kutlar, başarılarının devamını dileriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-1216815288312434175?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/1216815288312434175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=1216815288312434175&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1216815288312434175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/1216815288312434175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/05/hilmi-firat-anadolu-lisesi.html' title='HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİ ÖĞRENCİLERİNDEN BERNA ÇELİK VE MELİSA ARTAN&apos;DAN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-k9rIxpP1SNo/TXtDx15NDZI/AAAAAAAAAD8/da08XaFnv7I/s72-c/hilmi-firat1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5367220760284139758</id><published>2009-03-20T12:20:00.002+02:00</published><updated>2011-03-12T12:26:19.618+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çanakkale Zaferi'/><title type='text'>ÇANAKKALE ZAFERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-RETK-kHHEGI/TXtJffXMU6I/AAAAAAAAAEU/ZOqMl5Ur2bI/s1600/seyitaonbasi.jpg"&gt;&lt;img style="width: 180px; height: 220px; cursor: hand;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583136968399410082" border="0" alt="Seyit Onbaşı ve Torunu" src="http://3.bp.blogspot.com/-RETK-kHHEGI/TXtJffXMU6I/AAAAAAAAAEU/ZOqMl5Ur2bI/s320/seyitaonbasi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Vatana olan sadakati nedeniyle kanının son damlasına kadar savaşan Türk askeri, büyük kayıplar yaşadığı anlarda dahi cesaretini ve umudunu yitirmemiştir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk tarihinin dönüm noktasını oluşturan Çanakkale Zaferi, Türk Milletinin istiklâl ve egemenlik yolunda verdiği destansı mücadelenin diğer adıdır. Şehitler diyarı olarak bilinen Çanakkale'de toprağın her karışı şehitlerimizin kanıyla sulanmıştır. Ezelden beri hür yaşayan Türk Milleti'nin, gösterdiği, insan üstü gayretin ödülü olan Çanakkale Zaferi, Kurtuluş Şavaşı'nın kazanılmasının kilometre taşıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Milleti, yokluğa, yoksulluğa, donanımsız ordusuna rağmen Çanakkale'nin geçilmez olduğunu, esaret zincirlerini kırarak ve yeniden şaha kalkarak tüm dünyaya kanıtlamıştır. Kumkale'de, Beşike'de, Bolayır'da, Seddülbahir'de, Arıburnu'nda, Kabatepe'de, Conkbayırı'nda, Anafartalar'da verdiği bağımsızlık savaşı ile düşman donanmalarını Boğaz'ın serin sularına gömen Türk Milleti, karada da düşmana geçit vermemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri deha Mustafa Kemal kumandasında yapılan Çanakkale Savaşı; Mehmetçiğin azmi, Anadolu insanının da inancı sayesinde üstün donanımlı düşman ordularının büyük hezimete uğramasıyla tarih sayfasındaki yerini almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatana olan sadakati nedeniyle kanının son damlasına kadar savaşan Türk askeri, büyük kayıplar yaşadığı anlarda dahi cesaretini ve umudunu yitirmemiştir. Çünkü onlar, büyük bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet kurmak istiyordu. Çünkü onlar "Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir." diyen Mustafa Kemal'in askerleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz binlerce askerimizin şehit olduğu Çanakkale Savaşları; Türk Milletinin onuruna nasıl sahip çıktığını, sadece bağımsızlığı için yaşadığını, vatan aşkını her şeyin üstünde tuttuğunu göstermiştir.&lt;br /&gt;Bu anlamlı günde; Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ü, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi minnet, saygı ve şükranla anıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RUHLARI ŞAD OLSUN...&lt;br /&gt;Mehmet TELLİ&lt;br /&gt;Tarih Öğretmeni&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5367220760284139758?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5367220760284139758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5367220760284139758&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5367220760284139758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5367220760284139758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/03/canakkale-zaferi.html' title='ÇANAKKALE ZAFERİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-RETK-kHHEGI/TXtJffXMU6I/AAAAAAAAAEU/ZOqMl5Ur2bI/s72-c/seyitaonbasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8015211223627804328</id><published>2009-03-19T11:27:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T11:38:26.029+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Piyes'/><title type='text'>ÇANAKKALE ZAFERİNİ KUTLADIK, ŞEHİTLERİMİZİ ANDIK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-wieKOHakSTk/TXs9JD2xxDI/AAAAAAAAADk/eN5v0BFiWFM/s1600/canakkale_gecilmez.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 116px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-wieKOHakSTk/TXs9JD2xxDI/AAAAAAAAADk/eN5v0BFiWFM/s320/canakkale_gecilmez.jpg" align="left" border="0" alt="ÇANAKKALE GEÇİLMEZ"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583123388919039026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Mart Şehitler Günü ilçemizde ve okulumuzda törenlerle kutlandı. İlk tören Hükümet Meydanında gerçekleşti. İlçe Kaymakamı İsmail Demirhan, Garnizon Komutanlığı'na vekalet eden Jandarma Albay Nihat Akçay, Söke Belediye Başkanı Necdet Özekmekçi, Cumhuriyet Başsavcısı Gürmen İlhanoğlu başta olmak üzere ilçe protokolünün katıldığı törende ilk olarak Atatürk Anıtı'na çelenk sunumu gerçekleştirildi. &lt;br /&gt;Çelenkler sunuldu, saygı duruşu sırasında askerler tarafından saygı atışı yapıldı. İstiklal Marşı'nın söylenmesinden sonra törende günün anlam ve önemine ilişkin konuşmalar yapıldı, şiirler okundu. Gerçekleşen tören sonrasında ilçe protokolü Söke Şehit ve Gazi Aileleri Derneği'ni ziyaret etti. Daha sonra Efes Sineması'nda gerçekleşen salon programına geçildi. Okulumuz tarafından hazırlanan anma programında okul müdürümüz Kazım Alp ve müdür yardımcımız Mehmet Telli birer konuşma yaptılar. Okulumuz öğrencilerinden Özge Esin "Çanakkale Şehitlerine" şiiririni okudu. Anma töreninde okul öğretmenlerimizden Hilâl Güler, Ayşe Dündar Aşık, Nusret Talimci ve öğrencilerimiz tarafından sahneye konulan oratoryo beğeni topladı. İzleyiciler, özelilkle şehit aileleri duygusal anlar yaşadılar. Okulumuz öğrencilerine Çanakkale'nin geçilmez olduğunu bir kez daha hatırlattıkları için teşekkür ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8015211223627804328?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8015211223627804328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8015211223627804328&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8015211223627804328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8015211223627804328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/03/canakkale-zaferini-kutladik.html' title='ÇANAKKALE ZAFERİNİ KUTLADIK, ŞEHİTLERİMİZİ ANDIK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wieKOHakSTk/TXs9JD2xxDI/AAAAAAAAADk/eN5v0BFiWFM/s72-c/canakkale_gecilmez.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-828520147067550947</id><published>2009-03-01T10:52:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T10:53:53.088+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>2009 BİLİM FUARIMIZDAKİ DAVETLİMİZ: GÖNLÜM ANADOLU'YA DÜŞTÜ YAZARI ALİ SARAYKÖYLÜ</title><content type='html'>&lt;p Align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-7UR8Qx6zUvM/TXsx84alJLI/AAAAAAAAAC8/82UAVmUFfO4/s320/ali-1.jpg" width="166" height="283" border="3" alt="Gönlüm Anadolu'ya Düştü" align="left" vspace="5" hspace="5" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p Align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span Style="font-family:Arial;font-size:8pt;color:#000000;font-weight:normal;font-style:normal;text-decoration:none;background-color:#FFFFFF;layer-background-color:#FFFFFF;"&gt;2009 B&amp;#304;L&amp;#304;M FUARIMIZDAK&amp;#304; DAVETL&amp;#304;M&amp;#304;Z: G&amp;#214;NL&amp;#220;M ANADOLU'YA D&amp;#220;&amp;#350;T&amp;#220; YAZARI AL&amp;#304; SARAYK&amp;#214;YL&amp;#220; &lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 / 5 Haziran 2009 tarihlerinde okulumuz S&amp;#246;ke Hilmi F&amp;#305;rat Anadolu Lisesi Bilim Fuar&amp;#305;'na,  &amp;quot;G&amp;#246;nl&amp;#252;m Anadolu'ya D&amp;#252;&amp;#351;t&amp;#252;&amp;quot; kitab&amp;#305;n&amp;#305;n yazar&amp;#305; Ali Sarayk&amp;#246;yl&amp;#252; davetlimiz olarak kat&amp;#305;lacak.&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S&amp;#246;keli yazar Ali Sarayk&amp;#246;yl&amp;#252;, &amp;quot;Edebiyat Etkinliklerimiz&amp;quot; i&amp;#231;inde &amp;#246;&amp;#287;retmenlerimiz, &amp;#246;&amp;#287;rencilerimiz, davetlilerimiz ve velilerimizle tan&amp;#305;&amp;#351;acak, eserinin tanat&amp;#305;m&amp;#305;n&amp;#305; da yapacak.&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De&amp;#287;erli &amp;#246;yk&amp;#252;c&amp;#252;m&amp;#252;z&amp;#252;n b&amp;#252;y&amp;#252;k ilgi &amp;#231;ekece&amp;#287;ini umuyoruz. &lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p Align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-_a6q23Ru4vU/TXsyeoqxc9I/AAAAAAAAADE/luR7lScjmpc/s320/alisaraykoylu.jpg" width="152" height="186" border="" alt="Ali Sarayköylü" align="left" vspace="5" hspace="5" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p Align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span Style="font-family:Tahoma;font-size:8pt;color:#000000;font-weight:normal;font-style:normal;text-decoration:none;background-color:#FFFFFF;layer-background-color:#FFFFFF;"&gt;Ali Sarayk&amp;#246;yl&amp;#252; kimdir?&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1951 y&amp;#305;l&amp;#305;nda S&amp;#246;ke'de d&amp;#252;nyaya geldi. Hen&amp;#252;z 5 ya&amp;#351;&amp;#305;ndayken babas&amp;#305;n&amp;#305; kaybeden Sarayk&amp;#246;yl&amp;#252;, Devlet Paras&amp;#305;z Yat&amp;#305;l&amp;#305; S&amp;#305;navlar&amp;#305;n&amp;#305; kazanarak, e&amp;#287;itimin tamamlad&amp;#305;. &amp;#214;&amp;#287;retmen olarak Anadolu'nun pek &amp;#231;ok y&amp;#246;resinde g&amp;#246;rev yapt&amp;#305;. &amp;#214;mr&amp;#252;n&amp;#252;n 10 y&amp;#305;l&amp;#305;n&amp;#305; yurt d&amp;#305;&amp;#351;&amp;#305;nda ge&amp;#231;irdi, Avrupa &amp;#252;lkelerinin tamam&amp;#305;n&amp;#305; dola&amp;#351;t&amp;#305; S&amp;#246;ke Ekspres gazetesinde g&amp;#252;nl&amp;#252;k k&amp;#246;&amp;#351;e yaz&amp;#305;lar&amp;#305; yazd&amp;#305;.&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emekli olan Ali Sarayk&amp;#246;yl&amp;#252;, evli ve bir &amp;#231;ocuk babas&amp;#305;d&amp;#305;r.&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bas&amp;#305;lm&amp;#305;&amp;#351; eserleri:&lt;br/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;G&amp;#246;nl&amp;#252;m Anadolu'ya D&amp;#252;&amp;#351;t&amp;#252; (Hik&amp;#226;yeler, &amp;#304;lk bask&amp;#305;: Cumhuriyet Ofset - 2009 S&amp;#246;ke) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-828520147067550947?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/828520147067550947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=828520147067550947&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/828520147067550947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/828520147067550947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/03/2009-bilim-fuarimizdaki-davetlimiz.html' title='2009 BİLİM FUARIMIZDAKİ DAVETLİMİZ: GÖNLÜM ANADOLU&apos;YA DÜŞTÜ YAZARI ALİ SARAYKÖYLÜ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-7UR8Qx6zUvM/TXsx84alJLI/AAAAAAAAAC8/82UAVmUFfO4/s72-c/ali-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7316735514113034099</id><published>2009-02-12T10:26:00.000+02:00</published><updated>2011-03-12T10:34:14.317+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>NALAN TUNTAŞ OKULUMUZDA</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-4oeoovE7bjM/TXsvifVMoEI/AAAAAAAAAC0/fKMSSoIB6TE/s1600/ntuntasokulumuzda.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 222px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-4oeoovE7bjM/TXsvifVMoEI/AAAAAAAAAC0/fKMSSoIB6TE/s320/ntuntasokulumuzda.jpg" border="0" alt="Nalan Tuntaş Okulumuzda"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583108432628326466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nalân Tuntaş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1975 yılında İzmir Amerikan Kız Lisesi Edebiyat Bölümü'nden mezun oldu. Öncelikle resim çalışmalarına yönelen sanatçı 1991-1998 yılları arasında altı karma sergiye katıldı. 1995'te İçimdeki Yalnızlık adlı öykü kitabı, 1999'da Baharda Yağmura Özlem adlı romanı, 2002'de ise Saatin Durduğu An adlı öykü kitabı yayınlandı. Bu eserlerinde genellikle toplumsal ilişkiler içinde bireyin yalnızlığını, çağına tanıklığını ele almaktadır. Nalân Tuntaş, AKKÖY Kültür-Sanat-Edebiyat-Turizm ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zor Yıllar&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Yazar(lar) : Nalân Tuntaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı : 248&lt;br /&gt;ISBN : 978-975-14-1172-3&lt;br /&gt;Çevirmen : -&lt;br /&gt;Özelliği : 13.5 x 19.5cm, 2. Hamur&lt;br /&gt;Fiyatı : 15,00 TL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Savaşı´nın yol açtığı çalkantılarla yoğrulan Anadolu, 20. yüzyıla, batıdan doğuya, kuzeyden güneye tam bir kuşatma altında girmektedir. Oysa Anadolu, tarih boyunca koynunda barınanları ayrımsız kucaklayan; karlı dağlarını, verimli ovalarını, berrak akarsularını, ak sütünü sunan müşfik bir anadır. Nalan Tuntaş, işte bu duyarlığı işleyerek; kurgusuyla, olay örgüsüyle Dünya Savaşı yorgunlarını romanlaştırıyor. Zor Yıllar, Sarıkamış´tan Cumhuriyet´e uzanan süreçte cephelerde, sınır boylarında yurdunu savunan Sarı Saffet´in kişiliğinde ve onun çevresinde somutlaşmış Mehmetçiğin destanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Şubat 2009 Perşembe Günü Sökeli Yazar Nalan TUNTAŞ'ı "Zor Yıllar" kitabının tanıtımı ve "Edebiyat-Okuma" konulu söyleşi yapmak üzere okulumuzda ağırlayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;KÜTÜPHANECELİK KULÜBÜ&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;Rehber Öğretmen&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hilâl GÜLER&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7316735514113034099?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7316735514113034099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7316735514113034099&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7316735514113034099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7316735514113034099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/02/nalan-tuntas-okulumuzda.html' title='NALAN TUNTAŞ OKULUMUZDA'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-4oeoovE7bjM/TXsvifVMoEI/AAAAAAAAAC0/fKMSSoIB6TE/s72-c/ntuntasokulumuzda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5079441194279179700</id><published>2009-01-06T09:55:00.000+02:00</published><updated>2009-01-06T09:57:12.932+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>ADIM GİBİ BİLİYORUM * Mehmet Tacit KARAKOYUN</title><content type='html'>Yirmi beşindeyim, bir gamın başıma yıkıldığı,&lt;br /&gt;Hayatımın yıkıldığı, yaslı bir günümdeyim.&lt;br /&gt;Dünya aldı, yok artık ölümüne sevdiğim&lt;br /&gt;Uğruna canımı feda edeceğim biri.&lt;br /&gt;Onunla olmamı çekemeyen geceler&lt;br /&gt;Aldı elimden sevdiğimi.&lt;br /&gt;Otuzundayım, ansızın çıkacakmışsın gibi&lt;br /&gt;Mezar taşının başında gözyaşı döküyorum.&lt;br /&gt;Otuz beşindeyim, yine acımasız bir karanlık&lt;br /&gt;Seni benden alan karanlık gibi&lt;br /&gt;Can aldıkları yetmiyormuş gibi&lt;br /&gt;Yağmurlarla anlaşmış&lt;br /&gt;Bu sefer de kokusuyla yetindiğim&lt;br /&gt;Toprağını almaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;Mezarının üstüne atılıyorum hemen,&lt;br /&gt;Islanmaman için.&lt;br /&gt;Taş yürekliler&lt;br /&gt;Toprağını benden almaya kararlılar&lt;br /&gt;Oysa,&lt;br /&gt;Ölümüm kaderim olsa bile vermeyeceğim seni .&lt;br /&gt;Atmışındayım, dayanamıyorum artık&lt;br /&gt;Karanlıklardan ve yağmurlardan değil,&lt;br /&gt;Senin gelmeyeceğini biliyorum şimdi.&lt;br /&gt;Yetmişindeyim, yavaş yavaş ağrılar giriyor&lt;br /&gt;Aşkınla dolu olan sol yanıma.&lt;br /&gt;Ne kadar çırpınsam da &lt;br /&gt;Yerini başka bir şey almasın diye&lt;br /&gt;Başaramıyorum.&lt;br /&gt;Yenik düşüyorum zamana ve sensizliğe&lt;br /&gt;Sen gelmedin ya,&lt;br /&gt;Ben geliyorum yanına&lt;br /&gt;Benim seni beklediğim gibi&lt;br /&gt;Senin de beni beklediğini &lt;br /&gt;Adım gibi biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Tacit KARAKOYUN &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5079441194279179700?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5079441194279179700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5079441194279179700&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5079441194279179700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5079441194279179700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2009/01/adim-gibi-biliyorum-mehmet-tacit.html' title='ADIM GİBİ BİLİYORUM * Mehmet Tacit KARAKOYUN'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4705782921415088230</id><published>2008-12-02T21:52:00.002+02:00</published><updated>2008-12-02T22:04:51.701+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>AYAKKABI KUTULARI * Burcu ARI</title><content type='html'>"Bitti" demişti. "Daha fazla devam ettiremem bu ilişkiyi." "Neden ama?" diye sormuştu çaresizce. "Çünkü sonu yok bunun. Çünkü her istediğimde yanımda olamıyorsun." En zor anlarımızda birbirimizin yanında değil miydik, demişti içinden genç kadın. "Aramızdaki uzaklık bizi de uzaklaştırmış birbirimizden..." "Peki" demişti. "Nasıl istersen öyle olsun..." &lt;br /&gt;Nedenini sormadan, "hoşça kal" bile demeden ayrılmışlardı. Oysa tek dayanağı oydu. Şimdi ne yapacaktı bilemiyordu... &lt;br /&gt;O berbat geceden beri kendini tamamen işine adamıştı. Geç saatlere kadar çalışmaya başlamış ve emeğinin karşılığı olarak bir üst göreve terfi ettirilmişti. Maaşı iyiydi. Bankadaki hesabına bir miktar daha ekleyerek küçük bir apartman dairesi almıştı. İki oda bir salondu, kendine yetiyordu. Küçük evini seviyordu ama yine de... Yine de bir şeylerin eksikliğini hissediyordu. Ne zaman karanlık çökse gökyüzüne, yüreği de kararırdı. Hüzünlenir ve o geceyi hatırlardı. Kelimesi kelimesine yankılanırdı o konuşma beyninde. Rüyalarında O'nunla geçirdiği mutlu günleri görür, ardından yüreğinde bir sızıyla, kan ter içinde uyanırdı. Uzun zaman geçmiş olsa da aradan, unutamamıştı işte. Belki de unutmaya çalıştığı için unutamamıştı... &lt;br /&gt;Yine en son o çıktı iş yerinden. Yine aynı basamaklardan inip, aynı yolda yürümeye başladı. Hava kararmıştı, yağmur vardı bu akşam. Yine aynı dönemeçlerden döndü ve yine aynı hüzün çöktü yüreğine. Aynı konuşma yankılandı beyninde. Yine düşüncelere daldı. Öyle ki apartman kapısında elinde anahtarla durduğunu, ayağına sürtünen kedinin mırıltılarıyla fark edebildi ancak. Eğilip okşadı kediyi. Yağmura rağmen kupkuruydu tüyleri. Konuşmaya başladı kediyle: "Mucizelere inanır mısın? Bir zamanlar inanırdım ben. Ama şimdi... Bu kadar acı çekerken ne önemi var ki olmayan mucizelerin?.." &lt;br /&gt;Kapıyı açmak için doğrulduğunda kedinin gitmiş olduğunu gördü. Gülümsedi acı acı ve birden arkasında bir ses duydu: "Gerçekten inanmıyor musun mucizelere? Oysa senin gibi sevgi dolu biri hiçbir zaman yitirmemeli umudunu..." &lt;br /&gt;Yağmura karışan bu sese bir anlam veremeden, korkuyla arkasını döndü. Sokağın loşluğundan tam olarak fark edemese de, orta yaşlı bir adamın durduğunu gördü. Siyah paltosu ve siyah pantolonu vardı üzerinde. Ve yağmura rağmen kuruydu. Korkup geri çekildi genç kadın. "Dur" dedi adam. "Gitme. Korkma benden." Sesindeki içtenlik biraz olsun rahatlatmıştı genç kadını. "Acı çekiyorsun değil mi?" "Evet" dedi kadın korku dolu ve heyecanlı bakışlarla. "Sana yardım etmeye geldim" dedi adam. "Bunun için buradayım." &lt;br /&gt;Genç kadının yüzündeki inanmaz bakışlara aldırmadan devam etti: "Bitti" demişti. "Daha fazla devam ettiremem bu ilişkiyi." "Neden ama?" diye sormuştu çaresizce. "Çünkü sonu yok bunun. Çünkü her istediğimde yanımda olamıyorsun." En zor anlarımızda birbirimizin yanında değil miydik, demişti içinden genç kadın. "Aramızdaki uzaklık bizi de uzaklaştırmış birbirimizden..." "Peki" demişti. "Nasıl istersen öyle olsun..." &lt;br /&gt;Nedenini sormadan, "hoşça kal" bile demeden ayrılmışlardı. Oysa tek dayanağı oydu. Şimdi ne yapacaktı bilemiyordu... &lt;br /&gt;O berbat geceden beri kendini tamamen işine adamıştı. Geç saatlere kadar çalışmaya başlamış ve emeğinin karşılığı olarak bir üst göreve terfi ettirilmişti. Maaşı iyiydi. Bankadaki hesabına bir miktar daha ekleyerek küçük bir apartman dairesi almıştı. İki oda bir salondu, kendine yetiyordu. Küçük evini seviyordu ama yine de... Yine de bir şeylerin eksikliğini hissediyordu. Ne zaman karanlık çökse gökyüzüne, yüreği de kararırdı. Hüzünlenir ve o geceyi hatırlardı. Kelimesi kelimesine yankılanırdı o konuşma beyninde. Rüyalarında O'nunla geçirdiği mutlu günleri görür, ardından yüreğinde bir sızıyla, kan ter içinde uyanırdı. Uzun zaman geçmiş olsa da aradan, unutamamıştı işte. Belki de unutmaya çalıştığı için unutamamıştı... &lt;br /&gt;Yine en son o çıktı iş yerinden. Yine aynı basamaklardan inip, aynı yolda yürümeye başladı. Hava kararmıştı, yağmur vardı bu akşam. Yine aynı dönemeçlerden döndü ve yine aynı hüzün çöktü yüreğine. Aynı konuşma yankılandı beyninde. Yine düşüncelere daldı. Öyle ki apartman kapısında elinde anahtarla durduğunu, ayağına sürtünen kedinin mırıltılarıyla fark edebildi ancak. Eğilip okşadı kediyi. Yağmura rağmen kupkuruydu tüyleri. Konuşmaya başladı kediyle: "Mucizelere inanır mısın? Bir zamanlar inanırdım ben. Ama şimdi... Bu kadar acı çekerken ne önemi var ki olmayan mucizelerin?.." &lt;br /&gt;Kapıyı açmak için doğrulduğunda kedinin gitmiş olduğunu gördü. Gülümsedi acı acı ve birden arkasında bir ses duydu: "Gerçekten inanmıyor musun mucizelere? Oysa senin gibi sevgi dolu biri hiçbir zaman yitirmemeli umudunu..." &lt;br /&gt;Yağmura karışan bu sese bir anlam veremeden, korkuyla arkasını döndü. Sokağın loşluğundan tam olarak fark edemese de, orta yaşlı bir adamın durduğunu gördü. Siyah paltosu ve siyah pantolonu vardı üzerinde. Ve yağmura rağmen kuruydu. Korkup geri çekildi genç kadın. "Dur" dedi adam. "Gitme. Korkma benden." Sesindeki içtenlik biraz olsun rahatlatmıştı genç kadını. "Acı çekiyorsun değil mi?" "Evet" dedi kadın korku dolu ve heyecanlı bakışlarla. "Sana yardım etmeye geldim" dedi adam. "Bunun için buradayım." &lt;br /&gt;Genç kadının yüzündeki inanmaz bakışlara aldırmadan devam etti: "Üç gün sonra yine burada bekleyeceğim seni. O zamana kadar hayattan tam olarak ne istediğini iyi düşün. Ben bunu gerçekleştireceğim." "Nasıl olacak bu?" dedi kadın kuşkuyla. "Sabret" dedi adam. "Yalnız bir şartım var. Bunun karşılığında senden bir şey isteyeceğim. Bu isteğin ne olduğunu da bir dahaki görüşmemizde söyleyeceğim." &lt;br /&gt;Yere düşen anahtarını almak için eğildiğinde, adamın da kedi gibi bir anda gitmiş olduğunu gördü. Etrafına bakındı ama sokak boştu. Huzursuzca çıktı evine. Kapıyı kapatıp, kilitlediğinden emin olduktan sonra koltuklardan birine attı kendini ve şu son on dakikayı düşünmeye başladı. Kedi... Adam... İkisi de kuruydu... İkisinde de aynı bakışlar... Kedinin kaybolmasıyla adamın gelmesi arasında nerdeyse hiç zaman farkı yoktu. Yoksa kedi aslında... "Galiba deliriyorum" diye söylendi kadın kendi kendine. &lt;br /&gt;Bir kahve koyup televizyonu açtı kafasını dağıtmak için. Kısa bir süre sonra sıkılıp yatağına yattı. Geçirdiği günü düşündü. İşyeri, adam, kedi... Üç gün... Telefon konuşması... Uyuyakaldı. Rüyasında yine O'nunla geçirdiği güzel günleri gördü. Sonra birden o adam girdi araya. "Üç gün" diyordu. "Hayattan tam olarak ne istediğini iyi düşün." Adam kedi oldu bir anda. Hemen ardından da geceki telefon konuşması... Hızlıca akan film kareleri gibiydi rüyası. Kısır bir döngü gibi... Önce güzel günler, sonra o adam ve kedi; telefon konuşması, güzel günler, adam, kedi; telefon konuşması, güzel günler... Yine kan ter içinde uyandı. Bu sefer büyük bir korku da vardı yüreğinde, o her zamanki sızıdan başka. &lt;br /&gt;Ertesi sabah ve sonraki gün daha iyiydi. Her şeyi düşündükten sonra, hepsinin bir hayal olduğuna inandırmıştı kendini. O akşam çok yorulmuştu, kesinlikle bu yüzden öyle hayaller görmüştü. Tamam, belki bir kedi sevmiş olabilirdi ama o adam tamamen bir kurmacaydı. Hiç bir adam kediye dönüşebilir miydi? Ya da bir adam, insanların isteklerini gerçekleştirebilir miydi? "Alaaddin'in Sihirli lambası'ndaki cin gibi..." diye düşünmüştü. Zaman değiştiğine göre o da yöntem değiştirmiş olabilirdi kedi-adam olarak. Güldü kendine. "Saçmalama" dedi. "Yoksa gerçekten deliriyor musun?" &lt;br /&gt;Son geceye geldiğinde uyuyamadı genç kadın. "Ya gelirse gerçekten?" diye düşündü. "Ya gerçekleştirirse istediğimi? Ama ben hiç düşünmedim ki... Hep avuttum kendimi hayaldi diye. Ama ya gerçekse?" Bu düşüncelerle uykuya daldı. Sihirli bir lamba gördü bu kez. Üç kere okşadı ve kedi çıktı içinden. Sonra o adama dönüştü kedi. "Hayattan ne istediğini iyi düşün" dedi. Birdenbire O'na dönüştü orta yaşlı adam. "Bitti" diye haykırıyordu. "Sonu yok bunun..." &lt;br /&gt;Bu kez gözyaşlarıyla uyandı kadın. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu hem de. Nedense sonradan umutla doldu içi. Kendi kendine konuşmaya başladı: "Eğer gerçekse o adam ve yapacaksa istediğimi, bu mutsuzluğumun sona ermesini dileyip uykusuz gecelerden kurtulabilirim. Belki de O'nun bana geri dönmesini dilemeliyim. Ya da buralardan çok uzaklarda yaşamayı..." &lt;br /&gt;Adamın bir hayal olduğunu düşünmüyordu artık. Tek umudu oydu. Zaten o akşam da dememiş miydi "Senin gibi sevgi dolu biri umudunu asla yitirmemeli," diye? Evet, kesinlikle gerçekti yaşananlar. Adam kedi miydi yoksa öyle mi zannetmişti umursamıyordu artık ve korkmuyordu. Tek isteği mutlu olmaktı ve bunu elde edebilmek için her şeyini verebilirdi. &lt;br /&gt;O akşam yine en son o çıktı iş yerinden. Yine aynı basamaklardan inip, aynı yolda yürümeye başladı. Hava kararmıştı ama bu kez yağmur yağmıyordu. Yine aynı dönemeçlerden döndü. İçinde hüzün yerine koca bir umut vardı. Apartman kapısına geldiğinde heyecanla adamı aradı ama kimse yoktu. Bir süre öylece kalakaldı. Tarif edilemez bir duygu sardı benliğini. Yaşama sevinci kalmamıştı sanki... Tüm umudu bir anda yok olmuştu. Anahtarı kapı deliğine soktu. İçeri girmek üzereyken yine aynı mırıltıyı duydu. Eğilip okşadı kediyi ve sırtını döndü. Nedenini bilmeden gözlerini kapayıp beklemeye başladı. Bir süre sonra yine o sesi duydu: "Merhaba."&lt;br /&gt;Büyük bir umutla yüzünü döndü adama genç kadın. Evet oydu, o akşamki adamdı. Yine aynı kıyafetler vardı üzerinde. Yüzünü fark edemese de bakışlarını hissediyordu. Evet, oydu. Gelmişti, gerçekti. "Mutlu ve umutlusun dedi adam. Tam da sana yakıştığı gibi." İçindeki güven duygusuyla gülümsedi genç kadın. "Söylediklerimi düşündün mü iyice? Hayattan ne istediğine karar verdin mi? İstediğin şey uğruna bir şeyleri feda edebilecek misin?" Ardı ardına gelen sorular genç kadını tedirgin etse de, "Evet, dedi. Ne istediğimi biliyorum. Ve onun için her şeyi yapmaya hazırım."&lt;br /&gt;Sessizdi ikisi de. Biraz önceki sevgi dolu bakışlar gitmiş, yerini donuk bakışlara bırakmıştı. Genç kadın ürperdiğini hissetti. "İsteğin nedir? Dedi adam. Dikkat et, iyi düşün. Yalnızca bir kere söyleyebilirsin. Evet, isteğin nedir?" "Artık mutlu olmak istiyorum" dedi kadın kendinden emin bir sesle. "Peki" dedi adam. "Sıra benim isteğime geldi." &lt;br /&gt;Genç kadın heyecanlıydı, korkuyordu, mutluydu. Çok karışıktı duyguları. Daha önce hiç böyle hissetmemişti. "Senden geçmişini istiyorum" dedi adam. "Geçmişini vermelisin bana. Her şeyiyle, olduğu gibi..." Kadın önce anlayamadı, kahkaha attı: "Bu muydu isteğin?" dedi alaycı bir tavırla. "Sadece geçmişim mi?" "Evet" dedi adam. "Sadece geçmişini istiyorum." &lt;br /&gt;Büyük bir sessizliğin içindeydiler. O kadar büyüktü ki kayboldular içinde. Kadın şaşkındı. Hiç düşünmemişti böyle bir şey isteyeceğini. "Para ister belki" diye düşünmüştü. Ya da sahip olduğu, paraya çevrilebilecek tüm eşyalarını... Çünkü günümüzde her şey para demekti artık. Zengin olan mutlu yaşar, her şeyi elde eder, diğerlerine izlemek düşerdi. İlişkiler bile çıkar üzerineydi. En kötü ihtimalle kirli bir işe karışmasını isterdi. Gözünü karartmıştı genç kadın. Onu bile yapabilirdi. Yeter ki ucunda mutlu bir hayat olsun. Oysa istediği şey... Tuhaftı, gülünçtü. Bu kadar basit bir şey istemiş olamazdı. &lt;br /&gt;Adamın tekrar söze başlamasıyla tüm düşüncelerinden sıyrıldı kadın. "Yarına kadar zaman veriyorum sana. Son bir kez düşün. Yarın tekrar geleceğim." Kadının bir şey söylemesine fırsat vermeden arkasına dönüp gitti. Genç kadın cevap vermek için peşinden gittiğinde bir kediden başka bir şey göremedi sokakta... &lt;br /&gt;Eve geldiğinde dalgındı. Üzerini değiştirip yatağına oturdu. Bir süre hareketsiz kaldı. Gözlerini bir noktaya sabitlemişti ve anlamsızca bakıyordu. Sonra her şeyi yeniden düşündü. Geçmişine karşı sonsuz mutluluk... Büyük bir kumardı. Kalkıp kendini aynada izledi bir süre. Yüzünün her ayrıntısını inceledi. Sonra birden aklına giysi dolabındaki ayakkabı kutuları geldi. İçleri bir yığın anıyla dolu üç ayakkabı kutusu... &lt;br /&gt;İlk kutuda günlükleri ve aile fotoğrafları vardı. Tek tek okudu günlüklerini, fotoğrafların hepsini inceledi. Annesi ve babasının olduğu fotoğrafı öptü. Şimdi yanında olsalardı bu kadar mutsuz olmazdı. Bu kadar çaresiz kalmazdı. &lt;br /&gt;İlk kutuyu özenle yerleştirip ikincisine geçti. Arkadaşları ve aşkları saklıydı bu kutuda. Önce arkadaşlarına ait fotoğrafları ve yazıları aldı. Yazıları okurken gözleri doldu. Fotoğrafları incelerken tutamadı gözyaşlarını. İlkokula, liseye, üniversiteye başlarken hep fotoğraf çekinmişti. Hepsini inceledi. İncelerken de o günlere geri döndü. İlkokul fotoğraflarına güldü. Nasıl da komikti saçlarındaki beyaz kurdeleler... Nasıl da habersizdiler hayattan... Lise fotoğraflarına geldiğinde gülüşü daha da arttı. Her şeyi ben bilirim havasındaki asi gençlik pozları... Herkes o yaşlarda öyle değil miydi zaten? O yıllarda arkadaşlarıyla pikniğe gitmişler, bir eşeğin etrafında poz vermişlerdi. En çok da buna güldü. O gün de çok gülmüşlerdi bu poza... Üniversite fotoğraflarında daha bir ağırbaşlıydı. Bazı şeylerin farkına varmış gibiydi verdiği pozlarda. Çok bir zaman geçmemişti ki zaten. Dört ya da beş yıl öncesine aittiler sadece... &lt;br /&gt;Sıra aşklarına gelmişti. Deli gibi atmaya başladı kalbi. Elleri titreyerek aldı ilk aşkına ait eşyaları. Bir tek fotoğraf vardı ona ait, geri kalanlar mektuptu, aşk mektupları... Fotoğrafı alıp parmak ucuyla sevdi oradaki çocuğu. Kalbini yerinden fırlayacakmış gibi çarptıran, içinde ilk kıpırtıları hissettiren çocuk muydu bu? O zamanlar ne kadar da üzülmüştü çocuğu terk ettiği için. Ama terk etmek zorundaydı. Çünkü o, bazı teneffüsler başka kızlarla oynuyordu. Bu yüzden, bu komik neden yüzünden ayrılmışlardı. Ama çok üzülmüştü ikisi de. Güldü kendi kendine. Bir sonraki fotoğrafa uzandı. Lise aşkıydı bu... İlk kez onunla keşfetmişti sinemada baş başa film izlemenin tadını. İlk kez onunla öğrenmişti gerçek anlamda bir şeyler paylaşmayı. Ve ilk kez ondan almıştı güllerin en güzel kokanını... Ama bitmişti, yapamamışlardı, yürütememişlerdi. Her şeye rağmen arkadaş kalabilmişlerdi ya, en çok buna sevinmişlerdi. &lt;br /&gt;Ve sıra O'na geldi. Telefondaki sesin sahibine. Üniversiteyi bitirdiğinde tanışmışlardı. Yazları birlikte şehirden şehre dolaşıp tatil yaparlardı. Her türlü konsere, etkinliğe katılırlar; kafalarına estiğinde lunaparka gidip çocuklar gibi eğlenirlerdi. Bazen hayal kurarlar, tartışırlar ve sonunda ortak yolu bulurlardı. En önemlisi de birbirlerini gerçek anlamda sevip sayarlardı. Mutluluklarını da sevinçlerini de paylaşırlardı birbirleriyle. En zor anlarında birbirlerinin yanındaydılar. Genç kadın annesini ve babasını trafik kazasında kaybettiğinde, yanında bir tek O vardı. Günlerce O'nun omzunda ağlamış, O'nun dizinde uyumuştu. Ama... O da bitmişti. Neredeyse bir yıl olmuştu biteli. Hala onun için üzülüyor olduğuna şaşırdı. Normaldi bitmesi, zaten bitecekti bir gün. Niye hala bu kadar çok üzüyordu kendini? O'nu kaybetmemişti ki, tam tersi bir anı olarak ölümsüzleşmişti kalbinde. Tıpkı diğerleri gibi... &lt;br /&gt;Son kutuya uzandığında içinde birçok paket olduğunu gördü. Hediyelerin saklı olduğu kutuydu bu. Hepsinin üzerinde ne zaman ve kimden geldiği yazıyordu. Hepsini tek tek okşadı. Bazılarına güldü, bazılarına hüzünlendi. Annesinin beş yaşındayken ona aldığı bebek hariç, hepsini yerine yerleştirdi. Saatine baktığında uyumak için sadece dört saatinin kaldığını gördü. Kucağında o bebekle uyudu o gece. Sanki bin yıldır uyumamış gibi, başını yastığa koyar koymaz, huzur içinde uykuya dalmıştı. &lt;br /&gt;Sabaha dinç bir kafayla uyandı. Tüm gün uyumuş olsa ancak bu kadar enerjik olabilirdi. Güzel bir kahvaltıdan sonra işe gitti. Evden çıkmadan önce oyuncak bebeğini öpüp kokladı. O kadar mutlu, o kadar emindi ki... &lt;br /&gt;Akşam ilk o ayrıldı iş yerinden. Koşarcasına basamakları inip, aynı dönemeçlerden döndü. Apartman kapısının önünde bekliyordu o adam. Sabırsızlıkla konuya girdi genç kadın: "Kararımı verdim" dedi adama daha o sormadan. "Dinliyorum" dedi adam. "Geçmişimi sana vermeyeceğim" dedi kadın. "Sonunda sonsuz mutluluk olsa bile mi?" "Evet" dedi kadın kendinden emin bir sesle. Ve devam etti: "Beni ben yapan şey geçmişim. Tüm acı tatlı anılarım geçmişte saklı. Onlar sayesinde bugün buradayım ben. Onlar sayesinde şimdiki kişiliğimle karşındayım. Ve biliyor musun, ben aslında mutsuz değilim. Belki de dünyanın en mutlu insanından daha mutluyum. Çünkü ben benim. Nefes alıyorum, amaçlarım, daha hayatta yapacaklarım var. Hem söyler misin Allah aşkına, bir anda istediğim şeye sahip olursam, ne anlamı kalır yaşamanın? Hayır, vermeyeceğim geçmişimi. Geçmişimi alman benliğimi alman demektir. Benliğimi alırsan, ben ben olamam..." "Emin misin?" dedi adam. "Evet" dedi kadın. Ve adamın bir şey demesine fırsat vermeden evine çıktı. Adamın yüzündeki koca gülümsemeyi göremedi ama kendi gülümsemesini iliklerine kadar hissetti. &lt;br /&gt;Ertesi gün tüm yaşananları anlatmak için anne ve babasının mezarına gitti elinde bir çiçek buketiyle. Ağlamadı bu sefer, hep mutluluktan bahsetti ve hep gülümsedi. Eve döndüğünde apartmana taşınmaya çalışan genç bir adamla tanıştı. O kadar mutluydu ki, tüm bir gününü alacak olsa bile, yardım isteğini kıramadı adamın. Akşama kadar apartmandan birkaç kişiyle birlikte eşya taşıdılar. Yeni komşusunu yorgunluk kahvesi içmeye çağırdı ve çok neşeli bir sohbete daldılar. Genç kadın içinde bir şeylerin yeniden kıpırdamaya başladığını hissetti. Her yeni ilişki yeni bir hikâye demekti onun için ve kim bilir, belki de yeni bir hikaye yazmanın vakti gelmişti... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Burcu ARI &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4705782921415088230?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4705782921415088230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4705782921415088230&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4705782921415088230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4705782921415088230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2008/12/ayakkabi-kutulari-burcu-ari.html' title='AYAKKABI KUTULARI * Burcu ARI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-2986120867492561063</id><published>2008-12-02T20:46:00.001+02:00</published><updated>2008-12-02T20:49:33.581+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>BAYKUŞ * Tude BİBER</title><content type='html'>Baykuş… Gecenin durgun havası ve ürkütücü sükûnetinin derinliklerinden, bir yanardağın, bağrındaki külleri gökyüzüne püskürtüp, martıların özgürlüklerini, ufak bir kıvılcımın alev alarak yavaş yavaş eritmesi gibi, odanın sessizliğinde, giderek artan bir şekilde çınlamasına kulak kabarmıştı; bu sesin…&lt;br /&gt;Loş bir ışıkla hafifçe aydınlanmış, çok derin bir anlam içeren, altın işlemeli tablodaki yıllanmış resme bakıyordu. Sönmek üzere olan mumların, karanlığın kötülüklerinden koruduğuna inanıyordu kendisini; öyle ki bir an olsun ayrılmıyordu yanlarından. Gecenin içinden ansızın çıkıp geleceğini düşündüğü varlıkların seslerini duyumsuyordu arada bir;  hemen ardından bunun yalnızca, tavan arasında, depo olarak kullandıkları odanın döşemelerini kemiren fareler olduğuna inandırıyordu kendini. Ahşap koltuklardan birine oturmuş, suyu yudumlarken pencereden dışarı dikti gözlerini. Dolunayın çok kısa bir anlığına,  bulutların ardından gönderdiği ışınların, dev kitaplığın raflarındaki fotoğraf çerçevelerinden sekerek, sisli mavi ve yeşilimsi tonlardaki maun masanın üzerine yansıması gözüne çarptı.&lt;br /&gt;Karo şeklindeki desenlerin arasına serpiştirilmiş siyah çizgilerin oluşturduğu gölgelendirmenin belirginleştirdiği motifleri incelemeye başladı. Senelerdir başına oturduğu bu masanın yüzeyindeki şekiller, ilk defa korkutucu geliyordu ona. Eve taşınırken almış olduğu darbelerin çiziklerini dahi, ürkütücü şeylermiş gibi algılıyor, ansızın kalbinin daha çok çarptığını hissediyor, sonunda bunun yalnızca bir göz yanılması olduğuna ikna ediyordu zihnini. Hemen ardından, üst katta tıpırtılarını işittiği farelerin, tahtaları kemirmesi gibi bir şüphenin kemirdiğini hissediyordu içini. Ama ne olursa olsun, ay ışığının çizdiği geometrik şekiller, görkemli bir hava katıyordu odaya. Raflardaki çeşitli cam objelerden yansıyan köşeli gölgeler, beyaz seramik duvarlara ve mermer zemine düşerek damar görüntüsü veriyordu.&lt;br /&gt;Tabloya çevirdi; ucu bucağı görünmeyen okyanuslar kadar mavi gözlerini. İnsanın içine işleyen tuhaf, derin bakışları vardı. Hiç kimse anlayamazdı; bakışlarının anlatmak istediklerini.&lt;br /&gt;Hani bazı insanlar vardır; duygularını okursunuz ya bakışlarından, onlar gibi değildi bu bakışlar; yanıltıcı bir donukluk hakimdi bu gözlerde. Aldatıcı oyunlarla dolu bir döngü…&lt;br /&gt;Korkunç bir aydınlık ve beraberinde gelen gümbürtü; oturduğu yerden fırlamasına neden oldu. Arabaların; geceye karışan alarm seslerini duyabiliyordu. Perdeler... Koyu pembe renkteki, gümüş parıltılarla süslenmiş, yerlere kadar uzanan perdelerin, odanın içersine doğru süzülme çabasını seyretti bir süre. Eline aldığı, neredeyse bitmek üzere olan mumun loş aydınlığında, çok ama çok yavaş adımlarla, cam kapıya doğru ilerlemeye başladı. Kilidi yokladı ve pencereyi kapattı. Yağmur başlamıştı. Bir sessizlik fark etti gecede. Baykuş... Artık kulaklarını tırmalamıyordu bu ses; yerini, muazzam kıvrımlarıyla karanlığı delerek geceyi aydınlatan ve kulaklarını uğuldatan şimşekle gök gürültüsüne bırakmıştı. Yaprakların; haşarı bir çocuğun sinsi gülüşü gibi gelen hışırtısı ve hızla yağan yağmur buna eşlik ediyordu.&lt;br /&gt;Şimşeklerin tüyler ürpertici ışıkları, dünyanın alev alev yanıyormuş gibi görünmesine neden oluyordu. Rüzgâr, tüm hıncıyla esmeye başlamıştı şimdi; şiddeti her geçen an daha da artıyordu.&lt;br /&gt;Korkunç bir ağırlık çöktü üzerine; uyku bir sis gibi her yanını sardı. Öyle ki, göz kapaklarını açık tutmak için bile büyük bir çaba harcaması gerekiyordu. Koltuğa kıvrılmak için yerine dönerken, bir soğuk hava dalgasının geçtiğini hissetti yanından. Pencereler kapalıydı.&lt;br /&gt;Tüm güçleriyle camlara vuran ağaç dallarının gürültüsünü işitti. Üst kata çıkıp, üzerine bir battaniye almak için, kırmızı halılarla döşenmiş merdivenlere yöneldi. Az önceki korkularının,&lt;br /&gt;çocukça düşünceler olduğunun farkına varmaya başlamıştı şimdi. Yine de oldukça hızlı sayılabilecek adımlarla; ikişer, üçer arşınladı merdivenleri ve uzun holün sonundaki beyaz tahta kapıya doğru koştu. Yatağının üzerinde duran battaniyeyi eline aldığında, hiç beklemediği bir anda çalan telefonun sesiyle, yatağın üstünde buldu kendini.&lt;br /&gt;Titriyordu; soğuktan mı korkudan mı bilmiyordu. Titreyen parmakları, farkında olmadan ahizeye uzandı ve bir çırpıda kavradı onu. Annesiydi arayan. Fırtına yüzünden gecikeceklerini söylemek için aramıştı. Ayağa kalktı. Oyalanacak bir şeyler bulma umuduyla, odanın içersinde turladı. Darmadağın çekmecelerden birindeki bir kolyeye ilişti gözü. Bakırdan yapılmıştı; ortasında inanılmaz parlaklıkta; yeşilin harikulade tonlarında bir zümrüt bulunuyordu. Zümrüdün kenarları, bakırdan, sırma şeklindeki kabartmalarla çevrelenmişti. Hemen üzerinde, ufak bir pırlanta vardı. Babasından yadigârdı bu kolye ona. Annesi, buğulu gözlerini kaçırarak, sahte bir gülümsemeyle anlatmıştı bunun hikâyesini. İlk evlilik yıldönümü hediyesiydi bu kolye, annesine. Ve annesi, kendisine verdikten sonra bu eşiz hediyeyi, yıllar boyunca çıkarmamıştı boynundan. Tuhaf bir şekilde, kendisini kötülüklerden koruduğuna inanırdı; çocukken. Babasını temsil ediyordu zümrüt ve pırlantada kendisini. Kötülükler, aslında pırlantadan daha az değerli ama daha gösterişli olan zümrüdün içinde toplanıyordu. Ve kendisi de, gerçekte çok yakınında olan kötülüklerden korunuyordu bu şekilde. Ama aradan geçen yıllar, bu kolyeye ilk dokunduğu günkü masumiyetini yitirmiş olmasına sebep olmakla beraber, bu tür masallara kanmaması gerektiğini de öğretmişti. Şimdiyse aynı tuhaf duygu sarmıştı her yanını; öylesine bütünleşmişti bu duyguyla. Kolyeyi kavradı yavaşça ve aynanın karşısına geçti. Omzuna dökülen bukleleri havaya savurdu ve klipsi geçirdi halkaya.&lt;br /&gt;Birbirlerine temas ettikleri anda, sonsuz bir güven hissetti. Bir an için, babasının gözlerindeki parıltıyı sezinler gibi oldu; karşısındaki gözlerde. Ve o an fırtınanın yavaşladığını fark etti. Artık geceyi delen ışıklar ve kulaklarını uğuldatan gök gürültüleri duymuyordu. Aşağı indiğinde pencerenin açık olduğunu gördü. En ufak bir korku kırıntısı olmadan içinde, yürüdü ve sonuna dek araladı pencereyi. Bahçenin giriş kapısının hemen yanı başındaki ağaçların arasındaki bir gölgenin, el salladığını görür gibi oldu. El sallıyor ve uzaklaşıyordu. Gözlerini kapadı ve bekledi. Tekrar açtığında, hiç olmadığı kadar net görüyordu dünyayı. Kolyeyi boynuna taktığı ilk günkü heyecanla gülümsedi babasına ve şeffaf siluetin, gecenin içersinde yok oluşunu izlemeye başladı.&lt;br /&gt;Uyandığında odasındaydı. İpek battaniyenin altında, kıvrılmış, yatıyordu. ” Rüya... Her şey bir rüyaydı…” Çekmeceye yöneldi ve kolyeyi aramaya başladı. Ardından tıpkı rüyasındaki gibi aynanın karşısına geçip boynuna taktı. Çok uzun zamandır bu denli iyi hissetmemişti kendini. Bu denli huzurlu... Ama bu sefer o tatlı parıltıyı sezinleyememişti gözlerinde.&lt;br /&gt;Pencereden gelen ufak bir tıkırtı duydu. Baykuş... Pencereyi açtı; karşısındaki ağacın dallarından birine tünemişti sapsarı bir çift göz. Güneş kadar parlak harelerle çevrelenmişti iri gözler. Baykuşun gözlerinin derinliklerine baktı. Ve ardından çok ama çok tanıdık gelen bir şeyler sezinledi. ” Rüyalar...” diye düşündü. ” İnsan kalbinin derinliklerindeki en gizli arzuların yansımaları...” Ardından son bir ötüşle gecenin içinde kaybolan baykuşu izlemeye başladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tude BİBER&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-2986120867492561063?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/2986120867492561063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=2986120867492561063&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2986120867492561063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/2986120867492561063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2008/12/bayku-tude-biber.html' title='BAYKUŞ * Tude BİBER'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-8086827813176992492</id><published>2008-12-02T11:24:00.001+02:00</published><updated>2008-12-02T11:27:01.792+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>YARIM KALANLAR</title><content type='html'>Eski bir defterim vardı bir zamanlar. Küçük ve eski bir defterdi. İçerisine hayatımdan kesitlerin bulunduğu şiirleri yazardım hep.&lt;br /&gt;Evet. Ben de bir zamanlar bir şeyler yazardım. Sevindiğimde, üzülüp dara düştüğümde, aşk acısı çektiğimde hep yazardım... İçimi döker, anlatmak istediklerimi haykırırdım satırlara. Beni ve yaşadıklarımı en iyi anlatan satırlardı yazdıklarım. Bazen de yazmayıp yarım bıraktıklarım...&lt;br /&gt;İşte geçenlerde o defterimi karıştırırken içerisinde yarım kalan şiirlerim çekti dikkatimi. “Neden?” diye sordum kendime. Neden tamamlanamadı bu şiirler? Engel olan şeyler neydi? Kimlerdi? Cevap aramaya çalıştım saatlerce fakat kendimce geçerli bir sebep bulamadım.&lt;br /&gt;Ve sonra tamamlamayı denedim bir de. Ama olmadı, yapamadım. Çünkü ne o şiire başlarken hissettiğim duygu vardı, ne de düşüncelerim ve heyecanım... Olmadı. Bende bu şiirlerin yarım kalması yönünde bir karar verdim. Çünkü bunlar yaşanmış ve yarım kalmış olayların kâğıda dökümüydü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Leyla DOĞRUL&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-8086827813176992492?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/8086827813176992492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=8086827813176992492&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8086827813176992492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/8086827813176992492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2008/12/eski-bir-defterim-vard-bir-zamanlar.html' title='YARIM KALANLAR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-4418739221551016004</id><published>2008-12-02T11:22:00.000+02:00</published><updated>2008-12-02T11:24:21.367+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>NEREDEN BİLİRDİM?</title><content type='html'>Umudumdun sen benim&lt;br /&gt;Sevdiğimdin&lt;br /&gt;Her şeyim&lt;br /&gt;Nereden bilirdim?&lt;br /&gt;Beni sensiz bırakarak&lt;br /&gt;Canımı acıtacağını&lt;br /&gt;Kalbimi aşkının ateşiyle yakıp&lt;br /&gt;Küllerini üzeremi üfleyip&lt;br /&gt;Çekip gideceğini&lt;br /&gt;Nereden bilirdim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neydi beni sana bağlayan?&lt;br /&gt;Anlamlı bakan derin gözlerin mi?&lt;br /&gt;Yoksa sahte gülüşün mü?&lt;br /&gt;Nereden bilirdim?&lt;br /&gt;Hepsinin yalan olduğunu&lt;br /&gt;Beni severken bile&lt;br /&gt;Benden nefret ettiğini&lt;br /&gt;Nereden bilirdim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçin acımadı mı senin,&lt;br /&gt;Kalbin parçalanmadı mı?&lt;br /&gt;Bu kadar saf bir sevgiyi&lt;br /&gt;Bir hiç uğruna harcarken&lt;br /&gt;Nereden bilirdin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim seni bu kadar çok sevdiğimi&lt;br /&gt;Nasıl anlayabilirdin ki zaten&lt;br /&gt;Sen sevmeyi&lt;br /&gt;Nereden bilirdin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Leyla DOĞRUL&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-4418739221551016004?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/4418739221551016004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=4418739221551016004&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4418739221551016004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/4418739221551016004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2008/12/nereden-bilirdim.html' title='NEREDEN BİLİRDİM?'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-5171417268947231756</id><published>2008-12-02T11:20:00.000+02:00</published><updated>2008-12-02T11:22:17.086+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>YIKILMADILAR</title><content type='html'>Belki çok kitap okumamıştılar hayatlarında&lt;br /&gt;Belki sadece yemek parası vardı&lt;br /&gt;Çalıştıkları zaman aralığında&lt;br /&gt;Bileklerinin hakkıyla düşüştüler yollara&lt;br /&gt;Belki sadece yaşamak istemişlerdi umutlarıyla&lt;br /&gt;Umutlarında&lt;br /&gt;Sadece küçük birer ev vardı&lt;br /&gt;Birkaç ağaçlık bir bahçe, belki de bir araba&lt;br /&gt;Umutsuz olmadılar hiçbir zaman&lt;br /&gt;Kendi yağlarıyla kavruldular&lt;br /&gt;Acı soğan tuz ekmekti&lt;br /&gt;Emeklerinin karşılığı&lt;br /&gt;Yılmadılar, yılmadılar&lt;br /&gt;Haksızlıklar karşısında yıkılmadılar&lt;br /&gt;Hep umutluydular&lt;br /&gt;Hiç yılmadılar&lt;br /&gt;Çünkü onların hepsi de&lt;br /&gt;Birer Yılmazdılar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunus Emre AYRAL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-5171417268947231756?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/5171417268947231756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=5171417268947231756&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5171417268947231756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/5171417268947231756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2008/12/yikilmadilar.html' title='YIKILMADILAR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-7263776220510737888</id><published>2008-06-07T11:24:00.000+03:00</published><updated>2011-03-12T11:26:32.692+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİ ÖĞRENCİLERİ BİLGİLERİNİ SERGİLEDİ</title><content type='html'>Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nin eğitim-öğretim yılı sonu dolayısıyla düzenlediği "Geleneksel 5. Bilim-Kültür-Sanat Fuarı" sergileri ve sundukları deneyler beğenildi.&lt;br /&gt;06 Haziran 2008 Cuma 01:21 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Arif AKÇAY &lt;br /&gt;Gerçek Gazetesi &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nin eğitim-öğretim yılı sonu dolayısıyla düzenlediği "Geleneksel 5. Bilim-Kültür-sanat Fuarı" sergileri ve sundukları deneyler beğenildi. &lt;br /&gt;Dün saat 11.00'de açılması gereken sergi, Söke'de protokolün programı yoğun olunca 11.45 sıraları Kaymakam Celil Ateşoğlu, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Buğdayeken, Emniyet Müdürü Mehmet Ali Serin ile öğrenci velileri ve bazı davetlilerin katılımıyla açıldı. Okulun üç katında salonlarda ve sınışarda öğrenciler gördükleri matematik, kimya, fizik, biyoloji gibi derslerde öğrendiklerini öğretmenlerinin de yardım ve destekleriyle deneysel olarak sergilediler. Protokol üyeleri tüm sergileri gezerek öğrencilerden bilgiler hakkında bilgiler aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kaymakam Ateşoğlu'nun kan grubu tuttu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergide bir grup öğrenci Kaymakam Celil Ateşoğlu'nun kan grubunu teşhis etmek istedi. Kaymaka'dan kan alan öğrenciler kısa sürede deneylerini tamamlayarak Ateşoğlu'na kanının (0 RH +) olduğunu söyleyince Kaymakam Ateşoğlu öğrencileri kutladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Menderes'in kirliliğini kanıtladılar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biyoloji öğretmenleri Selda Acar öncülüğünde su kirliliğini deneylerle araştıran Berna Uluca, Fulya Özenmiş,Aliye Erol, Ceren Çavuşoğlu, Sevil Dinçer ve Elif Ateş adlı öğrencilerin çalışması da ilgi çekti. Öğrenciler, Büyük Menderes Nehri'nden Şehir içme suyu şebekesinden sulayıp büyütmeye çalıştıkları biber, fasülye gibi bitkileri sergilediler. Menderes suyu ile sulanan bitkilerin büyümedikleri dikkat çekerken öğrenciler; "Doğal kaynaklarımızın korunmasına önem çekmek istedik. Kirliliğin ekonomik boyutu olduğuna dikkat çekerek Menderes Nehri'nin kirlenmesini önleyici tedbirler alınması gerektiğini vurgulamak istedik" dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yahya Kemal unutulmadı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergide ünlü şairimiz Yahya Kemal de unutulmadı. Edebiyat Grubu öğrencileri çaldıkları klasik gitar eşliğinde Yahya Kemal şiirlerinden örnekler okurlarken Türk Sanat Müziği şarkıları da seslendirdiler. Sergide ayrıca müzikle büyütülen bitkiler, çeşitli fiziki deneyler de sergilendi. Öğrencilerin çalışmaları, sergiyi gezenlerce takdire değer bulundu. Okul Müdürü Kazım Alp ile okul öğretmenleri ve öğrencileri beşinci kez böylesine kapsamlı bir sergiyi daha başarıyla tamamlamış olmanın mutluluğunu yaşadıkları her hallerinden hissediliyordu. &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-7263776220510737888?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/7263776220510737888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=7263776220510737888&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7263776220510737888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/7263776220510737888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2008/06/hilmi-firat-anadolu-lisesi-ogrencileri.html' title='HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİ ÖĞRENCİLERİ BİLGİLERİNİ SERGİLEDİ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-116564425326514037</id><published>2006-12-09T07:58:00.004+02:00</published><updated>2008-12-02T20:58:50.153+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>SAMİM KOCAGÖZ ÖYKÜ YARIŞMASI SONUÇLANDI</title><content type='html'>Samim Kocagöz Öykü Yarışması Sonuçlandı&lt;br /&gt;Söke'de yayınlanan Beşparmak dergisinin geleneksel hale getirdiği yazar Samim Kocagöz anısına düzenlenen öykü yarışması sonuçlandı.&lt;br /&gt;Muzaffer İzgü, Burhan Günel, Öner Yağcı, Ziya Gürel ve Mustafa Pamukçu'dan oluşan seçici kurulun yaptığı değerlendirme sonunda:&lt;br /&gt;1.lik Ödülü: Esra Odman / Tek Gecelikti...&lt;br /&gt;2.lik Ödülü: Hatice Oya Kuzgun / Kubilay Han'ın Gelini&lt;br /&gt;3.lük Ödülü: Ruşen Ergün / Kayıp&lt;br /&gt;Dursun Akçam Seçici Kurul Özel Ödülü: Gülçin Karaş Duman / Kartopu&lt;br /&gt;Ayrıca Beşparmak Kültür Sanat dergisinin bu yıl 11'incisini düzenlediği şiir yarışmasında:&lt;br /&gt;1.lik Ödülü: Mehmet Ercan / Güneşini yüreğimde sakladım&lt;br /&gt;2.lik Ödülü: Mehmet Genç / Aşkın rengi kırmızı&lt;br /&gt;3.lik Ödülü: Hakan Yılmaz / Altmış dört numara&lt;br /&gt;Mesut Doğan Seçici Kurul Özel Ödülü: Ali Ozanemre / Biz çocuklar&lt;br /&gt;Ödüller 3. Söke Sanat Edebiyat ve Kitap Günleri etkinlikleri kapsamında 17 Kasım 2006'da Söke Anadolu Meslek Lisesi Salonu'nda dağıtıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-116564425326514037?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/116564425326514037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=116564425326514037&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116564425326514037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116564425326514037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2006/12/samim-kocagz-yk-yarimasi-sonulandi.html' title='SAMİM KOCAGÖZ ÖYKÜ YARIŞMASI SONUÇLANDI'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-116394997868605569</id><published>2006-11-19T17:23:00.001+02:00</published><updated>2008-12-02T20:58:23.419+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>YAŞAMAK İSTİYORUM, GERÇEKTEN...</title><content type='html'>Çok çabuk güveniyorum,&lt;br /&gt;İnanıyorum herkese.&lt;br /&gt;Aslında onları değil;&lt;br /&gt;İnanmak istediklerimi görüyorum sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedendir bilmiyorum,&lt;br /&gt;Çok çabuk kırılıyorum.&lt;br /&gt;İnandıklarım yalan olunca,&lt;br /&gt;Hep kendime kızıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimden akanlara dur diyemiyorum,&lt;br /&gt;Sonra o akıntıda kaybolmuş gidiyorum.&lt;br /&gt;Aslında inanmıyorum,&lt;br /&gt;Ben de ne yaptığımı bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmek mi istiyorum,&lt;br /&gt;Yoksa güvenmek mi?&lt;br /&gt;Gerçek dost mu arıyorum,&lt;br /&gt;Yoksa gerçekten yalan mı herkes?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tek istediğim yaşamak,&lt;br /&gt;Gerçekten, inandıklarımla yaşamak,&lt;br /&gt;Dostsa dost, hakikatsa hakikat.&lt;br /&gt;Ben istiyorum aydınlıkta yaşamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Reyhan GÜMÜŞ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-116394997868605569?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/116394997868605569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=116394997868605569&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116394997868605569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116394997868605569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2006/11/yaamak-istiyorum-gerekten.html' title='YAŞAMAK İSTİYORUM, GERÇEKTEN...'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-116307161908003365</id><published>2006-11-09T13:22:00.001+02:00</published><updated>2008-12-02T20:59:28.265+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ders Notları'/><title type='text'>İLETİŞİM</title><content type='html'>İLETİŞİMİN ÖNEMİ&lt;br /&gt;İletişim, birlikte yaşayan insanların anlaşmak ve paylaşmak ihtiyacı duymasından kaynaklanmış ve bu zorunluluk üzerinde gelişmiştir. Bunun için iletişim, yaşamanın gereğidir. İletişim, anlatma-anlaşma temeli üzerine kurulur. Her karşılıklı konuşma iletişimle ilgili birçok hususu yapısında barındırır. Konuşmak için iletiyi (söz, haber, bilgi, duygu ya da düşünceyi), konuşan kişinin ifade etmesi şarttır. Bunlar her iki tarafın dil ve kültür ortaklığını gerektirir.&lt;br /&gt;İletişimin olmadığı yerde yalnızlık başlar. İnsanın insanla karşılaştığı, ilişki kurduğu her yerde, her durumda ayrı bir dil biçimi hâlinde düzenlenmiş iletişim süreci başlar. İyi giyimli birine saygı gösterme, otobüste yaşlılara yer verme, birlikte yaşamanın kurallarını yerine getirme çok defa görünmez bir dille söylenmiş öğütlere uymadır. Hayatın akışını sağlayan unsurlardan biri iletişimdir. Çünkü; iletişim yalnızca sözlerin aktarılma süreci değildir. İletişim, gündelik hayatın akışı içinde her an farklı durumda karşımıza çıkar. Sosyal hayatın bu sisteme bağlı kalarak düzenlenmesini, kendisini yenileyerek sürdürmesini iletişim sağlar. İletişimin olmadığı yerde düzen ve gelişmeden söz edilemez. En gelişmiş iletişim aracı da dildir. Dilin dışındaki göstergelerle de gerçekleşen iletişimler vardır. Zamanla bu ihtiyaç zenginleşmiş, gelişmiş ve kitle iletişim araçları oluşmuştur.&lt;br /&gt;Deniz kıyısında bir tatil köyünde olduğunuzu hayâl edin.&lt;br /&gt;Güneşin doğuşun görmek için sabah erkenden kalktınız ve deniz kıyısında yürüyüşe çıktınız. Sahilde yürürken başka birinin size doğru gelmekte olduğunu gördünüz, bu kişi yaklaştıkça onun karşı cinsten tanımadığınız biri olduğunun farkına vardınız.&lt;br /&gt;İçinde yetiştiğiniz aile ve yörenin gereği siz karşıdan gelen bu insana hiçbir şey söylemediniz, hatta rahatsız olmasın diye yüzüne bile bakmadınız.&lt;br /&gt;O da size hiçbir şey söylemedi ve yüzünüze bakmadı.&lt;br /&gt;Birbirinize bir şey söylemeden, birbirinizin yüzüne bakmadan geçip gittiniz.&lt;br /&gt;Karşıdan gelen bu kişiyle aranızda iletişim var mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLETİŞİMİN UNSURLARI VE YAPISI&lt;br /&gt;En sade ve yakın iletişimde; konuşan, söz edilen husus, bu sözün taşındığı kanal ve bu sözün şifresi vardır. Konuşana gönderici, dinleyene alıcı, sözü edilen hususa ileti, anlaşmayı sağlayan ve yeni iletiyi taşıyan araca kanal, iletiyi ifade edene de şifre denmektedir. Konuşma da şifre dil, kanal da ses dalgalarını taşıyan havadır. Konuşma, bütün bunlar bir araya gelince gerçekleşir.&lt;br /&gt;Gönderici bir kişi olduğu gibi, bir kurum, bir yayın organı, bir amir de olabilir. Alıcı da tek kişiden en gelişmiş topluma kadar genişleyebilir.&lt;br /&gt;Sağlıklı bir iletişimin kurulmasında göndericinin iletiyi hazırlamakta ve göndermekteki niyeti; alıcının (hedef kişi veya topluluğun özellikleri) özelliklerinin bilinmesi önem taşır. İleti, göstergeler kullanılarak düzenlenir. Seçilen hedef kitlenin özelliklerine, kültür ve zevk düzeyine göre gösterge kullanmak gerekir. Her göstergenin de bulunduğu bağlamda, anlam kazandığı unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;Oruçlu insanlar için televizyonda iftara yakın saatlerde pırıl pırıl bir su görüntüsünün ve su sesinin arkasından “soframız sizi bekliyor” deyip davetkâr evlerin varlığını hissettirdiğimizi düşünelim.&lt;br /&gt;Gönderici kullanacağı kanalda, hedef kişi ve kitlede uyandırmak istediği etkiye göre gösterge seçer.&lt;br /&gt;Bir şehirde insanların mutlu yaşadıklarını ifade edebilmek için hangi göstergeleri kullanabiliriz?&lt;br /&gt;1. Şehrin ileri gelenlerinin konuşmalarından seçilen bazı sözlerle,&lt;br /&gt;2. Halkı yapılan anket ve röportajlarının yayımlanmasıyla,&lt;br /&gt;3. Çocukların sevinç içinde oynadıklarını gösteren resimlerle,&lt;br /&gt;4. Halktan kişilerin mutluluk ifade eden konuşmalarıyla,&lt;br /&gt;5. İyi donatılmış hastane ve hapishanelerin boş denecek kadar tenha olduğunu gösteren fotoğraf veya anlatan yazılarla,&lt;br /&gt;6. Yetkililere dua edenleri gösteren karikatürlerle insanların mutlu yaşadıklarını ifade edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖNDERİCİ – İleti – Kanal – Alıcı&lt;br /&gt;(Kaynak) (Mesaj) (Araç)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------&gt; Dönüş &lt;----------------------------- (Geri Bildirim) -----------------------&gt; Bağlam &lt;----------------------------- (Ortam) İletişim Modeli Tablosu İLETİŞİMİ ENGELLEYEN ETMENLER: a. Fiziksel engeller: Gürültü, telefon ya da Internet ağındaki arızalar… b. Nerofizyolojik engeller: Gönderici ya da alıcının görme, işitme gibi bedensel özürleri… c. Psikolojik engeller: İletinin sadece bir bölümünü seçme, iletiyi unutma ya da iletiyi almaya hazır olmama… ç. Sosyolojik engeller: Eğitim, kültür, gelir, statü farkları… İLETİŞİM VE GÖSTERGE İletişim etkinliğinde gösterge temel kavramlardan biridir. Çünkü iletişimde varlık ve objeler değil; onların sembolü olan göstergeler kullanılır. En etkili değilse de en yaygın ve en kullanışlı göstergeler, dil göstergeleridir. Çünkü taşınmaları ve kullanılmaları daha kolaydır. Ayrıca dil göstergeleri çok anlamlıdır, yan anlam kazanabilirler. Bu yüzden dille iletişim insanın ayırt edici özelliğidir. Göstergeleri, dil göstergeleri ve dil dışı göstergeler olmak üzere gruplandırmak mümkündür. a) Dil Göstergeleri: Dil göstergeleri nesne ve kavramların kendisi değildir. Dilde anlamı olan en küçük birime gösterge denir. Hece, sözcükler, fiil çekim ekleri vb, &gt; Dil göstergeleri, taklit yoluyla oluşan sözcükler dışında nedensizdirler, oldukları gibi kabul edilmişlerdir.&lt;br /&gt;&gt; Dil göstergeleri çizgiseldir. Sesler art arda gelerek bu özellik oluşur. Anlatımda da bu sözcüklerin birbirini izlemesiyle ortaya çıkar.&lt;br /&gt;“Öğretmen sınıfa zamanından önce geldi.”&lt;br /&gt;Cümlesini doğru algılayabilmek için bu cümledeki sözcüklerinin hepsinin kullanılmasını beklemek zorundayız. (Oysa görsel iletişimde resim ya da filimde öğretmenin sınıfa girişi bir anda gerçekleşmektedir.)&lt;br /&gt;&gt; Dil kendi doğal seyri içinde değişebilir. Ancak, dil göstergeleri sebepsiz yere bırakılıp yerlerine yenileri uydurulmaz.&lt;br /&gt;&gt; Dilde her şey ayırıcı birimlerin birleşimiyle işler.&lt;br /&gt;“Bak, yak, çak” sözcüklerinde b, y, ç ünsüzleri ayırıcı birimlerdir.&lt;br /&gt;&gt; Dil, çift eklemlidir. Yani dil göstergeleri yer aldıkları dizi içinde farklı anlamlar kazanabilir.&lt;br /&gt;“Başım ağrıyor”, “baş eğdi”, “baş kaldırdı” söz gruplarında aynı gösterge (baş) farklı olarak kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Dil Dışı Göstergeler:&lt;br /&gt;Dil dışı göstergeler, bütün iletileri açıklayamaz. Bunları şu şekilde adlandırabiliriz:&lt;br /&gt;Belirti: Belirtide gösterge kendi dışında bir şeyi ifade eder. Amaç, iletişim sağlamak değildir.&lt;br /&gt;“Bulutlu hava” -----&gt; BELİRTİ&lt;br /&gt;(Doğal, istem dışı, amacı yok)&lt;br /&gt;(Yağmur yağacağını ifade eder.)&lt;br /&gt;“Ateş, öksürük” -----&gt; BELİRTİ&lt;br /&gt;(Hastalığı ifade eder.)&lt;br /&gt;Belirtke: Belirtkede gösterge kendi varlık sebebi dışında bir hususu ifade etmek üzere kullanılır. Bu anlam değeri, toplumun diğer üyeleri tarafından da anlaşılır. Amaç, uzlaşmadır.&lt;br /&gt;“Trafik ışıkları” -----&gt; BELİRTKE&lt;br /&gt;(Uzlaşma sağlar.)&lt;br /&gt;(Trafiği düzenler. İnsanların tümü tarafından aynı şekilde algılanırlar.)&lt;br /&gt;“Yasakları ifade eden şekil ve işaretler” ------&gt; BELİRTKE&lt;br /&gt;Görsel gösterge: Gösteren ile gösterilen arasında gerçekten benzerliğin olduğu göstergelerdir.&lt;br /&gt;“Atatürk’ün portresi” -----&gt; GÖRSEL GÖSTERGE&lt;br /&gt;(Atatürk ile portresi arasında bir benzerlik vardır.)&lt;br /&gt;Simge: Benzerlik ve uzlaşma ilişkisiyle soyut tek bir gösterilene göndermede bulunan görsel biçimdir.&lt;br /&gt;Nesne ve kavramların dillerde oluşan ses simgeleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----&gt; GÖSTERİLEN&lt;br /&gt;K-i-t-a-p -----&gt; Dil Bilim Göstergesi&lt;br /&gt;(Ses Simgesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLETİŞİMDE DİLİN İŞLEVLERİ&lt;br /&gt;Dil, iletişim şemasında yer alan diğer unsurların iletiyle ilişkisine göre yeni ve farklı görevler üstlenir. Bu görevlere “işlev” denmektedir. İletişim esnasında dilin kazandığı işlevleri şu şekilde sıralayabiliriz:&lt;br /&gt;a. Duygusal ve Anlatımsal İşlev (Coşku, Heyecan Bildirme İşlevi): Göndericinin varlık, eşya, kavram vb. karşısındaki tavrı ve duyarlılığı dile getirilirse dil bu işleviyle kullanılır.&lt;br /&gt;“Ah Tanrı’m, ne kadar güzel bir kız!”&lt;br /&gt;“Deli midir nedir, gülüyor!”&lt;br /&gt;b. Göndergesel İşlev (Göndericilik İşlevi): Göndergeyi tanıtmak üzere ortaya konulan metinlerde dil bu işleviyle kullanılır. Burada amaç, bir varlığı ya da görünüşü açıklamak, bilgi vermek, bir düşünceyi aktarmaktır.&lt;br /&gt;“Sosyoloji, toplumun türünü inceler ve her şeyi toplumun tümü içinde inceler.”&lt;br /&gt;“Ünlü Alman filozof Hegel’in felsefesinin çıkış noktası bilim değil tarihtir.”&lt;br /&gt;c. Alıcıyı Yönlendiren İşlev (Alıcıyı Harekete Geçirme İşlevi): Alıcıda bir etki uyandırması onun bir iş yapması, bir eylemde bulunması amacıyla düzenlenmişse bu işleviyle kullanılır.&lt;br /&gt;“Arkaya doğru ilerleyelim.”&lt;br /&gt;“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!”&lt;br /&gt;d. İletişim Kanalını Kontrol Eden İşlev (Kanalı Kontrol İşlevi): İletişimin sürüp sürmediğini kontrol etmek, iletişim kanallarını denetlemek amacıyla düzenlenmişse bu işleviyle kullanılır.&lt;br /&gt;“Söylediklerim anlaşıldı mı?”&lt;br /&gt;“Herkes dinliyor mu?”&lt;br /&gt;e. Dil Ötesi İşlevi: Dil bilgisi kurallarını ve dille ilgili hususları anlatmak amacı güdülüyorsa bu işleviyle kullanılır.&lt;br /&gt;“Çekimli fiiller cümlede yüklem görevinde kullanılır.”&lt;br /&gt;“Cümle sonlarına nokta konur.”&lt;br /&gt;f. Edebî-Sanatsal-Yazınsal İşlev (Şiirsel İşlevi): Dil sanatsal metinlerde bu işleviyle kullanılmakta hatta edebî dil veya sanat dili olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;“Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,&lt;br /&gt;Bir güzellik doluyor yüreğime şiirden.&lt;br /&gt;Martıları konuyor omuzlarıma,&lt;br /&gt;Gözlerin İstanbul oluyor birden.”&lt;br /&gt;Yavuz Bülent Bakiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şairim ya,&lt;br /&gt;Gözlerini görürüm geceleri dolunayda,&lt;br /&gt;Güneş doğarken selamını alırım.&lt;br /&gt;Nerden çıktı bu rüzgâr?&lt;br /&gt;Havada saçlarının kokusu var…&lt;br /&gt;Bırak dilediğince essin, dile gelsin,&lt;br /&gt;Şiir olup essin yüreğime;&lt;br /&gt;Sonsuza kadar!”&lt;br /&gt;Oyhan Hasan Bıldırki&lt;br /&gt;g. Bağlamsal İşlev: Bağlamla ilgili hususlar, dile getirilmek istendiğinde bu işleviyle kullanılır.&lt;br /&gt;Dil işlevlerini iletişim anında kazanmaktadır. Ancak metinlerde dilin birkaç işleviyle birlikte kullanıldığı da göze çarpar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilâl GÜLER&lt;br /&gt;DERS NOTLARI&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-116307161908003365?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/116307161908003365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=116307161908003365&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116307161908003365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116307161908003365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2006/11/iletiim.html' title='İLETİŞİM'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-116307128647794778</id><published>2006-11-09T13:16:00.001+02:00</published><updated>2008-12-02T20:59:50.308+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ders Notları'/><title type='text'>ÇEŞİTLİ YÖNLERİYLE DİL</title><content type='html'>Dil, insanlar arasındaki iletişimi sağlayan bir araçtır. Dilin insan hayatındaki başlıca rolü, bilgiyi başkalarına nakletmek, böylece bir anlaşmaya varmaktır.&lt;br /&gt;Dilin ortak nitelikleri şunlardır:&lt;br /&gt;a. İnsanlar arasındaki iletişimi sağlar.&lt;br /&gt;b. Sosyal bir kurumdur.&lt;br /&gt;c. Temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli bir anlaşmalar sistemidir.&lt;br /&gt;d. Kendine özgü konuları olan ve gelişen canlı bir varlıktır.&lt;br /&gt;e. Bir milletin ortak malıdır.&lt;br /&gt;f. Bir milletin kültür ve uygarlık seviyesi ile yakından ilgilidir.&lt;br /&gt;Dil, konuşma dili ve yazı dili olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br /&gt;Konuşma Dili, günlük hayatımızda kullandığımız dildir. Karşılıklı konuşmalarda dil kurallarına uyulmadığı görülebilir. Çünkü dil kurallarına uygun konuşmayı planlayacak zamanı yoktur.&lt;br /&gt;Konuşmada ses tonundan ve vurgulardan yararlanılır. Ayrıca jest ve mimikler de karşımızdaki kişiyle anlaşmamıza yardımcı olur.&lt;br /&gt;Konuşma dili, bölgelere göre farklılıklar gösterebilir; ancak bu farklılıklar yazıya yansımamalıdır.&lt;br /&gt;Yazı Dili, yazılı anlatımda kullanılan dildir. Bir milletin kültür ve edebiyat dili, aynı zamanda yazı dilidir. Yazı dili farklılık göstermez, ortaktır ve devlet dilidir.&lt;br /&gt;Diler kendi içlerinde birtakım alt kollara ayrılır:&lt;br /&gt;a. Ağız: Bir dilin bölgelere göre değişen söyleyiş özelliğidir. Dilimiz konuşulduğu yere göre farklılıklar gösterir. Kars ağzı, Trabzon ağzı, Aydın ağzı vb.&lt;br /&gt;“Ondan biz gece gahdık. Osmannı içine, gece bizi aldı gaşdılar. Gaşdığımız kimi yollarda az galdı tüfenginen bizi dolandırdılar.” A. Bican Ercilasun&lt;br /&gt;b. Şive: Bir dilin ses ve şekil farklılıkları içeren söyleyiş özelliğidir. Türkçe’de 20’den fazla şive vardır. Kırgız, Kazak, Azerî, Özbek, Türkmen, Türkiye Türkçesi vb.&lt;br /&gt;“Ahvalingiz neçük?” Özbek Türkçesi -&gt; (Nasılsınız?)&lt;br /&gt;“Düşeceğim” Azerî Türkçesi -&gt; (İneceğim.)&lt;br /&gt;c. Lehçe: Bir dilin bilinmeyen zamanlarda kendinden ayrılmış, çok büyük farklılıklar gösteren koludur, Yakutça, Çuvaşça gibi.&lt;br /&gt;“İti kurduk munın munnan ereyin ereydien ıppıkın körün baran, töröp-püt ağalah kisi süreğim asımmat sanam haytah namnabat bu ol uoğay.”&lt;br /&gt;(Böylece bu kadar işkence yapıldığını gören ana yüreği nasıl acımasın ve aklını oynatmasın?)&lt;br /&gt;Dil, bir toplumu millet konumuna getiren bağların en güçlüsüdür. Dil olmadan bir toplumun gelişmesi beklenemez. Dili olmayan milletlerin tarihlerinden de söz edilemez. Bir milletin değerleri, gelenekleri, inanışları, mücadeleleri, kısacası kültürü, o milletin dilinde saklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİL BİLGİSİNİN BÖLÜMLERİ:&lt;br /&gt;Dil Bilgisi dillerin doğuşunu, günümüze kadar geçirdiği evreleri, dilin özelliklerini, kurallarını inceleyerek dili doğru kullanma yollarını gösteren bilgiler topluluğudur.&lt;br /&gt;Bir dilin yapısının incelenebilmesi için çeşitli bilimsel yollardan hareket etmek gerekir. Bu nedenle dil bilgisi kendi içinde birtakım alt dallara ayrılır.&lt;br /&gt;1- Ses Bilgisi (Fonetik): Bir dildeki sesleri, bu seslerin birlikte kullanılışlarını, vurgularını, tonlarını inceler.&lt;br /&gt;2- Şekil Bilgisi (Morfoloji): Sözcük köklerini, eklerini, sözcüklerin birleşme ve türeme yollarını, çekim özelliklerini inceler.&lt;br /&gt;3- Yapı Bilgisi (Etimoloji): Sözcüğün kökünü, ne zaman ortaya çıktığını, zaman içerisinde nasıl değişikliklere uğradığını araştırır.&lt;br /&gt;4- Anlam Bilgisi (Semantik): Sözcük ve sözcük gruplarının anlamlarını, anlam değişmelerini inceler. Cümlelerin anlamlarını da değerlendirir.&lt;br /&gt;5- Cümle Bilgisi (Sentaks): Cümleleri, cümlecikleri, sözcük gruplarını yapıları bakımından inceler. Bunların cümle içerisinde nasıl yer aldığını araştırır.&lt;br /&gt;6- Ağız Bilgisi (Diyalektoloji): Sözcüklerin çeşitli bölge ve gruplara göre değişen söyleyiş biçimlerini inceler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNYA DİLLERİNİN SINIFLANDIRILMASI&lt;br /&gt;Dünyada konuşulan dillerin sayısı kesin olarak bilinmemektedir.&lt;br /&gt;* Dil aşamasına gelen bazı lehçelerin ayrı bir dil sayılıp sayılmayacağı.&lt;br /&gt;* Yazı dilini oluşturmamış dillerin bir dil sayılıp sayılmayacağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİÇİMLERİ (YAPILARI) BAKIMINDAN DİL AİLELERİ&lt;br /&gt;1- Tek Heceli (Yalınlayan) Diller:&lt;br /&gt;a. Sözcükleri tek hecelidirler, ek almazlar.&lt;br /&gt;b. Sözcükler cümle içinde değişikliğe uğramazlar, çekimleri yoktur.&lt;br /&gt;c. Cümle tek heceli sözcükler dizisinden ibarettir.&lt;br /&gt;d. Sözcüklerin görevi cümledeki yerinden anlaşılır. (Cümle dışındaki sözcüklerin ad, sıfat, belirteç, eylem olup olmadıkları anlaşılmaz.)&lt;br /&gt;e. Şekil olarak birbirlerine çok benzeyen sözcükleri ayırmak için zengin bir vurgu sistemi geliştirilmiştir.&lt;br /&gt;f. Yeni anlam ve kavramlar; yeni sözcüklerle birleştirme veya vurgulamayla karşılanır. Bir sözcük değişik tonlarda söylendiğinde farklı on – on beş anlam kazanır.&lt;br /&gt;(ÇİNCE, TİBETÇE, SİYAMCA, LAOSÇA, GÜNEYDOĞU ASYA DİLLERİ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bitişken (Eklemli) Diller:&lt;br /&gt;a. Sözcük kökleri değişmez.&lt;br /&gt;b. Sözcüklere birtakım ekler getirilerek yeni sözcükler elde edilir. Türetilen sözcüklerle kök arasında anlam ilişkisi vardır.&lt;br /&gt;c. Sözcüklere getirilen eklerle cümle içindeki sözcüklerin görevlerinde değişiklik yapılabilir.&lt;br /&gt;d. Kök ile ekler açık bir şekilde birbirinden ayırt edilebilir.&lt;br /&gt;e. Bazı dillerde ekler sözcüğün sonuna, bazılarında ise sözcüğün başına getirilebilir.&lt;br /&gt;(TÜRKÇE, MOĞALCA, MANÇUCA, TUNGUZCA, KORECE, JAPONCA, FİNCE, MACARCA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Kaynaştıran (Polisentetik) Diller:&lt;br /&gt;a. Bu gruba giren dillerde cümle temel bir dil ögesine dayanır.&lt;br /&gt;b. Genellikle eylem cümledeki diğer ögeleri kendisiyle birleştirir. Bazen bir cümle bir sözcük durumuna gelebilir.&lt;br /&gt;c. Bitişme kesintiye uğramaz, cümlenin bütününe yayılır.&lt;br /&gt;d. Cümledeki sıralama belirli kurallara göredir.&lt;br /&gt;(AMERİKAN YERLİ DİLLERİ, GROENLAND DİLİ, ESKİMOCA, GÜRCÜCE)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Bükünlü (Çekimli) Diller:&lt;br /&gt;a. Bu dillerde tek heceli ve çok heceli sözcük kökleri vardır.&lt;br /&gt;b. Yeni sözcükler türetilirken ve çekim sırasında çoğu kez sözcük köklerinde önemli değişiklikler olduğu gibi, sözcük kökündeki asıl sesleri yeni sözcükte de bulmak mümkündür.&lt;br /&gt;c. Yeni anlam ve kavramlar anlatan sözcükler kökün içten kırılmasıyla aldığı değişik şekillerle karşılanır.&lt;br /&gt;d. Bükünlü diller kendi aralarında kök bükünlü ve gövde bükünlü olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br /&gt;(ARAPÇA ---&gt; KÖK BÜKÜNLÜ; ALMANCA, İNGİLİZCE, FRANSIZCA---&gt; GÖVDE BÜKÜNLÜ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK (Köken, menşe) BAKIMINDAN DİL GRUPLARI:&lt;br /&gt;1. Hint – Avrupa Dilleri: Avrupa ve Asya’da konuşulur.&lt;br /&gt;Romen dilleri (Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Romence…)&lt;br /&gt;Slav dilleri (Rusça, Ukraynaca, Lehçe. Çekçe, Slovakça, Bulgarca, Hırvatça…)&lt;br /&gt;Germen dilleri (İngilizce, Almanca, Hollandaca, İsveççe, Norveççe…)&lt;br /&gt;Asya dilleri (Hintçe, Farsça, Afganca, Urduca, Sanskristçe…)&lt;br /&gt;2. Hamî – Samî Dilleri: Güneybatı Asya ve Kuzeybatı Afrika’da konuşulur.&lt;br /&gt;İbranice, Arapça, Asurca, Aramca, Somalıce…&lt;br /&gt;3. Bantu Dilleri: Orta ve Güney Afrika’da konuşulur.&lt;br /&gt;Lingalaca, Lubaca, Kongoca, Gurca…&lt;br /&gt;4. Ural – Altay Dilleri: Fince, Macarca, Samoyetçe…&lt;br /&gt;Türkçe, Moğolca, Tunguzca…&lt;br /&gt;5. Çin – Tibet Dilleri: Güneydoğu Asya’da konuşulur.&lt;br /&gt;Çince, Tibetçe, Siyamca, Nagaca, Birmanca…&lt;br /&gt;6. Okyanusya Dilleri: Malayca. Cavaca, Tahitice…&lt;br /&gt;7. Amerikan Dilleri: Güney ve Kuzey Amerika’da konuşulur.&lt;br /&gt;Eskimo, Algonkin, Naçez, Atabaska, Maya, Uto-Aztek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilâl GÜLER&lt;br /&gt;DERS NOTLARI&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-116307128647794778?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/116307128647794778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=116307128647794778&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116307128647794778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/116307128647794778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2006/11/eitli-ynleriyle-dil.html' title='ÇEŞİTLİ YÖNLERİYLE DİL'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-115950610744267448</id><published>2006-09-29T07:52:00.001+03:00</published><updated>2008-12-02T21:00:15.487+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ders Notları'/><title type='text'>BAYRAĞIMIZ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;HİLÂL GÜLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Söke HFAL Türk Dili ve&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Edebiyatı Öğretmeni&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3424/2670/1600/cocuk_bayrak.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3424/2670/320/cocuk_bayrak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin başlangıcından bu yana insan topluluklarının “millet olma” bilincini ve kararlılığını gösterdikleri andan itibaren birer bayrakları olduğunu görürüz. Bu bayrak, o milletin bağımsızlığının sembolü olmasının yanı sıra; devlet biçiminin, millî birliğinin, dünya görüşünün, inancının, kültür ve tarihinin de birer aynası olmuştur.&lt;br /&gt;Binlerce yıllık bir geçmişi bulunan bayrak mevhumunun, Türklerde manevî ve içtimaî bir tarafı vardır. O, atadan oğla miras kalmış, sevgisi gönüllerde kuşaktan kuşağa taşınmıştır. Elden ele dolaşmış, bayramlarda en güzel süs, düğünlerde-derneklerde içten bir neşe kaynağı, düğün evinin alemi, zaferlerin baş tacı, düşmanın yüreğine indirilen korku ve haşmet sembolü olmuştur. Vatan tehlikeye düştüğü zamanlarda, bütün millet fertlerinin altında toplandığı güven kaynağı, millî birlik ve beraberliğin sembolü, küsleri ve dargınları bile tek hedefte kenetleyen bir bağ olmuştur. Hatta bayrak, eski Türklerde koruyucu bir ruh&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt;tur. Bu yüzden kutsaldır, başında nöbet tutulur. Yere düşürmemek, düşmana bırakmamak için de ölüm dahil her türlü fedakârlık ve tedbir alınır.&lt;br /&gt;Türk bayrağının varlığını en eski Türk devletlerine kadar uzatmak mümkündür. Hatta Oğuz Han; “Kün tuğ bolgıl, kök kurıkan” (Güneş bayrağımız, gökyüzü de çadırımız olsun) derken, bayrağın, dünyayı aydınlatan güneş kadar kendilerine yol gösterici ve o derecede de yüce olduğunu ifade ediyordu. Bu bir destanın ifadesidir. Destanlar milletlerin mâşerî&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt; vicdanından doğmamışlar mıdır? Bundan anlaşılıyor ki eski Türklerde bayrak ile tuğ arasında bir ayrım yoktur. Bazen tuğ yerine sonraları “sancak” da denilmiştir. Sancak ve tuğ, en kesin ayırımını Osmanlılarda bulmuştur. Sancak ve bayrak ayırımı ise cumhuriyetle açığa kavuşmuştur.Bayrak demek, renk demektir. Türk kavimlerinin sevmedikleri ve uğurlu saymadıkları bir rengi, bayrak olarak kabul etmeleri ve onun peşinden gitmiş olmaları da pek düşünülemez. Türklerde çok eski dönemlerden beri “kırmızı” renge büyük bir değer verilmiş ve saygı duyulmuştur. Bütün Türk devletlerinde de “kırmızı savaş sancağı” hiç değişmemiştir. Eski Türk kaynaklarında “kırmızı bayrak” yerine “kızıl bayrak” geçer. Kızıl bayrak yalnız, Türklerindir. Bağımsızlığın, şahâdetin ve kan dökmenin sembolüdür. Kırmızı sancak yanında “ak”, az da olsa “sarı sancak” da kullanılmıştır. Yavuz, kendi akınlarında ak ve kırmızı sancakları birleştirerek iki saltanat sancağı kullanmıştır.Bayrağımızdaki “al” renk, Karahanlılara kadar gitmektedir. Onlardan Selçuklulara ve Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı devletinden de miras olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilmiştir. Al, millî bir renk olmuştur.&lt;br /&gt;Ay ile yıldız, Türk mitolojisinde sık sık, yan yana kullanılır. Bayrağımızdaki ay ve yıldızın ne zaman yan yana getirildiğini bilmiyoruz. Osmanlı bayrağında “hilâl” vardı. Ancak yıldız yenidir. Bu sebeple Avrupalılar, kendi dini sembolleri olan “haç”ın karşısında “hilâl”i de İslamiyet’in sembolü olarak gördüler. Uzun yıllar Türklerle Avrupalılar arasındaki savaşlar, “hilâl-haç” mücadelesi olarak değerlendirilmiştir.&lt;br /&gt;Bayraktaki hilâl sembolüne bir de kutsallık katılmıştır. “Allah, hilâl, lâle” sözcükleri, Arapça’da aynı harflerle yazılır ve ebcet hesabı ile değerleri de aynıdır. Bu yüzden Türkler, “Allah” lafını yazmayı uygun görmedikleri mekânlarda hilâl veya lâle sembollerini kullanmışlardır &lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Bayraktaki yıldız motifi hem “ay” motifini tamamlaması hem de yıldızın hiç kimsenin yetişemeyeceği kadar yükseklerde olması, karanlık gecelerde yol göstermesi, aynı zamanda mecazî anlamıyla “gözde olmak, geleceği parlak olmak” gibi anlamlar taşıması yönünde kullanılmış olmalıdır.&lt;br /&gt;1982 Anayasası’nda devletimizin bayrağı, “şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı, al bayraktır” ifadesiyle geçmiştir. Sadece bu şekliyle geçmiş olması yeterli görülmemiş “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” diye kesin hükme de bağlanmıştır.&lt;br /&gt;Kırmızı zemin üzerinde hilâl ve yıldız bulunan bayrak, bir saltanat sancağı olarak 1793 yılında kabul edildi. Ancak buradaki yıldızın köşe sayısı sekiz idi. 1842 yılında Abdülmecit Han tarafından yıldızın şeklinin beş köşeli olması kanuna bağlandı&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;[4]&lt;/a&gt;. Cumhuriyetten sonra 22 Mayıs 1936 tarih ve 2894 sayılı kanunla bayrağımızın şekil ve ölçüleri tespit edildi. Bu ölçülerde değişiklik olmamak üzere 22 Eylül 1993 tarih ve 2983 sayılı kanun ile yeni bir düzenlemeye gidildi. Yine şekli ve kullanılacağı yerler, bayrak çekip indirme usul ve esasları 13.07.1983 tarih ve 186976 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Bayrağı Tüzüğü ile yeniden tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül 2006&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;1]&lt;/a&gt; Prof. Dr. B. Ögel, T. K. T’ne Giriş VI K. B. 1184 s.221&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; Birleşik, ortak.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;[3]&lt;/a&gt; Mefkûre Melhoğlu, “Gün-ay Kültürü ve Türk Bayrağı’ndaki Ay ile Yıldız”, Türk Kültürü sayı.389, s. 537&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=25544269#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;4]&lt;/a&gt; Bayrak, Türkiye Gazetesi Rehber Ans. 2. cilt – s. 211&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-115950610744267448?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://gencgorus18.sitemynet.com/gencgorus/id4.htm' title='BAYRAĞIMIZ'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/115950610744267448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=115950610744267448&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/115950610744267448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/115950610744267448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2006/09/bayraimiz.html' title='BAYRAĞIMIZ'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-115411261676163009</id><published>2006-07-28T21:43:00.001+03:00</published><updated>2008-12-02T21:00:36.346+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>UCU YANIK MEKTUPLAR</title><content type='html'>Bu hüzünlü günler karışıklıkların başıydı henüz. Heryerde bir huzursuzluk, insanlar arası bir soğukluk vardı. Belliydi bir savaş çıkacağı. Korkunun sessizliği kaplamıştı dört bir yanı. Doğa bile kızmıştı insanların bu davranışına, bir tek ses çıkarmıyor içten içe kinleniyordu.Göçmen Türkler Yunanistan'dayken başlamıştı tüm baskılar. Türkleri sindirip ele geçireceklerini sanıyorlardı. Henüz ne Türkleri ne de özgürlüklerini tam anlamıyla tanıyamamışlardı anlaşılan. Bastığı her toprağı kendi vatanı gibi koruyan bir milleti, bu baskılar caydıramazdı. Onlar Yunanları da savunmuşlar, kazanmışlardı. Yunan hükümetinin bile Türk askerine maaş bağlaması bundandı.&lt;br /&gt;Bir kadın vardı içlerinde; sessiz, sakin ama sert görünüşlü bir kadın. İçinde korku olsa da bakışlarından cesaret fışkırırdı. İlk harbe babası da katılmıştı. O bahsedilen özgürlüğüne düşkün Türk askerlerinden biri de Servet Hanım'ın babası Hasan'dı. Küçüklüğünden gelen bu sessizliği de muhtemelen canından çok sevdiği babasını kaybetme korkusundan kaynaklanmıştı. Ülkeler arasında olduğu gibi onların da sakin bir yaşantıları yoktu. Ayaklanmalardan, gün aşırı çıkan isyanlardan tedirgindiler artık. Her ne kadar buraya, Selanik'e, alışsalar da gitmeleri gerekiyordu. Babası savunduğu bu toprakları, bu toprakların altında yatan karısını bırakmak istemese de bunu kızı için yapmalıydı. Anadolu'ya gelmeye karar verdiler.&lt;br /&gt;Anadolu'ya gelirken hayatının ikinci acısını da yaşamıştı Servet Hanım. Babası ölmüş, onu bu yabancı topraklarda yapayanlız bırakmıştı. Servet Hanım'ın çekingenliğinden mi, yoksa o zamanki hayat şartlarının çok daha zor olmasından mı bilinmez, yanlızlığa çok dayanamadı. Evlendiği eşinden çok geçmeden bir de oğlu oldu. Bilinçaltındaki tek oğul isteğinin babasından kaynaklandığını o da biliyordu. Eşinin de anlayışı sayesinde oğluna Hasan adını vermişti. Oğlunu canından çok sever, gözünden sakınırdı. Oğlu ergenlik çağına girdiği sıralarda Anadolu'da karışıklıklar başlamıştı. Anadolu'da Mustafa Kemal adı duyuluyordu.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal: "Tek çıkar yol, Kurtuluş savaşıdır!" diyordu.&lt;br /&gt;Yavaş yavaş her gence askerlik kâğıtları gelmeye başlamıştı. Savaş başladığında ülkenin çıkarsız ve güçsüz hali, eli silah tutabilen her erkeğin savaşa gitmesini gerektirmişti. Servet Hanım buna nasıl dayanırdı? Tek oğlu da giderse ne yapardı? Ne kadar bir asker olarak babasıyla gurur duysa da oğluna kıyamıyor, askerliği istemiyordu.&lt;br /&gt;Hasan'ı da aldılar cepheye sorgusuz, sualsiz daha eğitim bile verilmeden. Köyde, kentte erkek kalmamıştı. Erkekler cephede savaşırken kadınlar da yaşam savaşı veriyordu. Her işi yapıyor bir de orduya destek çıkmaya çalışıyorlardı. Köyde biri ölse kadınlar kaldırır olmuştu cenazeyi. Cephede ise eli titreyen çocuk yaştaki erkekler, daha savaşı anlamadan birer birer şehit oluyorlardı. Ucu yanık mektuplar anaların yüreğini yakar olmuştu. Ama Servet Hanım umutluydu. "Ben babam için de endişelenmiştim o savaştan bir kahraman gibi geldi. Hasanım da öyle gelecek" diye telkin ediyordu kendini.&lt;br /&gt;İnanmak istemese de ucu yanık mektup bir gün ona da geldi. Mektubu eline aldığı anda kemiklerinden üç tık sesi geldi. Artık çökmüştü. Vücudu bile buna dayanamamış, kambur olmuştu. Hiç inanmadı öldüğüne, yakıştıramadı bunu Hasan'ına. Acıların en büyüğü de evlat acısıydı Servet Hanım'a göre.&lt;br /&gt;Savaş bitmiş, ferah günlere çıkılmaya başlanmıştı. Büyük Komutan Mustafa Kemal, işgalden kurtulan şehirleri bir ödül gibi ziyaret ediyor, halka karışıyordu. O zamanlarda Servet Hanım'a, Servet ana denmeye başlanmıştı. Sessizliği ve sırtındaki buruk acılarıyla bir ölü gibi yaşardı. Herkes üzülür ama çaresiz kalırdı onun karşısında. Mustafa Kemal, Servet ananın köyüne de gelmişti. Davul, zurnayla, büyük coşkuyla karşılanmıştı. Tek coşku Servet ana da yoktu. Elbette o da seviniyordu savaşın bittiğine ama bencillik bu ya "Hasanı'm gitti, neye yarar?" diyordu. Ağlayıp duruyordu köşesinde. Bu hüzün Mustafa Kemal'in gözünden kaçmadı. Mavi gözleriyle Servet ananın gözünün içine bakmak istedi ama Servet ana gözlerini kaçırıyordu sürekli. En sonunda dayanamadı, sordu Mustafa Kemal.&lt;br /&gt;- Neyin var anacım?&lt;br /&gt;Servet ana başını kaldırdı. Şimdi daha cesaretli ve kararlı bakıyordu.&lt;br /&gt;Sessizliğini bozdu ilk defa:&lt;br /&gt;- Benim babam Türklük onuru için yad ellerde savaştı, ne Türklere söz getirdi ne de ezdirdi. Ama sen benim yavrumu koruyamadın. Tek varlığım, Hasan'ım gitti. Neyin var diye soruyordun, işte tüm derdim bu. Şimdi söyle bakalım Hasan'ımı bana geri verebilecek misin? dedi.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal üzülmüştü bu boynu bükük, bağrı yanık anaya. Topluluğa döndü ve tekrar Servet anaya dönerek;&lt;br /&gt;- Belki sana Hasan'ı veremem ya da Ahmetleri, Mehmetleri ama bu coşku dolu insanları verebilirim. Geleceğe umutla bakan çocukları, evlat sevgisiyle yaşayan anaları, babaları ve bir daha hiçbir savaşın olmasına izin vermeyecek gençleri verebilirim. İçindeki acı belki bunlarla biraz hafifler, dedi.&lt;br /&gt;Servet ana ağlıyordu şimdi, haklıydı.&lt;br /&gt;Bu büyük lider, artık kendi çocuğu gibi kucaklıyordu herkesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;Ece SERT&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-115411261676163009?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/115411261676163009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=115411261676163009&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/115411261676163009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/115411261676163009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2006/07/ucu-yanik-mektuplar.html' title='UCU YANIK MEKTUPLAR'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25544269.post-115410312636708534</id><published>2006-07-28T18:46:00.001+03:00</published><updated>2008-12-02T21:00:55.119+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiirler'/><title type='text'>BİN BİR RENK</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3424/2670/1600/angels_60.png"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3424/2670/320/angels_60.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maviyi gördüm sende,&lt;br /&gt;Uçsuz bucaksız denizlerdeki maviyi.&lt;br /&gt;Bazen açık, bazen koyu&lt;br /&gt;Hep seni derinlerine çeken&lt;br /&gt;İçinde rahatladığım&lt;br /&gt;Dışında düşlediğim maviyi gördüm sende&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşili gördüm sende&lt;br /&gt;Saflığını henüz yitirmemiş ormanların yeşili&lt;br /&gt;Bazen açık, bazen koyu&lt;br /&gt;Hep gözlerimin daldığı&lt;br /&gt;İçinde iyi hissettiğim&lt;br /&gt;Dışında düşlediğim yeşili gördüm sende&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızıyı gördüm sende&lt;br /&gt;Savaşlarda durmadan akan kırmızıyı&lt;br /&gt;Bazen açık, bazen koyu&lt;br /&gt;Hep içimi acıtan&lt;br /&gt;İçinde korktuğum&lt;br /&gt;Dışında ürktüğüm kırmızıyı gördüm sende&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayboldum renklerinde&lt;br /&gt;Ben büründükçe bin bir rengine&lt;br /&gt;Sen bir yıldız olmayı seçtin bende&lt;br /&gt;Bana uzak oldun bile bile&lt;br /&gt;Bir parça beyaz aldım kendime&lt;br /&gt;Şimdi sadece siyahın kaldı yüreğimde.&lt;br /&gt;Bıraktığın his bedenimde&lt;br /&gt;Bana acı vermeye devam etse de&lt;br /&gt;Adın inatla yine dilimde.&lt;br /&gt;Ayrılığı anlatan her bestede;&lt;br /&gt;Aklıma gelir hayâlin,&lt;br /&gt;Buğulanır gözlerim...&lt;br /&gt;Ben ağladıkça gökyüzünden yıldızlar kayar&lt;br /&gt;Tanrı'dan onların "sen" olmasını dilerim&lt;br /&gt;Ruhun kalbimi sarsarken en şiddetlisinden&lt;br /&gt;Ben yine azimle yıkılmam,&lt;br /&gt;Tek çarem olan seni isterim.&lt;br /&gt;Çaresizliğin ve sitemin kol gezdiği&lt;br /&gt;Tek korkum olan zindan gibi gecelerde&lt;br /&gt;Gözlerimi kapatır, seni beklerim&lt;br /&gt;Seni düşlerim&lt;br /&gt;Seni özlerim&lt;br /&gt;Ve bir gün geleceksin bilirim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;Gözde BAYLAN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25544269-115410312636708534?l=gencgorus.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencgorus.blogspot.com/feeds/115410312636708534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25544269&amp;postID=115410312636708534&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/115410312636708534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25544269/posts/default/115410312636708534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencgorus.blogspot.com/2006/07/bin-bir-renk.html' title='BİN BİR RENK'/><author><name>GENÇ GÖRÜŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08256139688629335799</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
